Bugün Aslında Yarın Mı?

“Bugün yarın mı?”

Maya’nın ara ara sorduğu bir soru bu. Aslında onun anlamaya çalıştığı zaman.

“Anneanne gelecek Mayacım, ne güzel değil mi?”

“Ne zaman?”

“Yarın canım. Yani akşam uyuyup uyanıcaz sonra gelecek.”

Ertesi sabah, Maya tekrar sorar :

“Anne bugün yarın mı?”

İlk başlarda “Nasıl yani, bugün bugün işte, ne yarını???” diye düşünürken sonraları anlamaya başladım sorunun ne demek olduğunu.

Hani Maya’nın Günlüğü – Güzel Bir Gün kitabındaki anne gibi bende kızımın zeka düzeyime hiç ama hiç yakıştıramadığı bir yaklaşım içindeydim bu soruyu ilk duyduğumda.

Sonra sonra Maya’nın günleri takip etmeye çalıştığını anladım da rahata erdik. İletişim sorunumuz ortadan kalktı. (En azından bu konuda…)

Yalnız tabii ben her konudan başka bir şeyler çıkartmaya meraklı bir insan olarak, burada vurgulamak istediğim, gün takibinden de öte “bugünün” gerçekten “yarın” olduğu…

Günler ne kadar hızlı geçiyor, zaman akıp gidiyor, bugünün tadını çıkartmak gerek tarzı yaklaşımlar gerçekten doğru. Fakat tüm bunların ötesinde bugün aslında GERÇEKTEN yarın.

Yani bir durun ve düşünün: her günümüz ileriye dönük planlar yapmak ya da en azından yapmaya çalışmakla geçiyor. Öyle bir koşturma içindeyiz ki. Buna bir de minik bebeğimizin sorumlulukları girince bazen hayat bir “yapılacaklar listesi” şeklini alıyor ve maalesef pek çok güzelliği fark edemeden, listemizde yer alan bir sonraki “işimize” yöneliyoruz.

Bundan dört sene önce, çok severek çalıştığım işyerinden kızıma kaliteli zaman ayırabilmek adına ayrılma kararı verirken, elimde çok daha fazla zaman olacağını düşünmüştüm. Yaklaşık 12 senelik iş hayatımda yaptığım işler hep çok yoğun oldu ve hep özveri gerektirdi. Ama bir o kadar da renkli ve hareketli oldu. O zamanlar evde kalmayı tercih eden annelerin neden hiçbir şeye yetişememelerine anlam veremez ve hatta azıcık da onları beceriksiz bulurdum. “Ellerinde bu kadar zaman var. Minicik bir bebek ya da bir çocuk ne kadar vakitlerini alır ki…” diye düşünürdüm.

Fakat insan biraz da kendi kaşınıyor sanırım. Maya biraz ortaya çıktıktan sonra ufak ufak zamanı kendim yönetebileceğim işlere yönelmeye başladım. Önce kızımdan artan zamanda yapacağım dediğim iş, daha sonra bayağı vaktimi almaya başladı. Yarım iş yapmayı sevmeyen, rahatsız bir tip olduğum için (hep annemle babamın suçu!) birden bire kendimi bayağı yoğun bir tempoda buldum. Yine de sabah 9 akşam 6 (ya da daha fazla) çalışan çocuklu arkadaşlarıma göre daha özgür sayılırdım.

Ancak minik Mayacığımın günleri böylesine takibe alması benim birden duraksamama neden oldu. Çünkü gerçekten bazen onunla geçirdiğimiz zamanın büyük bölümünü işimle, evimle, ailemle yada arkadaşlarımla ilgili yapmam gerekenleri düşünmekle geçirdiğimi fark ettim. O zaman bu kadar çok sevdiğim işi dört sene önce neden bırakmıştım?

Buradan sakın kimse annelerin, özellikle de çocuktan önce çalışan annelerin atıl birer birey olarak kalmaları gerektiğini savunduğum sonucuna varmasın. Ancak kendimizi “yapılacaklar listesi”ne kaptırmadan, bir daha elde edemeyeceğimiz bu anların tadını çıkartmayı öncelikli olarak ele alsak hayat çok daha güzel olacak bence. Ben yapabiliyor muyum? De-ni-yo-rum!

