“BEN” ve diğerleri…

thb_benvedigerleri_08122011

Türk toplumu sıcacıktır, dostunu hiç bırakmaz, aile çok önemlidir, misafirperverdir, gelenekler, görenekler önceliklidir. Büyüklere saygı, küçüklere sevgi gösterir Türk insanı. Dostunun, yakınının,ailesinin iyiliğini düşünür hep. Kendini feda eder onlar için…

Doğru mu?

Pek de değil bence. Özellikle büyük şehirlerimizde insanlarımız o kadar “modern”leştiler ki, bu “alaturka” özelliklerimizi de maalesef kaybetmeye başladık.

O özendiğimiz gelişmiş ülkelerde dostluk asla bizde olduğu gibi değildir hani. Hep söylenir. Bilmem kim Amerika’ya yerleşmiş, hayat şartlarından memnunmuş ama tabii dostluk bizdeki gibi değilmiş, miş, miş…

Ufak bir detayı kaçırıyoruz aslında. Evet dostluk, aile değerleri, başkalarına gösterdiğimiz ilgi ve ihtimam bir süre öncesine kadar yukarıdaki yorumu doğrular nitelikteydi. Ancak şu anda yolda giderken etrafınıza bakın.
Ne görüyorsunuz? Birbiriyle yarışan bir millet görüyorum ben. Hem de en değersiz şeyler için.

Durum o kadar vahim ki ailelerin düşünce yapısına bile girmiş. Etrafımda ikinci çocuk yapmak istemeyen anne-babaların çoğunun savunduğu (işin finansal boyutu dışında), bir kardeşin çoğu zaman yarardan çok zarar getirebileceği, aile içi çekişmenin artma olasılığı, ileride miras paylaşım sorunları olabileceği gibi ihtimaller. Yani hayatı paylaşmak, birbirine destek olmak, birbirini kollamak gibi özelliklerdense, ikinci bir kişinin var olması, bir sorun ya da engel olarak görülebiliyor, hem de sıklıkla.

Bu aile içi acıklı hâldi. Evinizden dışarı çıktığınızda ise durum farklı bir boyuta geçiyor.

Bir çocuk aktivitesine gidin, şu alışveriş merkezlerinde yapılanlara mesela. Ortam çok havalı, aktivite çok çağdaş. İnsanlar? İnanılmaz kaba, itiş kakış, terbiyesiz, düşüncesiz.

Çocuğunuzun okul ortamına, grup dersi aldırıyorsanız oradaki yaklaşımlara bakın. Son derece şık, bakımlı, kültürlü gibi görünen insanlar kendi öncelikleri ile karşılarındaki kişileri hiçe saymaya hazırlar.

Çok uzağa gitmeyin, yakınınızdaki marketin kapısına bakın. Artık çoğu yer “valet” hizmeti veriyor. İki adım yürümemek adına, yayaların hakkı olan kaldırıma çıkmış onlarca araba göreceksiniz. Ve bundan keyifle para kazanan elemanlar, bunu teşvik eden, hizmet olarak sunan marketler.

Uçağa bindiniz. Zar zor yerleştiniz. Gazeteler dağıtılıyor. Kimse arkadakine kalacak mı diye düşünmez mesela. Tam okumasa da üç tane gazeteyi birden alır. Arkadakilere de en okunmayacaklar kalır.

Peki ya trafiğe ne demeli? Herkes birbirinin yolunu kesmeye, karşısındakini yaralamaya, küfretmeye hazır. Kimsenin kimseye bırakın yol vermeyi, yaya görünce yavaşlamaya bile niyeti yok.

Bizlere örnek olması gereken merciler ise sanki yapılmaması gerekenin canlı birer kanıtı. Araba çekmekte olan trafik yetkilileri, sırf zamandan kazanmak için günün en yoğun zamanında, yoldaki tüm araçları durdurup, yaşlı bir adamı ezilme tehlikesiyle karşı karşıya bırakıp, koskoca araçla geri geri gidip, en yakın yerden dönüşünü yapabiliyorsa, halka bir şey demek içimizden gelmiyor hâliyle… Bizler de ne görüyorsak onu yapıyoruz, değil mi?

Benim gibi düşünen ve çocuğuna bencil olmama, etrafındakilere saygı ile yaklaşma, kurallara uyma, toplumda varolabilmek için birlikte yaşamayı ve paylaşamayı öğrenme gerekliliği gibi değerleri aşılamaya çalışan ebeveynlerin işi son derece zor.  Örnekler farklı bir yönü işaret ediyor zira.

