“Büyüyünce Sanatçı Olacağım” Diyen Doktorumuz

Mehmet Ömür

Geçen sene benim bızdık kulağından rahatsızlandı (daha doğrusu kulağından da rahatsızlandı…). Uzadı da uzadı… Sıvı var, yok, basınç düşük, biraz yükselmiş, yok yine düşmüş falan derken haftalık KBB uzmanı ziyaretlerimiz beni iyice yormaya ve endişelendirmeye başlamışken, birdenbire konuşulanlar arasında “ameliyat” kelimesi geçmeye başladı!

Hah, işte orada durmak lazım. İstenildiği kadar  yüksek adette çocuğa tüp takılmış olsun, sonuçlar gayet başarılı olmuş olsun, yine dört yaşında bir çocuğun ancak elimizdeki seçenekler tükendiğinde ameliyat edilmesi gerekiyor bence.
İşte bu noktada imdat çığlıklarıma sevgili doktorumuz Prof.Dr.Hilal Mocan yetişti. Benimle aynı fikirde olan Hilal Hanım, bizi Prof.Dr.Mehmet Ömür’e yönlendirdi. Mehmet Bey ile ilk görüşmemizi takiben işin rengi değişmeye başladı. Kaybettiğim pembe gözlüklerimi buluverdim yeniden…

Mehmet Bey sakin yaklaşımı, sevgi dolu bakışları ile kızımı hiç ama hiç korkutmadı. Bizim için ameliyatın gerekli olmadığını belirtti. Reçetesine “bol deniz” yazdı ve biz de tüm aile işbirliği içerisinde bu reçeteyi uygulamak için elimizden geleni yaptık. Yaz sonundaki kontrolümüzde ise kocaman bir AFERİN! aldık :)

İşte bugünkü konuğum bu harika insan. Üstelik Mehmet Bey çok yönlü bir kişilik. Keyifli, dolu dolu bir internet sitesi var. Kendisi sorularıma az ve öz cevaplar vermiş olsa bile ben dayanamadım onun adına kendi sitesinde yazdıklarından alıntılar yaptım :)

Ayrıca yazıda kullanılan fotoğraflar kendisi tarafından çekilmiştir. Bilginize…

Umarım hoşunuza gider…

Mehmet Bey, bizi size Maya’nın sevgili doktoru Prof.Dr.Hilal Mocan yönlendirdi. Biz sizi onun sayesinde tanıdık. Ancak sonradan farkettim ki siz çok meşhursunuz! Pek çok kişi sizden beğeni ile bahsediyor. Kendileri sizin hastanız olmasa da duydukları doğrultusunda “Aaa Prof.Dr.Mehmet Ömür mü? Konusunda çok başarılı bir hekim!” diyorlar. Kazanılan bu başarı öyle kolay olmadı tahminim. Tıp zor bir dal. Siz hangi adımları attınız?

Doğrudur. Hiçbir konuda başarının kolay gelmediğine eminim. Özellikle de tıp gibi zor bir alanda. İçinde bulunması gereken unsurları sayarsak; çok çalışmak, sevgi ve empati dediğimiz kendini hastanın yerine koymak başta gelir.

(Defne’nin notu:Mehmet Ömür orta öğrenimini Saint Joseph Lisesi ve Ankara Fen Lisesi’nde tamamladıktan sonra 1977’de Ankara Tıp Fakültesi’nden mezun olmuş. Bursa Uludağ Üniversitesi’nde uzmanlığını tamamladıktan sonra  Paris’te Saint Antoine, Saint Louis, Laeennec hastanelerinde çalışmış. 1986 yılında doçentlik ünvanını aldıktan sonra iki yıl Haseki Hastanesi’nde KBB bölümü şefliğine, 1993 yılında da Haseki Hastanesi baş hekimliğine atanmış. 1996 yılında profesör olmuş. 10 yıla yakın süre ile Amerikan Hastanesi KBB bölümü şefliği yapmış.)

Kulak-Burun-Boğaz hep birlikte anılıyor. Sadece birbirlerine yakın olmalarından ötürü mü yoksa birbirlerini direkt etkiledikleri durumlar da var mı?

Kulak, burun, boğaz bölgeleri komşu olduklarından ortak çalışırlar ve birbirlerini doğrudan etkilerler. Bu nedenle birlikte anılırlar. Ancak son yıllarda her birinin üst uzmanlıkları gelişiyor.

Bu üç bölgede olabilecek hassasiyet genetik midir? Örneğin benim bademciklerim hep sorun yaratırdı ve bir süre sonra alınması gerekmişti. Şimdi bakıyorum Maya’nın da bademcikleri ve boğaz bölgesi hassas. Bu benden ona geçmiş talihsiz bir gen dolayısıyla olabilir mi?