Bu dönemin annelerinin en büyük açmazı birden fazla rolleri olmaları, hatta çok fazla. Ama bu da başka bir yazının konusu.

Geçenlerde Maya’nın okulundan gelen bir yazıyı sizinle paylaşarak, artık noktayı koyuyorum :)

Çocuğumuza,
Sürekli meşguldüm o kadar sene
Seninle doyasıya oynayamadım.
Sen beni çağırdın gel oyna diye,
Ben bir türlü zaman ayıramadım.

Giydirdim, doyurdum, seni kolladım,
Sadece bunları yeterli sandım,
Bana oyuncağını getirdiğinde,
Ben seni çoğu kez, başımdan savdım.

Yatağa yatırır seni okşardım,
Sen uyur uyumaz hemen çıkardım.
Şimdi o günleri çok özlüyorum,
Keşke bir dakika fazla kalsaydım.

Hayat ne kadar kısa, yıllar ne çabuk,
Ne zaman büyüdü bu küçük çocuk,
Ona dokunmak için uzandığımda,
Ellerim boş kalır yüreğim buruk.

Artık ne resimler, ne de oyunlar
Ne “İyi geceler”, ne sarılmalar,
Hepsi çok geride, ulaşmak zor,
Yaşanmadı sanki o güzel yıllar.

Artık hiç işim yok, yapayalnızım.
Günlerim çok uzun üstelik bomboş
Keşke istediklerini bir bir yapsaydım
Küçük arzuların şimdi çok şirin, çok hoş.

Alice Chase

2 Yorum
  1. Anonymous
    10 Aralık 2009 | 19:19

    Hepimiz senin degindigin gibi zamanımızı bir takım tarihlere bağlıyarak tam yaşayamadan geciriyoruz Defnecim, ama bu tüm dünya için maalesef geçerli, hatta minik yavrular içinde…Ben mesela torunlarımdan bana geldikleri gün haftaya ne günün Salı olacağı konusunda sorular alıyorum tABİİ BENİ MUTLU EDİYOR BU SORU ÇÜNKÜ BANA TEKRAR GELMEK İSTİYORLAR AMA NE YAZIK Kİ ONLAR DA GÜNLERİNİ YAŞAYAMIYORLAR DEGİL Mİ… Bir de yaş konusunda takıntılılar. Sen kac yaşındasın ben ne zaman o yaşa geleceğim kim kimden daha büyük gibi. Sonuç olarak bu kısır bir döngü dilerim siz gençler durumu fark edip zamanınızın kıymetini anlar, ona gör harcarsınız. BABAYE

  2. Anonymous
    11 Aralık 2009 | 19:07

    Defnecim, dortlukler bana bazi gerceklerle yuzlesmemde yardimci oldu diyebilirim. Kizlarimla onlar bebekken cok oynadigimi biliyorum ama bu oynamalar onlarin iki tane olmasi (birbirleriyle oynamaya basladilar) ve benim biraz yillar icinde sikilmamdan dolayi fazlasiyla azaldi ve ne zaman onlar beni oyunlarina cagirsa genelde yapacak bir is bahane ediyorum ve onlari kirmadan gecistiriyorum (kirma konusunda kendimi kandiriyo olabilirim). Geceleri uyutur uyutmaz odalarindan kosarak cikiyorum ama simdi farkediyorum ki gercekten onlarin uyurken cikardiklari nefes alip verme seslerini bile ozleyecegim. Evet bu aci gercek!! Ama hayatimizin her doneminde her gununde kaybetmeden degerini anlamadigimiz milyonlarca konu ve degerler olmuyor mu? Bu da insanoglunun suregelen duygusal iccatismalarindan biri degil mi? Ama iste bu tur yazilarla yada arkadas sohbetlerinde acilan konular yardimiyla zaman zaman yaptiklarimizi, kacislarimizi farkediyor ve kendimizi toparliyor ve duzeltiyoruz tabi ki bir sureligine….. Banu

Yorumunuzu Yazın

Bugün Aslında Yarın Mı?