Yukarıda ufak bir detay diye belirttiğim ve çoğumuzun göremediği (ya da görmemeyi tercih ettiği), bizim o dostluk ve aile bağlarını beğenmediğimiz gelişmiş ülkelerde en azından karşısındaki insana saygı ile yaklaşmak var, bizde olmayan. Herkesin özel yaşamı olmasına, yolda geçiş hakkı olana bu hakkın tanınmasına, aile ya da arkadaşlık ilişkilerine, çocuğundan, şirket sahibine kadar herkesin söyleyeceği söze saygı duyulmasına dikkat edilen ülkeler gerçekten medeni oluyor.

Tersi ise sadece “BEN” diyen bir toplum oluyor.

9 Yorum
  1. Aslı
    10 Aralık 2011 | 11:59

    Gözlemler ve örnekler harika! Çok güzel bir yazı olmuş. Ellerine sağlık! Ben de çocuklara ve çocuklu ailelere karşı duyarsızlıkları gözlemliyor ve duyuyorum zaman zaman. Kapıyı tutmak şöyle dursun hızla önden koşup gidenler, pusetle karşıdan karşıya geçmeye çalışırken dahi yol vermeyen arabalar, çocuklarla yemek-tuvalet sırası beklerken pişkince sıra kaynatmak isteyenler… Liste böyle uzar gider.

  2. Ece Ermeç Üster
    11 Aralık 2011 | 11:05

    Defne’ciğim,
    bir kez daha benim hislerime mükemmel bir şekilde tercüman olmuşsun.
    Başında tarif ettiğin tarifteki gibi biri olduğunda da ayrıca, ya uzaylıymışsın muamelesi görüyorsun ya da suistimal edildiğini hissediyorsun.
    Bu da benim yapımdakiler gibilerin, içlerine kapanmasına ve iyice çekirdek bir şekilde yaşamı devam ettirmeyi tercih etmesine sebep oluyor.
    Bir yuvaya gidiyorsun, aynı tari ettiğin gibi dış görüntü eksiksiz; çağdaş, havalı, tertemiz…ancak gelen ebeveynler, çocuklarına temel birlikte yaşam kurallarını öğretmekten aciz. Düşünceli olmayı öğreten, özendiren ebeveynler ise maalesef çok nadir.
    Ben, bizim bu şekilde, doğru bildiğimiz, düşüncelilik, çevreye, insanlara duyarlı birer birey olarak yetiştirdiğimiz çocuklarımızın işlerinin, bizlere göre daha da zor olacağını düşünüyorum.
    Tüm sıkıntı duyduğumuz, şikayet ettiğimiz özelliklere sahip, hırslı, kaba, düşüncesiz, şımarık, dünyanın kendi etrafında döndüğünü düşünerek ailesi tarafından büyütülmüş, saygısız, değer bilmeyen çocuk yarının toplumu olacak!
    Allah bizimkilerin yardımcısı olsun, ne diyeyim! :(

  3. Defne Ongun Müminoğlu
    11 Aralık 2011 | 11:10

    Maalesef… Hatta şöyle bir örnek de var elimde: eczaneye girmek üzere olan annem, tam o sırada çıkacak olan genç hanıma kapıyı tuttu. Ve bu hanım annemin yüzüne bile bakmadan (sanki kapıyı tutmak annemin göreviymiş gibi) o açılan kapıdan çıkıp gitti. Bize de şaşkınlıkla birbirimize bakmak kaldı…

  4. Tamer Gişan
    11 Aralık 2011 | 16:40

    Defne Hanım harika bir yazı, ve unuttuğumuz, farkında olmadığımız, olmak da istemediğimiz gerçekler. Teşekkürler her zamanki gibi değerli farkındalık yaratma çabanıza. Aynı hisleri paylaşarak, 2009 yılında kendi yazmış olduğum bir yazıyı müsadenizle bu bilinci taşıyan herkesle paylaşmak istiyorum:

    Biz kaç kişiyiz?

