Ailenin Favorisi Kim?

thb_aileninfavorisi_050112

Birden fazla çocuğa sahipseniz eğer, aralarında birazcık da olsa kayırdığınız var mı? Hemen “Aaaa o ne biçim soru öyle!” deyip beni kınamadan önce bir an durun ve düşünün. Kendi kendinizesiniz. Kimseye bunu itiraf etme mecburiyetiniz de yok üstelik. Gerçekten minicik de olsa bir farklılık yok mu sevginizin miktarında?

Hâlâ cevabınız hayırsa, daha eskilere, kendi çocukluğunuza gitmenizi isteyeceğim. O zamanlar hisseder miydiniz kardeşlerinizle (abla/ağabeylerinizle) böyle bir fark? Belki tam ne olduğunu anlayamadığınız ama sizi huzursuz edebilecek veya “Kardeşimin yaptıkları hep benimkilerden daha fazla farkediliyor.” tarzı düşüncelerinizin olduğu anlar var mıydı? Ya da aile büyüklerinden birinin sizi kenara çekip, kulağınıza “Ben en çok seni seviyorum. Ama kimseye söyleme.” dediği olmamış mıdır?

TIME Dergisi bu konuyu ele almıştı bir süre önce. Benim de ilgimi çekti açıkcası. Sonuçta biz de iki kız kardeşiz.

Bu arada ben bize gösterilen sevginin azlığı/çokluğu konusunda asla bir farklılık hissetmedim. Hem annem, hem babam her ikimize de eşit oranda sevgi vermeye çok ama çok özen gösterdiler. Hiç mi farklılık yoktu? Becerilerimiz, başarılarımız farklı konulardaydı. Bu anlamda tabii ki övgüler de ona göreydi. Ama hiçbir zaman birimizin diğerimize örnek gösterildiğini hatırlamam.
Time DergisiGelelim derginin içeriğine. Yazı Jeffrey Kluger’ın The Sibling Effect (“Kardeş Etkisi”)başlıklı kitabından alınmış.

Ebeveynlerinizin size söylediklerine inanmayın. Mutlaka bir taneniz favorileriydiniz. Sizin de aynı şekilde seçim yaptığınız kesin. Peki, bu neden hepimizin içinde?” diyor Kluger.

Küçüklüğümüzde büyüklerimiz bize tatlı beyaz yalanlar söylerler.  Biz de aynılarını çocuklarımıza söylüyoruz. Neler mi? Mesela o anlaşılamayan çizikleri gururla size gösteren çocuğunuza “Bu resim gerçekten tam büyükannene benzemiş” diyebiliyoruz. Ya da “Yooo o parayı yastığının altına ben koymadım. Diş perisi getirdi.” dediğiniz hiç olmadı mı?

Bunun gibi “Çocuklarımız arasında asla favorimiz yok.Her ikisini de eşit seviyoruz.” cümlesi de sık sık geçenler arasındadır. Buna hem ebeveynler inanmak ister, hem çocuklar. Ama anne-babalar bunun tam olarak da doğru olmadığını bilir, çocuklarsa hisseder ama o kıymetli kardeş bağını bozmamak adına sesini çıkartmaz.” diyor yazar.

Yazıda kimsenin bunu itiraf edemediği belirtilmiş. Blogu Babble.com’da “Galiba Oğlumu Birazcık Daha Fazla Seviyorum” başlıklı bir yazı yazan iki çocuk annesi, pek çok anne tarafından kınanmış. Ancak onu anladığını yazan bir kişi de olmuş.

Aslında genlerimizde kendimizi beğendirme isteği olduğu yazılmış. “Kardeşler çocukluklarında hep daha fazla ilgi için mücadele ederler. Anne ya da babanın gözüne girmek amaçtır. Hatta bu konuda uzmanlaşmışlardır. Hangi özellikleri kimi etkileyecekse onu en ilgi çekici hâle getirmeye uğraşırlar.” diye belirtmiş yazarımız.

Peki doğanın kanunu olarak görülen bu ayırım neye göre yapılıyor?

Öncelikle fiziksel özellikler favorinin belirlenmesinde etken oluyormuş. Daha kuvvetli, daha güzel olan diğerlerine göre tercih edilebiliyormuş.

İlk doğan çocuğa anne-baba en fazla eforu ve zamanı harcadığı için ona olan bağlılıkları da daha yüksek olabiliyormuş.

Bir ebeveynin çocuklardan birine fazlasıyla iyi davranması, diğer ebeveynin ezilen ya da sevgisiz kalan çocuğa kol kanat germesine neden olabiliyormuş. Bu da annenin bir çocuğa, babanın ise diğerine fazla ilgi göstermesiyle son derece yanlış bir aile yapısı oluşturabiliyormuş.