Hemen hemen tüm davranışlarımızda, fizik yapımızda ve hastalıklarımızda anne-babamızdan getirdiğimiz genetik özellikler geçerlidir tabiiki.

Antibiyotik kullanımı ile ilgili ne düşünüyorsunuz? Etrafımda gördüğüm, doktorlar (ve dolayısıyla ebeveynler) ikiye ayrılıyor: ateşli bir hastalıkta antibiyotik ile hemen harekete geçip hastalığı başında durdurmaya eğilimli olanlar ve üç, dört gün bekleyip vücudun kendi savunma mekanizmasının harekete geçmesini isteyenler. Siz ne düşünüyorsunuz?

Ortada akut hastalığa yol açmış mikrobik bir hastalık var ve ateş yapıyorsa antibiyotik vermemek çeşitli komplikasyonlara davetiye çıkarmaktır. Ama viral hastalıklarda antibiyotik vermenin anlamı yoktur.

Doğumdan itibaren çocuğumuzu güvendiğimiz çocuk hastalıkları uzmanına götürüyoruz. Vücudun tüm organlarını onlar kontrol ediyor, buna kulak, burun ve boğaz da dahil tabii ki. Hangi yaş itibari ile ya da ne gibi durumlarda ayrıca bir KBB uzmanına başvurmamız gerekir?

14 yaşına kadar çocuklarımızın tüm hastalıklarına ve genel gidişine çocuk hastalıkları uzmanları bakarlar ve onlar gerek gördüklerinde ilgili diğer branşlardan yardım alırlar.

Yaz ayları daha iyi geçiyor ama sonbahar ve özellikle okullarla birlikte ilaçlardan bir türlü kurtulamıyoruz sanki… Çocuklarda en sık görülen rahatsızlıklar neler oluyor?

Hava kirliliği, yeni kuşakların kapalı ortamlara mahkûm edilmesi, yeme-içme alışkanlıkları ve giderek artan allerjik bünyeler sık hastalıklardan sorumlu olmaktadır.

(Defne’nin notu: Mehmet Bey’in bu konu ile ilgili “Okullar Açıldı”  başlıklı harika bir yazısı var sitesinde.Bir anne olarak yaşadıklarımı adım adım anlatıyor.

“Okullar açıldı. Çocuğunuzu yağmurlu bir eylül sabahı servis aracına bindirdiniz. İçinizde hem mutluluk hem de endişe var. Bir sınıf yükseldi diye sevinirken, geçen yıl yakalandığu anjin ve kulak iltihaplarını bu yıl da yaşayacak mısınız diye merak ediyorsunuz. Çünkü 2 yıldır yaz ayları çocuğunuz çok sağlıklı iken okula başlar başlamaz hastalıklardan kurtulamıyor.”

diye başlayan yazı sonbahar ile birlikte çocuklarımızda sıkça karşılaştığımız hastalıkları ve çözümlerini anlatıyor. Bence mutlaka okuyun. En azından kendinizi yalnız hissetmeyeceksiniz…)

Kulak zarı iltihabı ya da su birikmesi bayağı sık görülen bir sorunmuş, yaşayınca anladım. Bize Maya için başka bir doktor ameliyat önermişti – biriken sıvının boşaltılması veya tüp takılması için. Koşa koşa size geldiğimde siz bunun henüz bir lüks olduğunu belirtmiştiniz. Ve gerçekten yazın yaptığımız deniz seyahatleri çok işe yaradı ve ameliyatsız bu işi kurtardık sayenizde. Peki hangi aşamada ameliyat kaçınılmaz oluyor?

 

Lüks olması sadece Maya için geçerli bir durumdu. Ben gerektiğinde tüp takıyorum. Üç aydan fazla sıvıya bağlı işitme kaybı olan, tekrarlayan orta kulak iltihabı geçiren hastalarda tüp çok güzel bir çözümdür. Ama üç aydan önce ilaçlarla tedavi etmeye çalışmak daha uygundur.

(Defne’nin notu: Mehmet Bey’in “Cerrahi Nereye Dayanmalıdır?”   başlıklı yazısı bence muhteşem. Neyi ne kadar doğru bildiğimizi sorguluyor. Hem de başarılı bir doktorun bakış açısı ile. Cerrahiyi bir anlamda sorguluyor, açık yüreklilikle, sansürsüz… Yazının başında ise Burwell’den bir alıntı var:

“10 yıl içerisinde size öğretilenlerin yarısının yanlış olduğunu anlayacaksınız, ama hangi yarısı?”