    Merak ettiğim öyle çok fazla birşey değil. Altı üstü insanca yaşayan ya da yaşamak isteyen, vatanını, milletini seven, birazcık da olsa medeni olabilen, nazik, kültürlü vs. sıfatlara sahip kaç kişi olduğumuz…

    Trafiğe çıktığımızda kurallara riayet eden, kırmızıda duran, yaya geçidindeki yayanın geçiş üstünlüğüne riayet eden,

    Aracını park ederken çizgili yerlerin dışına taşırmadan ve başkalarını engellemeyecek şekilde park eden,

    Yolda giderken yayalara ve diğer araçlara mümkün olduğunca yol veren,

    Gereksiz yere korna çalarak gürültü kirliliği yaratmayan,

    Çöpünü belli zaman ve saatte belirli yere, iyice kapalı olarak koyan,

    Toplumsal olaylara karşı duyarlı ve gerektiği zaman gerektiği şekilde tepkisini gösteren,

    Sağlıklı yaşamın gereklerini yerine getirerek yeme alışkanlıklarını düzenleyen, spor yapan ve vücut sağlığını koruyan,

    Uğraştığı bir hobisi olan, ortaya bişeyler çıkarabilen,

    Mümkünse roman ve hikaye tarzı dışında da kitap okuyan,

    Türkçe pop, arabesk, fantazi dışında türkçe ve yabancı tür müzik dinleyen,

    Klasik, new age, chill-out, jazz, country, rock, ethnic gibi türlerden zevk alabilen,

    Tavla ve kağıt oyunları haricinde satranç, dama vs. oynayan,

    İnternette tartışma gurubu ya da forumlara üye olan, bilmediklerini araştıran,

    Facebook’a üye olup sadece geyik yapmak, saçmasapan uygulamalarla uğraşmak ve resim albümü yaratmak yerine kendi düşünceleri veya araştırdıkları yönünde, kendisine maddi manevi pozitif kazanç sağlayacak, yada kendi gibi düşünenlerle biraraya gelebileceği bir ya da birkaç gurup kuran,

    Bilimsel ve akademik çalışmalar içinde olan ya da en azından bunlara ilgi duyup okuyan, ilgilenen, bilimsel konuları basitçe de olsa anlayabilen,

    Günlük ya da en azından haftasonu gazete okuyan,

    Fanatik, Fotomaç, Fotospor yerine Sabah, Hürriyet, Cumhuriyet, Radikal okuyan,

    Düzenli takip ettiği köşe yazarları olan, bu köşe yazarlarının yazılarını da kuru kuruya okumayıp gerekirse kendisine mail yazarak tartışan,

    Örneğin “Bekir Coşkun” yazılarının ifade ettiği doğrulara kızmayıp haklı bulan,

    Kısaca “Göbeğini kaşıyan adam” olmayan,

    Siyasi partilerin şahıslara verdiği türlü küçük faidelere kanarak ülkenin birtakım değerlerine zarar verilmesine karşı çıkan,

    Okulların sadece öğrenim değil aynı zamanda eğitim yeri de olduğunu bilen,

    Eğitmenlerin davranışlarını kontrol ve gerekirse bilinçli olarak itiraz/müdahale eden,

    Evinde komşusuna, sokakta yanındakilere karşı sorumluluk taşıdığını bilen, ve bundan dolayı çoluğuna çocuğuna sahip olan, terbiye veren,

    Çocuğundan görmeyi istediği davranış şekliyle ona davranan,

    Çocuklarının kararı eğer kendisine uymuyorsa mühüm olanın onun mutluluğu olduğunun farkında olan ve bunu hazmedebilen,

    Tartışma adabını bilen, kendisiyle aynı fikre sahip olmayanı da değerli insan olarak nitelendirip hakarete uğratmadan konuşabilen,

    Bu yazıyı yazan bana kızmadan, hakaret etmeden, sinirlenmeden cevap verebilen,

    Yaşamında daha çok “özür dilerim”, “teşekkür ederim” diyebilen,

    Hizmet eden herkese saygı duyan,

    Kazanç farkının insanlık açısından statü farkı oluşturmayacağını bilen,

    İnsanlara yapabileceği konularda yardım eden,

    Doğa’ya değer veren ve doğa olmazsa insanın da olamayacağını bilen,

    Hayvanlara sevgi ile yaklaşabilen,

    Çocuklarına ve çevresine doğa ve hayvan sevgisi aşılayan,

    Çevresini kirletmeyen, bu konuda bilinçli olabilen,

    Enerji tasarrufunun ne olduğunu, neden gerekli olduğunu bilen, buna göre davranan,