Bir diğer ayırım noktası ise cinsiyet oluyormuş. Genel çizgi, babaların kızları, annelerin erkekleri tercih etmesi yönündeymiş. Çocukların kendilerine benziyor olması da çok hoşa gidiyormuş. Mesela sanat yönü kuvvetli bir erkek çocuk nasıl annenin hoşuna gidiyorsa, sıkı bir iş kadını olan kız çocuk da babanın hoşuna gidebiliyormuş.
Cinsiyet üç çocuklu ailelerde özellikle etkili oluyormuş. Normalde ilk ve son çocuğun favori olma ihtimali daha yüksek iken,  erkek-kız-erkek çocuklardan oluşan bir ailede kız favori olabiliyormuş (ya da kız-erkek-kız kombinasyonunda erkeğin olabileceği gibi).

Bu durum her iki çocuğa da zarar veriyor yazıya göre. Kardeşine göre az sevilen çocuk doğal olarak daha depresif, daha endişeli olabiliyormuş. (Bu arada bu çocukların ailede bulamadıklarını dışarıdaki sosyal yaşamda aradıklarından, bu yönlerinin fazlasıyla gelişmekte olduğu da vurgulanmış yazıda – olumlu bir etki olarak.)

Öte yandan tercih edilen çocuk için ise pek çok farklı olumsuz etkiler söz konusu diyor yazarımız. Gerek gerçek hayatta kimsenin onu ailesindeki gibi el üstünde tutmayacak olması, gerekse kardeşinden daha fazla sevilmenin getirdiği suçluluk duygusu ve kimi zaman kardeşi tarafından suçlanması, hırpalanması hayatı mutsuz kılabiliyormuş.

Tek izah edilebilecek ayırımcılık, çocuklardan birinin “özel” çocuk olması hâlinde deniyor. Yardıma muhtaç bir çocuğun varolduğu bir ailede doğal olarak ilgi ona odaklanmak durumunda kalıyor. Yine de diğer sağlıklı çocukların ihtiyaçları her zaman için gözetilmeli.  “Bu farklı ilginin nedeninin mutlaka izah edilmesi çok önemli” diyor Purdue Üniversitesi’nden Shawn Whiteman.

İlk çocukla yaşananlar her zaman için yeni bir heyecan olurken, sonradan gelenlerinki tekrardan ibaret oluyor deniyor. İlk çocuğun üzerine titrenirken ikinci ve üçüncü çocuklarda ebeveynler daha rahatlıyor ve bu nedenle küçük çocuklar herşeyi daha erken yapıyorlar.

Bir güzel haber ise bu yaşananların çoğunlukla fazla iz bırakmıyor olması. Belki tam anlamıyla hafızadan silinmese de aile ilişkilerine ya da kişiliğe fazla zarar vermiyor.  İleri yaşlarda yaşlanan anne-babaya kimin bakacağı ya da mirasta kimin daha fazla payı olduğu gibi konularda tekrar alevlense de hayat devam ediyor diye belirtmiş yazarımız.

Yazı hem çok kapsamlı, hem de çok ilginç. Konu ile ilgili pek çok otoritenin araştırma sonuçlarına ve görüşlerine yer verilmiş. Ben oldukça özet hâle getirdim sizler için. Bu arada yazarın da kendi özelinde böyle bir tercih edilmeme durumu var. Bunu da açıklıkla dile getirmiş. Ama hâlâ annesinden bir itiraf alamamış!

2 Yorum
  1. meral müminoğlu
    6 Ocak 2012 | 19:22

    Ben cocukken zaman zaman annemin abimi daha cok sevdiğine değil ama onu kolladığına ve kayırdığına inanirdim. Hala da gercek o idi diyorum ve bu duygu da annem ölene kadar devam etti. Ben de anne olunca gercekten SEVGİ de asla bir farklılık olmadığını ama kimin o anda daha cok sıkıntısı veya gereksinmesi varsa kalbinizin ona kaydığını gördüm,böylece de annemi anladım. Bir film vardı Sophie’S cHOİCE,Merryl Streep oynuyordu… , ALLAH KİMSEYİ EVLATLARININ ARASINDA TERCİH ETTİRTMEK DURUMUNDA BIRAKMASIN, annelik cok kompleks bir duygu tüm evlatlar için canını verir.

  2. Ece Ermeç Üster
    15 Ocak 2012 | 17:31

    Ay ay allah korusun!
    Hep sağlıkla, keyifle, ahenk ve mutlulukla çocuklarımızın güzel günlerini, başarılarını görüp, paylaşıp, 1500 olan keyfimize keyif katalıııııım!