Yine kaçırılmaması gereken bir yazı…)

Ağır işiten, işitme cihazı takan çocuklar da var tabii. İşitme cihazı dışında bir çözüm olabiliyor mu? Ameliyat hangi aşamalarda düşünülebiliyor?

Doğuştan veya daha sonradan Koklea dediğimiz salyangozdaki sorunlar nedeni ile işitmesini kaybetmiş çocuklarda maalesef ameliyat bir işe yaramamaktadır. Ameliyat daha çok zar arkasındaki, orta kulak ve kemikçiklerdeki sorunlar için geçerlidir.

Özellikle çocuklarda (ancak tabii ki bizler için de geçerli) nezle iken uçağa binilmesi gerekirse ne yapmak lazım?

Mecbur kalınmadıkça nezleli iken uçağa binilmemelidir. Çok ağrı ve kanamaya yol açabilir. Mecbur kalınırsa kuvvetli ağrı kesiciler ve burun damlaları kullanılmalıdır.

Kulak nasıl temizlenmeli?

Kulak bir tülbent veya havlu yardımı ile sadece görünen kısımlarından temizlenmeli. İçine pamuklu çöp sokarak temizlemek bazen zarar vermektedir. Ucu pamuklu çöpler kanalın doğal olarak ürettiği kulak salgısını geriye ittirip sıkıştırmakla sonuçlandırdığı gibi kulak koruması bozularak enfeksiyonlara ve kanamalara yol açmaktadır.

Burunlarda sürekli deviasyon kontrol edilir. Pek çok yakınım ameliyat bile oldular ancak hayat kalitelerinde bir artış olmadığını belirtiyorlar. Bu ameliyat edilen bölgeden kaynaklanan bir sorun mudur? Çocuklarda böyle bir kontrol yapılıyor mu?

Çocuklarda deviasyon ameliyatı eğer çok mecbur değilse yapılmıyor. Yapılmak zorunda kalınırsa büyüme noktaları korunarak ameliyat yapılıyor

Bazı kişilerin burnu daha iyi koku alır derler. Ya da şarap, kahve tadımı yapan, parfüm yaratan uzmanların koku alma yetisi diğer kişilere göre daha mı fazla yoksa geliştirilebilen bir özellik mi bu?

İnsanlar koku konusunda üçe ayrılırlar. %50’sini oluşturan gruptaki insanlar normal olarak kokuyu algılarlar, ikinci gruptaki  %25’ini oluşturan kişilerin koku alma duyuları çok gelişmiştir. İşte bunlar tüm kokuları algılarlar. Diğer %25’ini oluşturan kişiler ise kokuları tanımada güçlük çekerler.

ME-Dİ enteresan bir yer. Pek çok oda var. Doktorların kendi odaları var ancak başka odaları da kullanıyorlar. Normalde doktoru klinikte bekleme alanında pek görmeyiz, sizde ise doktorlar oradan oraya dolaşıyor ve bu arada bekleyen hastalarla da minik sohbetler edebiliyorlar. Farklı bir ortam. Bilerek mi yapılmış bir şey bu?

ME-Dİ KBB Merkezi’nde sekiz kulak-burun-boğaz hastalıkları uzmanı çalışıyor ve sıklıkla hastalara daha iyi hizmet verebilmek için yardımlaşıyorlar. Çünkü her birinin üst ihtisasları var. KBB sorunu ile kliniğe gelen bir hastanın teşhisini mümkünse bir defada yapmak ve buradan hastayı sağa sola göndermeden sorunu çözmeye çalışıyoruz. Bu nedenle odalar arası trafiğimiz yoğun oluyor.

Mehmet Bey, başarılı tıp hayatınıza ek olarak sosyal anlamda da çok aktifsiniz anladığım kadarı ile. Internet siteniz www.mehmetomur.com da şiir kitabı yazdığınız, şarapçılıkla, fotoğrafçılıkla ilgilendiğiniz belirtilmiş. Neler yapıyorsunuz? “0 km. bızdıklar” okurları ile hekim olmayan yönünüzü de paylaşabilir minisiniz? Mesela  “Asistanın Yol Haritası”  diye bir yazınız vardı. Beni çok etkiledi… Sonra sergileriniz var, şarapla ilgili kitabınız var…

Evet, fotoğraf, edebiyat, şarapçılık, gezi ve yeme-içme yazıları hobilerim arasında. Hobilerimi yaparken ürettiklerimi de paylaşmaktan zevk alıyorum.

‘Büyüyünce sanatçı olacağım’ :)

Yoğun iş temposunda bizlere vakit ayırdığı için Prof.Dr.Mehmet Ömür’e tekrar teşekkür ederim…

2 Yorum
  1. ASLI
    26 Ekim 2010 | 10:30

    Çok bilgilendirici ve bir o kadar da iç açıcı, rahatlatıcı bir paylasım olmuş, teşekkürler Defne. Mehmet Bey in çok yönlü kişiliğine de hayran kaldım.

