Anneme Söyleyemem Çünkü…

Geçenlerde Burcu ve Berk ile… serisiyle ilintili bir etkinlik için gittiğim anaokulunda çocuklarla “Hayır Diyebilirsin” kitabı üzerinden zorbalık konusunu işledik.

Okullara gittiğimde kitabı baştan sona okumaktansa, kitapta bahsi geçen konuyu çocuklarla birlikte ele almayı tercih ediyorum. Onlara da, bana da katkısı daha fazla oluyor gibi geliyor.

Bu çerçevede kitapta önce Burcu’nun yaşadığı zorluk hakkında konuştuk. Ardından ailelerimize okulda veya okul dışında arkadaşlarımızla yaşadığımız herhangi bir zorluktan ne kadar bahsettiğimize sıra geldi. Bu konuyu özellikle “deşmek” istiyorum çünkü bir anne olarak beni en korkutan düşünce, kızımın başı derde girdiğinde bize gelmeye çekinmesi.

Burcu okuldaki bir arkadaşından, üstelik de sevdiği, yakın olduğu bir arkadaşından zorbalık görüyor. Bunu ilk etapta annesi ve babasıyla paylaşmak istemiyor. Halbuki uzun zamandır dertli olduğu bir konu.

Tam bu noktada can alıcı soruyu soruyorum, “Bazen başımız dertteyken ailemizle bunu paylaşmakta zorlanır mıyız? Hiç böyle bir durumda kaldınız mı?”

Parmaklar kalkıyor heyecanla! “Evet!” diyor pek çok ses.

“Peki neden acaba?” diyorum onlara. “Sonuçta onlar bizim en yakınlarımız.”

“Üzülürler,” diyor biri.

“Endişelenirler,” diyor bir diğeri.

“Kızarlar belki!” diyor birkaç tanesi.

Böyle devam ediyor paylaşımlar.

Öğretmenler de ben de anlık bir duraksama yaşıyoruz. Tabii ki tutup onlara bilmiş bilmiş, “Ama mutlaka konuşun. Bakın sonra şu olur bu olur…” demeyeceğim. Asla! Ders vermek için orada değilim ben.

Burcu ve Berk ile SerisiKitaba geri dönüyoruz.

Berk Burcu’nun derdini ağzından kaçırınca, Burcu kardeşine çok kızsa da bu durumun onu ittiği yol nihayetinde rahatlamasını sağlıyor.

Biraz bu konuya odaklanıyoruz. Berk ağzından kaçırdı. Bunun üzerine annesi ve babası Burcu’ya ne olduğunu sordular. Yapılan sohbet sonucunda Burcu’nun baştan istemese de anlattıkça, paylaştıkça ne kadar rahatladığı noktasına geldi. Çünkü bunu yaşayan sadece o değildi. Babasının da annesinin de ona aktarabileceği pek çok farklı türde tecrübe ve bilgi vardı. Ders verir niteliğinde değil. Sohbet kıvamında.

Kitabı tamamladığımızda çocuklar başlarına böyle bir şey gelirse hem nasıl çözebileceklerinin üzerinden geçmiş, hem de yardım istemenin çok doğal olduğu konusunda hemfikir olmuşlardı.Burcu ve Berk ile Hayır Diyebilirsin

Benim de içim rahatlamıştı.

Bu süreci sizlerle paylaşmak istedim. Çünkü biz ebeveynlerin dikkat etmesi gereken çok ince bir çizgi var. “Arkadaşlık” ile “ulaşılır olma” arasındaki o ince çizgiyi görebilmemiz lazım. Bizler çocuklarımıza yakın olmak isterken, onlara “Biz seninle arkadaşız,” hissini aktarmaya çabalarken büyük bir yanlış yapıyoruz gibi geliyordu bana oldu bitti.

Benim amacım çocuğumun arkadaşı olmaktan öte, onun güvenebileceği, sırtını dayayabileceği bir kale, istediğinde rahatlıkla uzanabileceği, gerektiğinde omuzunda hüngür hüngür ağlayabileceği, onu her koşulda (tüm zayıflıkları ve hatalarıyla) seven bir YETİŞKİN olabilmek.

Arkadaş olmamalıyız bence. Ötesi olmalıyız. Hep yanında olduğumuzu hissettirmeliyiz, sözel ve davranışsal olarak. Bilsin ki başı sıkıştığında annesi/babası onu eleştirmeden dinleyecek. Yardım eli uzatacak. Onun doğru yolu bulmasında bir fener görevi görecek. Onun adına yapmayacak ama ona nasıl yapacağını öğretecek. Sevgi ve saygı ile.

Dert ortağı olacak ama kendi endişelerini ona yüklemeyecek. Hayatta inişleri ve çıkışları yaşamış bir kişi olarak onunla tecrübelerini paylaşacak.
“Hayat devam ediyor ve çok da güzel.” Evet, evet, bunu hissettirecek o gencecik kalbe.

Ne olur kendi duygusal iniş çıkışlarınızı, endişelerinizi onlara yansıtmayın. Siz kusursuz değilsiniz. Bunu görsünler. Ama nasıl toparlandığınıza da şahit olsunlar. Kuvvetli olun. Göstermelik değil, gerçekten sevgiyle kuvvetin aynı karede birleşebildiğini gösterin. Hayata karşı sert değil, zorluklara karşı dirençli olun.

İnce çizgiyi ıskalamayın, ıskalamayalım. Hepimize kolay gelsin :)

2 Yorum
  1. İpek Ongun
    27 Şubat 2018 | 15:31

    Şahane bir tespit. Bravo Defne.
    O kadar doğru ve önemli ki.