Yorumunuzu Yazın

Ailenin Favorisi Kim?

thb_aileninfavorisi_050112

Birden fazla çocuğa sahipseniz eğer, aralarında birazcık da olsa kayırdığınız var mı? Hemen “Aaaa o ne biçim soru öyle!” deyip beni kınamadan önce bir an durun ve düşünün. Kendi kendinizesiniz. Kimseye bunu itiraf etme mecburiyetiniz de yok üstelik. Gerçekten minicik de olsa bir farklılık yok mu sevginizin miktarında?

Hâlâ cevabınız hayırsa, daha eskilere, kendi çocukluğunuza gitmenizi isteyeceğim. O zamanlar hisseder miydiniz kardeşlerinizle (abla/ağabeylerinizle) böyle bir fark? Belki tam ne olduğunu anlayamadığınız ama sizi huzursuz edebilecek veya “Kardeşimin yaptıkları hep benimkilerden daha fazla farkediliyor.” tarzı düşüncelerinizin olduğu anlar var mıydı? Ya da aile büyüklerinden birinin sizi kenara çekip, kulağınıza “Ben en çok seni seviyorum. Ama kimseye söyleme.” dediği olmamış mıdır?

TIME Dergisi bu konuyu ele almıştı bir süre önce. Benim de ilgimi çekti açıkcası. Sonuçta biz de iki kız kardeşiz.

Bu arada ben bize gösterilen sevginin azlığı/çokluğu konusunda asla bir farklılık hissetmedim. Hem annem, hem babam her ikimize de eşit oranda sevgi vermeye çok ama çok özen gösterdiler. Hiç mi farklılık yoktu? Becerilerimiz, başarılarımız farklı konulardaydı. Bu anlamda tabii ki övgüler de ona göreydi. Ama hiçbir zaman birimizin diğerimize örnek gösterildiğini hatırlamam.
Time DergisiGelelim derginin içeriğine. Yazı Jeffrey Kluger’ın The Sibling Effect (“Kardeş Etkisi”)başlıklı kitabından alınmış.

Ebeveynlerinizin size söylediklerine inanmayın. Mutlaka bir taneniz favorileriydiniz. Sizin de aynı şekilde seçim yaptığınız kesin. Peki, bu neden hepimizin içinde?” diyor Kluger.

Küçüklüğümüzde büyüklerimiz bize tatlı beyaz yalanlar söylerler.  Biz de aynılarını çocuklarımıza söylüyoruz. Neler mi? Mesela o anlaşılamayan çizikleri gururla size gösteren çocuğunuza “Bu resim gerçekten tam büyükannene benzemiş” diyebiliyoruz. Ya da “Yooo o parayı yastığının altına ben koymadım. Diş perisi getirdi.” dediğiniz hiç olmadı mı?

Bunun gibi “Çocuklarımız arasında asla favorimiz yok.Her ikisini de eşit seviyoruz.” cümlesi de sık sık geçenler arasındadır. Buna hem ebeveynler inanmak ister, hem çocuklar. Ama anne-babalar bunun tam olarak da doğru olmadığını bilir, çocuklarsa hisseder ama o kıymetli kardeş bağını bozmamak adına sesini çıkartmaz.” diyor yazar.

Yazıda kimsenin bunu itiraf edemediği belirtilmiş. Blogu Babble.com’da “Galiba Oğlumu Birazcık Daha Fazla Seviyorum” başlıklı bir yazı yazan iki çocuk annesi, pek çok anne tarafından kınanmış. Ancak onu anladığını yazan bir kişi de olmuş.

Aslında genlerimizde kendimizi beğendirme isteği olduğu yazılmış. “Kardeşler çocukluklarında hep daha fazla ilgi için mücadele ederler. Anne ya da babanın gözüne girmek amaçtır. Hatta bu konuda uzmanlaşmışlardır. Hangi özellikleri kimi etkileyecekse onu en ilgi çekici hâle getirmeye uğraşırlar.” diye belirtmiş yazarımız.

Peki doğanın kanunu olarak görülen bu ayırım neye göre yapılıyor?

Öncelikle fiziksel özellikler favorinin belirlenmesinde etken oluyormuş. Daha kuvvetli, daha güzel olan diğerlerine göre tercih edilebiliyormuş.

İlk doğan çocuğa anne-baba en fazla eforu ve zamanı harcadığı için ona olan bağlılıkları da daha yüksek olabiliyormuş.

Bir ebeveynin çocuklardan birine fazlasıyla iyi davranması, diğer ebeveynin ezilen ya da sevgisiz kalan çocuğa kol kanat germesine neden olabiliyormuş. Bu da annenin bir çocuğa, babanın ise diğerine fazla ilgi göstermesiyle son derece yanlış bir aile yapısı oluşturabiliyormuş.