    Hanımlara karşı gerçekten kibar davranan,

    Hamile bir insanın kutsal olduğunu kabul edip her türlü saygı ve yardımı gösteren,

    Engelli insanlarımıza daha çok yardımcı olunabilecek projeler için çalışan,

    İçki ve sigaranın gerçek bir felaket olduğunun bilincinde olan ve bu tip alışkanlıklarını terk edebilen,

    Her gün düzenli olarak traş olan, Her gün düzenli olarak dişlerini fırçalayan,

    Başkasının telefonunu açması gerektiğinde: “filancanın telefonu” yerine: “ben filanca” diyen,

    Cep telefonu ile konuşurken sesini sadece karşısındakine duyuran,

    Konuları tartışırken hemen ikili çekişmeye girmeyip meselelerin özünden sapmayan,

    Karşısındaki kabalaştığında onun seviyesine inmek yerine diyaloğu kesebilen,

    Kendisine bir uyarı yapıldığında hiddetlenmek yerine bir kez olsun düşünebilen,

    Eğer haksız olduğunu fark etmişse derhal özür dileyebilen ve gönül alan,

    Ego tatmini peşinde koşmanın erdemli bir davranış olmadığını idrak edebilen,

    Kazandığından küçücük bir payı muhtaç olanla paylaşabilen,

    Bir işi yaparken kendisine ne fayda sağlayacağının muhakemesini yapabilen ve bu faydanın gerçekten gerekli olup olmadığını görebilen,

    Etrafındaki kişilere daha çok duyarlı davranabilen,

    Bazen sessizliğin birçok sözden daha fazla şey anlattığını bilen,

    Bu sessizlikten gerekli manayı doğru olarak çıkarabilen,

    Bir bilgi bulduğunda sonuna kadar okuyup/öğrenip istifade etmeye çalışan,

    Bu yazıyı sonuna kadar sabredip okuyabilen……Kaç kişiyiz?…

    Kaç?

  5. Defne Ongun Müminoğlu
    12 Aralık 2011 | 16:05

    Bu sorunun cevabı beklediğinizden az sayıda kişi çıkmıştır muhtemelen :( Paylaşım için çok teşekkürler.

  6. EskiToprak
    13 Aralık 2011 | 11:14

    Bu yazının içerdiği derinlemesine gözlem ve farkındalığın yanısıra gelen yorumları hele de paylaşmak amacıyla eklenen yazıyı okuduktan sonra her şeye karşın içimde geleceğe dair bir umut tomurcuklandı.
    İyilerin kötülerden daha çok çalışması gerçeği değişmiyor. Bu, tarih boyu böyle olmuş. İyi ki varsınız…

  7. Defne Ongun Müminoğlu
    13 Aralık 2011 | 11:23

    İyiler rehavete kapılmazsa her şey daha olumlu olabilir aslında… Çok sevgiler :)

  8. Esra Demirbilek
    13 Aralık 2011 | 12:27

    Çok güzel bir yazı olmuş. Çocuklarımızı İngilizce, müzik, spor kurslarına gönderiyoruz ama malesef insan olmayı öğretemiyoruz çünkü öncelikle biz bunu yapmıyoruz. Karşımızdaki insana selam vermeyi, iyi günler dilemeyi bir yük gibi görüyoruz. Ben inadına asansördeki hiç tanımadığım komşuma, bindiğim otobüsteki şoföre iyi günler diliyorum. İlk tepki iri iri açılan gözler ve şaşkınlık oluyor, demek ki kös kös geçip gitmeye alışmışız artık. Büyük şehirde yaşamanın ve kültürel yozlaşmanın göstergesidir bu işte.

  9. Ece Ermec Uster
    13 Aralık 2011 | 15:31

    Sevgili Defne,
    Yukaridaki yorumlarin hepsi cok guzel, cok hos evet ama beni yine de cok huzunlendiriyor. Sanirim bunlari okuyana kadar, her ne yasarsam yasayayim, “Pollyanna ruhum” bana bir sekilde unutturuyor, unutmak istiyor, kotu bir ruyaymis da gercek degilmis gibi hareket ettiriyordu.
    Senin yorumun bende bir uyanis gerceklestirdi! Zira, maalesef, cok haklisin, bizlerin kesinlikle rehavete kapilma luksumuz, artik yok.
    Peki ama ne yapalim?
    Haydi, lutfen, bu konuda yorumlarinizi rica ediyorum.