“Bugün yarın mı?”

Maya’nın ara ara sorduğu bir soru bu. Aslında onun anlamaya çalıştığı zaman.

“Anneanne gelecek Mayacım, ne güzel değil mi?”

“Ne zaman?”

“Yarın canım. Yani akşam uyuyup uyanıcaz sonra gelecek.”

Ertesi sabah, Maya tekrar sorar :

“Anne bugün yarın mı?”

İlk başlarda “Nasıl yani, bugün bugün işte, ne yarını???” diye düşünürken sonraları anlamaya başladım sorunun ne demek olduğunu.

Hani Maya’nın Günlüğü – Güzel Bir Gün kitabındaki anne gibi bende kızımın zeka düzeyime hiç ama hiç yakıştıramadığı bir yaklaşım içindeydim bu soruyu ilk duyduğumda.

Sonra sonra Maya’nın günleri takip etmeye çalıştığını anladım da rahata erdik. İletişim sorunumuz ortadan kalktı. (En azından bu konuda…)

Yalnız tabii ben her konudan başka bir şeyler çıkartmaya meraklı bir insan olarak, burada vurgulamak istediğim, gün takibinden de öte “bugünün” gerçekten “yarın” olduğu…

Günler ne kadar hızlı geçiyor, zaman akıp gidiyor, bugünün tadını çıkartmak gerek tarzı yaklaşımlar gerçekten doğru. Fakat tüm bunların ötesinde bugün aslında GERÇEKTEN yarın.

Yani bir durun ve düşünün: her günümüz ileriye dönük planlar yapmak ya da en azından yapmaya çalışmakla geçiyor. Öyle bir koşturma içindeyiz ki. Buna bir de minik bebeğimizin sorumlulukları girince bazen hayat bir “yapılacaklar listesi” şeklini alıyor ve maalesef pek çok güzelliği fark edemeden, listemizde yer alan bir sonraki “işimize” yöneliyoruz.

Bundan dört sene önce, çok severek çalıştığım işyerinden kızıma kaliteli zaman ayırabilmek adına ayrılma kararı verirken, elimde çok daha fazla zaman olacağını düşünmüştüm. Yaklaşık 12 senelik iş hayatımda yaptığım işler hep çok yoğun oldu ve hep özveri gerektirdi. Ama bir o kadar da renkli ve hareketli oldu. O zamanlar evde kalmayı tercih eden annelerin neden hiçbir şeye yetişememelerine anlam veremez ve hatta azıcık da onları beceriksiz bulurdum. “Ellerinde bu kadar zaman var. Minicik bir bebek ya da bir çocuk ne kadar vakitlerini alır ki…” diye düşünürdüm.

Fakat insan biraz da kendi kaşınıyor sanırım. Maya biraz ortaya çıktıktan sonra ufak ufak zamanı kendim yönetebileceğim işlere yönelmeye başladım. Önce kızımdan artan zamanda yapacağım dediğim iş, daha sonra bayağı vaktimi almaya başladı. Yarım iş yapmayı sevmeyen, rahatsız bir tip olduğum için (hep annemle babamın suçu!) birden bire kendimi bayağı yoğun bir tempoda buldum. Yine de sabah 9 akşam 6 (ya da daha fazla) çalışan çocuklu arkadaşlarıma göre daha özgür sayılırdım.

Ancak minik Mayacığımın günleri böylesine takibe alması benim birden duraksamama neden oldu. Çünkü gerçekten bazen onunla geçirdiğimiz zamanın büyük bölümünü işimle, evimle, ailemle yada arkadaşlarımla ilgili yapmam gerekenleri düşünmekle geçirdiğimi fark ettim. O zaman bu kadar çok sevdiğim işi dört sene önce neden bırakmıştım?

Buradan sakın kimse annelerin, özellikle de çocuktan önce çalışan annelerin atıl birer birey olarak kalmaları gerektiğini savunduğum sonucuna varmasın. Ancak kendimizi “yapılacaklar listesi”ne kaptırmadan, bir daha elde edemeyeceğimiz bu anların tadını çıkartmayı öncelikli olarak ele alsak hayat çok daha güzel olacak bence. Ben yapabiliyor muyum? De-ni-yo-rum!