Bir diğer ayırım noktası ise cinsiyet oluyormuş. Genel çizgi, babaların kızları, annelerin erkekleri tercih etmesi yönündeymiş. Çocukların kendilerine benziyor olması da çok hoşa gidiyormuş. Mesela sanat yönü kuvvetli bir erkek çocuk nasıl annenin hoşuna gidiyorsa, sıkı bir iş kadını olan kız çocuk da babanın hoşuna gidebiliyormuş.
Cinsiyet üç çocuklu ailelerde özellikle etkili oluyormuş. Normalde ilk ve son çocuğun favori olma ihtimali daha yüksek iken,  erkek-kız-erkek çocuklardan oluşan bir ailede kız favori olabiliyormuş (ya da kız-erkek-kız kombinasyonunda erkeğin olabileceği gibi).

Bu durum her iki çocuğa da zarar veriyor yazıya göre. Kardeşine göre az sevilen çocuk doğal olarak daha depresif, daha endişeli olabiliyormuş. (Bu arada bu çocukların ailede bulamadıklarını dışarıdaki sosyal yaşamda aradıklarından, bu yönlerinin fazlasıyla gelişmekte olduğu da vurgulanmış yazıda – olumlu bir etki olarak.)

Öte yandan tercih edilen çocuk için ise pek çok farklı olumsuz etkiler söz konusu diyor yazarımız. Gerek gerçek hayatta kimsenin onu ailesindeki gibi el üstünde tutmayacak olması, gerekse kardeşinden daha fazla sevilmenin getirdiği suçluluk duygusu ve kimi zaman kardeşi tarafından suçlanması, hırpalanması hayatı mutsuz kılabiliyormuş.

Tek izah edilebilecek ayırımcılık, çocuklardan birinin “özel” çocuk olması hâlinde deniyor. Yardıma muhtaç bir çocuğun varolduğu bir ailede doğal olarak ilgi ona odaklanmak durumunda kalıyor. Yine de diğer sağlıklı çocukların ihtiyaçları her zaman için gözetilmeli.  “Bu farklı ilginin nedeninin mutlaka izah edilmesi çok önemli” diyor Purdue Üniversitesi’nden Shawn Whiteman.

İlk çocukla yaşananlar her zaman için yeni bir heyecan olurken, sonradan gelenlerinki tekrardan ibaret oluyor deniyor. İlk çocuğun üzerine titrenirken ikinci ve üçüncü çocuklarda ebeveynler daha rahatlıyor ve bu nedenle küçük çocuklar herşeyi daha erken yapıyorlar.

Bir güzel haber ise bu yaşananların çoğunlukla fazla iz bırakmıyor olması. Belki tam anlamıyla hafızadan silinmese de aile ilişkilerine ya da kişiliğe fazla zarar vermiyor.  İleri yaşlarda yaşlanan anne-babaya kimin bakacağı ya da mirasta kimin daha fazla payı olduğu gibi konularda tekrar alevlense de hayat devam ediyor diye belirtmiş yazarımız.

Yazı hem çok kapsamlı, hem de çok ilginç. Konu ile ilgili pek çok otoritenin araştırma sonuçlarına ve görüşlerine yer verilmiş. Ben oldukça özet hâle getirdim sizler için. Bu arada yazarın da kendi özelinde böyle bir tercih edilmeme durumu var. Bunu da açıklıkla dile getirmiş. Ama hâlâ annesinden bir itiraf alamamış!

2 Yorum
  1. meral müminoğlu
    6 Ocak 2012 | 19:22

    Ben cocukken zaman zaman annemin abimi daha cok sevdiğine değil ama onu kolladığına ve kayırdığına inanirdim. Hala da gercek o idi diyorum ve bu duygu da annem ölene kadar devam etti. Ben de anne olunca gercekten SEVGİ de asla bir farklılık olmadığını ama kimin o anda daha cok sıkıntısı veya gereksinmesi varsa kalbinizin ona kaydığını gördüm,böylece de annemi anladım. Bir film vardı Sophie’S cHOİCE,Merryl Streep oynuyordu… , ALLAH KİMSEYİ EVLATLARININ ARASINDA TERCİH ETTİRTMEK DURUMUNDA BIRAKMASIN, annelik cok kompleks bir duygu tüm evlatlar için canını verir.

  2. Ece Ermeç Üster
    15 Ocak 2012 | 17:31

    Ay ay allah korusun!
    Hep sağlıkla, keyifle, ahenk ve mutlulukla çocuklarımızın güzel günlerini, başarılarını görüp, paylaşıp, 1500 olan keyfimize keyif katalıııııım!

Yorumunuzu Yazın