Yorumunuzu Yazın

“BEN” ve diğerleri…

thb_benvedigerleri_08122011

Türk toplumu sıcacıktır, dostunu hiç bırakmaz, aile çok önemlidir, misafirperverdir, gelenekler, görenekler önceliklidir. Büyüklere saygı, küçüklere sevgi gösterir Türk insanı. Dostunun, yakınının,ailesinin iyiliğini düşünür hep. Kendini feda eder onlar için…

Doğru mu?

Pek de değil bence. Özellikle büyük şehirlerimizde insanlarımız o kadar “modern”leştiler ki, bu “alaturka” özelliklerimizi de maalesef kaybetmeye başladık.

O özendiğimiz gelişmiş ülkelerde dostluk asla bizde olduğu gibi değildir hani. Hep söylenir. Bilmem kim Amerika’ya yerleşmiş, hayat şartlarından memnunmuş ama tabii dostluk bizdeki gibi değilmiş, miş, miş…

Ufak bir detayı kaçırıyoruz aslında. Evet dostluk, aile değerleri, başkalarına gösterdiğimiz ilgi ve ihtimam bir süre öncesine kadar yukarıdaki yorumu doğrular nitelikteydi. Ancak şu anda yolda giderken etrafınıza bakın.
Ne görüyorsunuz? Birbiriyle yarışan bir millet görüyorum ben. Hem de en değersiz şeyler için.

Durum o kadar vahim ki ailelerin düşünce yapısına bile girmiş. Etrafımda ikinci çocuk yapmak istemeyen anne-babaların çoğunun savunduğu (işin finansal boyutu dışında), bir kardeşin çoğu zaman yarardan çok zarar getirebileceği, aile içi çekişmenin artma olasılığı, ileride miras paylaşım sorunları olabileceği gibi ihtimaller. Yani hayatı paylaşmak, birbirine destek olmak, birbirini kollamak gibi özelliklerdense, ikinci bir kişinin var olması, bir sorun ya da engel olarak görülebiliyor, hem de sıklıkla.

Bu aile içi acıklı hâldi. Evinizden dışarı çıktığınızda ise durum farklı bir boyuta geçiyor.

Bir çocuk aktivitesine gidin, şu alışveriş merkezlerinde yapılanlara mesela. Ortam çok havalı, aktivite çok çağdaş. İnsanlar? İnanılmaz kaba, itiş kakış, terbiyesiz, düşüncesiz.

Çocuğunuzun okul ortamına, grup dersi aldırıyorsanız oradaki yaklaşımlara bakın. Son derece şık, bakımlı, kültürlü gibi görünen insanlar kendi öncelikleri ile karşılarındaki kişileri hiçe saymaya hazırlar.

Çok uzağa gitmeyin, yakınınızdaki marketin kapısına bakın. Artık çoğu yer “valet” hizmeti veriyor. İki adım yürümemek adına, yayaların hakkı olan kaldırıma çıkmış onlarca araba göreceksiniz. Ve bundan keyifle para kazanan elemanlar, bunu teşvik eden, hizmet olarak sunan marketler.

Uçağa bindiniz. Zar zor yerleştiniz. Gazeteler dağıtılıyor. Kimse arkadakine kalacak mı diye düşünmez mesela. Tam okumasa da üç tane gazeteyi birden alır. Arkadakilere de en okunmayacaklar kalır.

Peki ya trafiğe ne demeli? Herkes birbirinin yolunu kesmeye, karşısındakini yaralamaya, küfretmeye hazır. Kimsenin kimseye bırakın yol vermeyi, yaya görünce yavaşlamaya bile niyeti yok.

Bizlere örnek olması gereken merciler ise sanki yapılmaması gerekenin canlı birer kanıtı. Araba çekmekte olan trafik yetkilileri, sırf zamandan kazanmak için günün en yoğun zamanında, yoldaki tüm araçları durdurup, yaşlı bir adamı ezilme tehlikesiyle karşı karşıya bırakıp, koskoca araçla geri geri gidip, en yakın yerden dönüşünü yapabiliyorsa, halka bir şey demek içimizden gelmiyor hâliyle… Bizler de ne görüyorsak onu yapıyoruz, değil mi?

Benim gibi düşünen ve çocuğuna bencil olmama, etrafındakilere saygı ile yaklaşma, kurallara uyma, toplumda varolabilmek için birlikte yaşamayı ve paylaşamayı öğrenme gerekliliği gibi değerleri aşılamaya çalışan ebeveynlerin işi son derece zor.  Örnekler farklı bir yönü işaret ediyor zira.