  2. Defne Ongun Müminoğlu
    23 Mart 2018 | 17:54

    :) :)

Yorumunuzu Yazın

Anneme Söyleyemem Çünkü…

Geçenlerde Burcu ve Berk ile… serisiyle ilintili bir etkinlik için gittiğim anaokulunda çocuklarla “Hayır Diyebilirsin” kitabı üzerinden zorbalık konusunu işledik.

Okullara gittiğimde kitabı baştan sona okumaktansa, kitapta bahsi geçen konuyu çocuklarla birlikte ele almayı tercih ediyorum. Onlara da, bana da katkısı daha fazla oluyor gibi geliyor.

Bu çerçevede kitapta önce Burcu’nun yaşadığı zorluk hakkında konuştuk. Ardından ailelerimize okulda veya okul dışında arkadaşlarımızla yaşadığımız herhangi bir zorluktan ne kadar bahsettiğimize sıra geldi. Bu konuyu özellikle “deşmek” istiyorum çünkü bir anne olarak beni en korkutan düşünce, kızımın başı derde girdiğinde bize gelmeye çekinmesi.

Burcu okuldaki bir arkadaşından, üstelik de sevdiği, yakın olduğu bir arkadaşından zorbalık görüyor. Bunu ilk etapta annesi ve babasıyla paylaşmak istemiyor. Halbuki uzun zamandır dertli olduğu bir konu.

Tam bu noktada can alıcı soruyu soruyorum, “Bazen başımız dertteyken ailemizle bunu paylaşmakta zorlanır mıyız? Hiç böyle bir durumda kaldınız mı?”

Parmaklar kalkıyor heyecanla! “Evet!” diyor pek çok ses.

“Peki neden acaba?” diyorum onlara. “Sonuçta onlar bizim en yakınlarımız.”

“Üzülürler,” diyor biri.

“Endişelenirler,” diyor bir diğeri.

“Kızarlar belki!” diyor birkaç tanesi.

Böyle devam ediyor paylaşımlar.

Öğretmenler de ben de anlık bir duraksama yaşıyoruz. Tabii ki tutup onlara bilmiş bilmiş, “Ama mutlaka konuşun. Bakın sonra şu olur bu olur…” demeyeceğim. Asla! Ders vermek için orada değilim ben.

Burcu ve Berk ile SerisiKitaba geri dönüyoruz.

Berk Burcu’nun derdini ağzından kaçırınca, Burcu kardeşine çok kızsa da bu durumun onu ittiği yol nihayetinde rahatlamasını sağlıyor.

Biraz bu konuya odaklanıyoruz. Berk ağzından kaçırdı. Bunun üzerine annesi ve babası Burcu’ya ne olduğunu sordular. Yapılan sohbet sonucunda Burcu’nun baştan istemese de anlattıkça, paylaştıkça ne kadar rahatladığı noktasına geldi. Çünkü bunu yaşayan sadece o değildi. Babasının da annesinin de ona aktarabileceği pek çok farklı türde tecrübe ve bilgi vardı. Ders verir niteliğinde değil. Sohbet kıvamında.

Kitabı tamamladığımızda çocuklar başlarına böyle bir şey gelirse hem nasıl çözebileceklerinin üzerinden geçmiş, hem de yardım istemenin çok doğal olduğu konusunda hemfikir olmuşlardı.Burcu ve Berk ile Hayır Diyebilirsin

Benim de içim rahatlamıştı.

Bu süreci sizlerle paylaşmak istedim. Çünkü biz ebeveynlerin dikkat etmesi gereken çok ince bir çizgi var. “Arkadaşlık” ile “ulaşılır olma” arasındaki o ince çizgiyi görebilmemiz lazım. Bizler çocuklarımıza yakın olmak isterken, onlara “Biz seninle arkadaşız,” hissini aktarmaya çabalarken büyük bir yanlış yapıyoruz gibi geliyordu bana oldu bitti.

Benim amacım çocuğumun arkadaşı olmaktan öte, onun güvenebileceği, sırtını dayayabileceği bir kale, istediğinde rahatlıkla uzanabileceği, gerektiğinde omuzunda hüngür hüngür ağlayabileceği, onu her koşulda (tüm zayıflıkları ve hatalarıyla) seven bir YETİŞKİN olabilmek.

Arkadaş olmamalıyız bence. Ötesi olmalıyız. Hep yanında olduğumuzu hissettirmeliyiz, sözel ve davranışsal olarak. Bilsin ki başı sıkıştığında annesi/babası onu eleştirmeden dinleyecek. Yardım eli uzatacak. Onun doğru yolu bulmasında bir fener görevi görecek. Onun adına yapmayacak ama ona nasıl yapacağını öğretecek. Sevgi ve saygı ile.

Dert ortağı olacak ama kendi endişelerini ona yüklemeyecek. Hayatta inişleri ve çıkışları yaşamış bir kişi olarak onunla tecrübelerini paylaşacak.
“Hayat devam ediyor ve çok da güzel.” Evet, evet, bunu hissettirecek o gencecik kalbe.

Ne olur kendi duygusal iniş çıkışlarınızı, endişelerinizi onlara yansıtmayın. Siz kusursuz değilsiniz. Bunu görsünler. Ama nasıl toparlandığınıza da şahit olsunlar. Kuvvetli olun. Göstermelik değil, gerçekten sevgiyle kuvvetin aynı karede birleşebildiğini gösterin. Hayata karşı sert değil, zorluklara karşı dirençli olun.

İnce çizgiyi ıskalamayın, ıskalamayalım. Hepimize kolay gelsin :)

2 Yorum
  1. İpek Ongun
    27 Şubat 2018 | 15:31

    Şahane bir tespit. Bravo Defne.
    O kadar doğru ve önemli ki.

  2. Defne Ongun Müminoğlu
    23 Mart 2018 | 17:54

    :) :)

Yorumunuzu Yazın