Bu dönemin annelerinin en büyük açmazı birden fazla rolleri olmaları, hatta çok fazla. Ama bu da başka bir yazının konusu.

Geçenlerde Maya’nın okulundan gelen bir yazıyı sizinle paylaşarak, artık noktayı koyuyorum :)

Çocuğumuza,
Sürekli meşguldüm o kadar sene
Seninle doyasıya oynayamadım.
Sen beni çağırdın gel oyna diye,
Ben bir türlü zaman ayıramadım.

Giydirdim, doyurdum, seni kolladım,
Sadece bunları yeterli sandım,
Bana oyuncağını getirdiğinde,
Ben seni çoğu kez, başımdan savdım.

Yatağa yatırır seni okşardım,
Sen uyur uyumaz hemen çıkardım.
Şimdi o günleri çok özlüyorum,
Keşke bir dakika fazla kalsaydım.

Hayat ne kadar kısa, yıllar ne çabuk,
Ne zaman büyüdü bu küçük çocuk,
Ona dokunmak için uzandığımda,
Ellerim boş kalır yüreğim buruk.

Artık ne resimler, ne de oyunlar
Ne “İyi geceler”, ne sarılmalar,
Hepsi çok geride, ulaşmak zor,
Yaşanmadı sanki o güzel yıllar.

Artık hiç işim yok, yapayalnızım.
Günlerim çok uzun üstelik bomboş
Keşke istediklerini bir bir yapsaydım
Küçük arzuların şimdi çok şirin, çok hoş.

Alice Chase

2 Yorum
  1. Anonymous
    10 Aralık 2009 | 19:19

    Hepimiz senin degindigin gibi zamanımızı bir takım tarihlere bağlıyarak tam yaşayamadan geciriyoruz Defnecim, ama bu tüm dünya için maalesef geçerli, hatta minik yavrular içinde…Ben mesela torunlarımdan bana geldikleri gün haftaya ne günün Salı olacağı konusunda sorular alıyorum tABİİ BENİ MUTLU EDİYOR BU SORU ÇÜNKÜ BANA TEKRAR GELMEK İSTİYORLAR AMA NE YAZIK Kİ ONLAR DA GÜNLERİNİ YAŞAYAMIYORLAR DEGİL Mİ… Bir de yaş konusunda takıntılılar. Sen kac yaşındasın ben ne zaman o yaşa geleceğim kim kimden daha büyük gibi. Sonuç olarak bu kısır bir döngü dilerim siz gençler durumu fark edip zamanınızın kıymetini anlar, ona gör harcarsınız. BABAYE

  2. Anonymous
    11 Aralık 2009 | 19:07

    Defnecim, dortlukler bana bazi gerceklerle yuzlesmemde yardimci oldu diyebilirim. Kizlarimla onlar bebekken cok oynadigimi biliyorum ama bu oynamalar onlarin iki tane olmasi (birbirleriyle oynamaya basladilar) ve benim biraz yillar icinde sikilmamdan dolayi fazlasiyla azaldi ve ne zaman onlar beni oyunlarina cagirsa genelde yapacak bir is bahane ediyorum ve onlari kirmadan gecistiriyorum (kirma konusunda kendimi kandiriyo olabilirim). Geceleri uyutur uyutmaz odalarindan kosarak cikiyorum ama simdi farkediyorum ki gercekten onlarin uyurken cikardiklari nefes alip verme seslerini bile ozleyecegim. Evet bu aci gercek!! Ama hayatimizin her doneminde her gununde kaybetmeden degerini anlamadigimiz milyonlarca konu ve degerler olmuyor mu? Bu da insanoglunun suregelen duygusal iccatismalarindan biri degil mi? Ama iste bu tur yazilarla yada arkadas sohbetlerinde acilan konular yardimiyla zaman zaman yaptiklarimizi, kacislarimizi farkediyor ve kendimizi toparliyor ve duzeltiyoruz tabi ki bir sureligine….. Banu

Yorumunuzu Yazın