Yukarıda ufak bir detay diye belirttiğim ve çoğumuzun göremediği (ya da görmemeyi tercih ettiği), bizim o dostluk ve aile bağlarını beğenmediğimiz gelişmiş ülkelerde en azından karşısındaki insana saygı ile yaklaşmak var, bizde olmayan. Herkesin özel yaşamı olmasına, yolda geçiş hakkı olana bu hakkın tanınmasına, aile ya da arkadaşlık ilişkilerine, çocuğundan, şirket sahibine kadar herkesin söyleyeceği söze saygı duyulmasına dikkat edilen ülkeler gerçekten medeni oluyor.

Tersi ise sadece “BEN” diyen bir toplum oluyor.

9 Yorum
  1. Aslı
    10 Aralık 2011 | 11:59

    Gözlemler ve örnekler harika! Çok güzel bir yazı olmuş. Ellerine sağlık! Ben de çocuklara ve çocuklu ailelere karşı duyarsızlıkları gözlemliyor ve duyuyorum zaman zaman. Kapıyı tutmak şöyle dursun hızla önden koşup gidenler, pusetle karşıdan karşıya geçmeye çalışırken dahi yol vermeyen arabalar, çocuklarla yemek-tuvalet sırası beklerken pişkince sıra kaynatmak isteyenler… Liste böyle uzar gider.

  2. Ece Ermeç Üster
    11 Aralık 2011 | 11:05

    Defne’ciğim,
    bir kez daha benim hislerime mükemmel bir şekilde tercüman olmuşsun.
    Başında tarif ettiğin tarifteki gibi biri olduğunda da ayrıca, ya uzaylıymışsın muamelesi görüyorsun ya da suistimal edildiğini hissediyorsun.
    Bu da benim yapımdakiler gibilerin, içlerine kapanmasına ve iyice çekirdek bir şekilde yaşamı devam ettirmeyi tercih etmesine sebep oluyor.
    Bir yuvaya gidiyorsun, aynı tari ettiğin gibi dış görüntü eksiksiz; çağdaş, havalı, tertemiz…ancak gelen ebeveynler, çocuklarına temel birlikte yaşam kurallarını öğretmekten aciz. Düşünceli olmayı öğreten, özendiren ebeveynler ise maalesef çok nadir.
    Ben, bizim bu şekilde, doğru bildiğimiz, düşüncelilik, çevreye, insanlara duyarlı birer birey olarak yetiştirdiğimiz çocuklarımızın işlerinin, bizlere göre daha da zor olacağını düşünüyorum.
    Tüm sıkıntı duyduğumuz, şikayet ettiğimiz özelliklere sahip, hırslı, kaba, düşüncesiz, şımarık, dünyanın kendi etrafında döndüğünü düşünerek ailesi tarafından büyütülmüş, saygısız, değer bilmeyen çocuk yarının toplumu olacak!
    Allah bizimkilerin yardımcısı olsun, ne diyeyim! :(

  3. Defne Ongun Müminoğlu
    11 Aralık 2011 | 11:10

    Maalesef… Hatta şöyle bir örnek de var elimde: eczaneye girmek üzere olan annem, tam o sırada çıkacak olan genç hanıma kapıyı tuttu. Ve bu hanım annemin yüzüne bile bakmadan (sanki kapıyı tutmak annemin göreviymiş gibi) o açılan kapıdan çıkıp gitti. Bize de şaşkınlıkla birbirimize bakmak kaldı…

  4. Tamer Gişan
    11 Aralık 2011 | 16:40

    Defne Hanım harika bir yazı, ve unuttuğumuz, farkında olmadığımız, olmak da istemediğimiz gerçekler. Teşekkürler her zamanki gibi değerli farkındalık yaratma çabanıza. Aynı hisleri paylaşarak, 2009 yılında kendi yazmış olduğum bir yazıyı müsadenizle bu bilinci taşıyan herkesle paylaşmak istiyorum:

    Biz kaç kişiyiz?

    Merak ettiğim öyle çok fazla birşey değil. Altı üstü insanca yaşayan ya da yaşamak isteyen, vatanını, milletini seven, birazcık da olsa medeni olabilen, nazik, kültürlü vs. sıfatlara sahip kaç kişi olduğumuz…

    Trafiğe çıktığımızda kurallara riayet eden, kırmızıda duran, yaya geçidindeki yayanın geçiş üstünlüğüne riayet eden,

    Aracını park ederken çizgili yerlerin dışına taşırmadan ve başkalarını engellemeyecek şekilde park eden,

    Yolda giderken yayalara ve diğer araçlara mümkün olduğunca yol veren,

    Gereksiz yere korna çalarak gürültü kirliliği yaratmayan,

    Çöpünü belli zaman ve saatte belirli yere, iyice kapalı olarak koyan,

    Toplumsal olaylara karşı duyarlı ve gerektiği zaman gerektiği şekilde tepkisini gösteren,

    Sağlıklı yaşamın gereklerini yerine getirerek yeme alışkanlıklarını düzenleyen, spor yapan ve vücut sağlığını koruyan,

    Uğraştığı bir hobisi olan, ortaya bişeyler çıkarabilen,

    Mümkünse roman ve hikaye tarzı dışında da kitap okuyan,

    Türkçe pop, arabesk, fantazi dışında türkçe ve yabancı tür müzik dinleyen,

    Klasik, new age, chill-out, jazz, country, rock, ethnic gibi türlerden zevk alabilen,

    Tavla ve kağıt oyunları haricinde satranç, dama vs. oynayan,

    İnternette tartışma gurubu ya da forumlara üye olan, bilmediklerini araştıran,

    Facebook’a üye olup sadece geyik yapmak, saçmasapan uygulamalarla uğraşmak ve resim albümü yaratmak yerine kendi düşünceleri veya araştırdıkları yönünde, kendisine maddi manevi pozitif kazanç sağlayacak, yada kendi gibi düşünenlerle biraraya gelebileceği bir ya da birkaç gurup kuran,

    Bilimsel ve akademik çalışmalar içinde olan ya da en azından bunlara ilgi duyup okuyan, ilgilenen, bilimsel konuları basitçe de olsa anlayabilen,

    Günlük ya da en azından haftasonu gazete okuyan,

    Fanatik, Fotomaç, Fotospor yerine Sabah, Hürriyet, Cumhuriyet, Radikal okuyan,

    Düzenli takip ettiği köşe yazarları olan, bu köşe yazarlarının yazılarını da kuru kuruya okumayıp gerekirse kendisine mail yazarak tartışan,

    Örneğin “Bekir Coşkun” yazılarının ifade ettiği doğrulara kızmayıp haklı bulan,

    Kısaca “Göbeğini kaşıyan adam” olmayan,

    Siyasi partilerin şahıslara verdiği türlü küçük faidelere kanarak ülkenin birtakım değerlerine zarar verilmesine karşı çıkan,

    Okulların sadece öğrenim değil aynı zamanda eğitim yeri de olduğunu bilen,

    Eğitmenlerin davranışlarını kontrol ve gerekirse bilinçli olarak itiraz/müdahale eden,

    Evinde komşusuna, sokakta yanındakilere karşı sorumluluk taşıdığını bilen, ve bundan dolayı çoluğuna çocuğuna sahip olan, terbiye veren,

    Çocuğundan görmeyi istediği davranış şekliyle ona davranan,

    Çocuklarının kararı eğer kendisine uymuyorsa mühüm olanın onun mutluluğu olduğunun farkında olan ve bunu hazmedebilen,

    Tartışma adabını bilen, kendisiyle aynı fikre sahip olmayanı da değerli insan olarak nitelendirip hakarete uğratmadan konuşabilen,

    Bu yazıyı yazan bana kızmadan, hakaret etmeden, sinirlenmeden cevap verebilen,

    Yaşamında daha çok “özür dilerim”, “teşekkür ederim” diyebilen,

    Hizmet eden herkese saygı duyan,

    Kazanç farkının insanlık açısından statü farkı oluşturmayacağını bilen,

    İnsanlara yapabileceği konularda yardım eden,

    Doğa’ya değer veren ve doğa olmazsa insanın da olamayacağını bilen,

    Hayvanlara sevgi ile yaklaşabilen,

    Çocuklarına ve çevresine doğa ve hayvan sevgisi aşılayan,

    Çevresini kirletmeyen, bu konuda bilinçli olabilen,

    Enerji tasarrufunun ne olduğunu, neden gerekli olduğunu bilen, buna göre davranan,

    Hanımlara karşı gerçekten kibar davranan,

    Hamile bir insanın kutsal olduğunu kabul edip her türlü saygı ve yardımı gösteren,

    Engelli insanlarımıza daha çok yardımcı olunabilecek projeler için çalışan,

    İçki ve sigaranın gerçek bir felaket olduğunun bilincinde olan ve bu tip alışkanlıklarını terk edebilen,

    Her gün düzenli olarak traş olan, Her gün düzenli olarak dişlerini fırçalayan,

    Başkasının telefonunu açması gerektiğinde: “filancanın telefonu” yerine: “ben filanca” diyen,

    Cep telefonu ile konuşurken sesini sadece karşısındakine duyuran,

    Konuları tartışırken hemen ikili çekişmeye girmeyip meselelerin özünden sapmayan,

    Karşısındaki kabalaştığında onun seviyesine inmek yerine diyaloğu kesebilen,

    Kendisine bir uyarı yapıldığında hiddetlenmek yerine bir kez olsun düşünebilen,

    Eğer haksız olduğunu fark etmişse derhal özür dileyebilen ve gönül alan,

    Ego tatmini peşinde koşmanın erdemli bir davranış olmadığını idrak edebilen,

    Kazandığından küçücük bir payı muhtaç olanla paylaşabilen,

    Bir işi yaparken kendisine ne fayda sağlayacağının muhakemesini yapabilen ve bu faydanın gerçekten gerekli olup olmadığını görebilen,

    Etrafındaki kişilere daha çok duyarlı davranabilen,

    Bazen sessizliğin birçok sözden daha fazla şey anlattığını bilen,

    Bu sessizlikten gerekli manayı doğru olarak çıkarabilen,

    Bir bilgi bulduğunda sonuna kadar okuyup/öğrenip istifade etmeye çalışan,

    Bu yazıyı sonuna kadar sabredip okuyabilen……Kaç kişiyiz?…

    Kaç?

  5. Defne Ongun Müminoğlu
    12 Aralık 2011 | 16:05

    Bu sorunun cevabı beklediğinizden az sayıda kişi çıkmıştır muhtemelen :( Paylaşım için çok teşekkürler.

  6. EskiToprak
    13 Aralık 2011 | 11:14

    Bu yazının içerdiği derinlemesine gözlem ve farkındalığın yanısıra gelen yorumları hele de paylaşmak amacıyla eklenen yazıyı okuduktan sonra her şeye karşın içimde geleceğe dair bir umut tomurcuklandı.
    İyilerin kötülerden daha çok çalışması gerçeği değişmiyor. Bu, tarih boyu böyle olmuş. İyi ki varsınız…

  7. Defne Ongun Müminoğlu
    13 Aralık 2011 | 11:23

    İyiler rehavete kapılmazsa her şey daha olumlu olabilir aslında… Çok sevgiler :)

  8. Esra Demirbilek
    13 Aralık 2011 | 12:27

    Çok güzel bir yazı olmuş. Çocuklarımızı İngilizce, müzik, spor kurslarına gönderiyoruz ama malesef insan olmayı öğretemiyoruz çünkü öncelikle biz bunu yapmıyoruz. Karşımızdaki insana selam vermeyi, iyi günler dilemeyi bir yük gibi görüyoruz. Ben inadına asansördeki hiç tanımadığım komşuma, bindiğim otobüsteki şoföre iyi günler diliyorum. İlk tepki iri iri açılan gözler ve şaşkınlık oluyor, demek ki kös kös geçip gitmeye alışmışız artık. Büyük şehirde yaşamanın ve kültürel yozlaşmanın göstergesidir bu işte.

  9. Ece Ermec Uster
    13 Aralık 2011 | 15:31

    Sevgili Defne,
    Yukaridaki yorumlarin hepsi cok guzel, cok hos evet ama beni yine de cok huzunlendiriyor. Sanirim bunlari okuyana kadar, her ne yasarsam yasayayim, “Pollyanna ruhum” bana bir sekilde unutturuyor, unutmak istiyor, kotu bir ruyaymis da gercek degilmis gibi hareket ettiriyordu.
    Senin yorumun bende bir uyanis gerceklestirdi! Zira, maalesef, cok haklisin, bizlerin kesinlikle rehavete kapilma luksumuz, artik yok.
    Peki ama ne yapalim?
    Haydi, lutfen, bu konuda yorumlarinizi rica ediyorum.

Yorumunuzu Yazın