  2. Defne
    26 Ekim 2010 | 10:55

    Ben teşekkür ederim Aslıcım. Beğendiğine, faydalandığına çok sevindim. Mehmet Bey gerçekten pek çok başarılı çalışmayı aynı anda yapıyor değil mi? Örnek alınması gerekiyor diye düşünüyorum…. Sevgiler :)

Yorumunuzu Yazın

“Büyüyünce Sanatçı Olacağım” Diyen Doktorumuz

Mehmet Ömür

Geçen sene benim bızdık kulağından rahatsızlandı (daha doğrusu kulağından da rahatsızlandı…). Uzadı da uzadı… Sıvı var, yok, basınç düşük, biraz yükselmiş, yok yine düşmüş falan derken haftalık KBB uzmanı ziyaretlerimiz beni iyice yormaya ve endişelendirmeye başlamışken, birdenbire konuşulanlar arasında “ameliyat” kelimesi geçmeye başladı!

Hah, işte orada durmak lazım. İstenildiği kadar  yüksek adette çocuğa tüp takılmış olsun, sonuçlar gayet başarılı olmuş olsun, yine dört yaşında bir çocuğun ancak elimizdeki seçenekler tükendiğinde ameliyat edilmesi gerekiyor bence.
İşte bu noktada imdat çığlıklarıma sevgili doktorumuz Prof.Dr.Hilal Mocan yetişti. Benimle aynı fikirde olan Hilal Hanım, bizi Prof.Dr.Mehmet Ömür’e yönlendirdi. Mehmet Bey ile ilk görüşmemizi takiben işin rengi değişmeye başladı. Kaybettiğim pembe gözlüklerimi buluverdim yeniden…

Mehmet Bey sakin yaklaşımı, sevgi dolu bakışları ile kızımı hiç ama hiç korkutmadı. Bizim için ameliyatın gerekli olmadığını belirtti. Reçetesine “bol deniz” yazdı ve biz de tüm aile işbirliği içerisinde bu reçeteyi uygulamak için elimizden geleni yaptık. Yaz sonundaki kontrolümüzde ise kocaman bir AFERİN! aldık :)

İşte bugünkü konuğum bu harika insan. Üstelik Mehmet Bey çok yönlü bir kişilik. Keyifli, dolu dolu bir internet sitesi var. Kendisi sorularıma az ve öz cevaplar vermiş olsa bile ben dayanamadım onun adına kendi sitesinde yazdıklarından alıntılar yaptım :)

Ayrıca yazıda kullanılan fotoğraflar kendisi tarafından çekilmiştir. Bilginize…

Umarım hoşunuza gider…

Mehmet Bey, bizi size Maya’nın sevgili doktoru Prof.Dr.Hilal Mocan yönlendirdi. Biz sizi onun sayesinde tanıdık. Ancak sonradan farkettim ki siz çok meşhursunuz! Pek çok kişi sizden beğeni ile bahsediyor. Kendileri sizin hastanız olmasa da duydukları doğrultusunda “Aaa Prof.Dr.Mehmet Ömür mü? Konusunda çok başarılı bir hekim!” diyorlar. Kazanılan bu başarı öyle kolay olmadı tahminim. Tıp zor bir dal. Siz hangi adımları attınız?

Doğrudur. Hiçbir konuda başarının kolay gelmediğine eminim. Özellikle de tıp gibi zor bir alanda. İçinde bulunması gereken unsurları sayarsak; çok çalışmak, sevgi ve empati dediğimiz kendini hastanın yerine koymak başta gelir.

(Defne’nin notu:Mehmet Ömür orta öğrenimini Saint Joseph Lisesi ve Ankara Fen Lisesi’nde tamamladıktan sonra 1977’de Ankara Tıp Fakültesi’nden mezun olmuş. Bursa Uludağ Üniversitesi’nde uzmanlığını tamamladıktan sonra  Paris’te Saint Antoine, Saint Louis, Laeennec hastanelerinde çalışmış. 1986 yılında doçentlik ünvanını aldıktan sonra iki yıl Haseki Hastanesi’nde KBB bölümü şefliğine, 1993 yılında da Haseki Hastanesi baş hekimliğine atanmış. 1996 yılında profesör olmuş. 10 yıla yakın süre ile Amerikan Hastanesi KBB bölümü şefliği yapmış.)

Kulak-Burun-Boğaz hep birlikte anılıyor. Sadece birbirlerine yakın olmalarından ötürü mü yoksa birbirlerini direkt etkiledikleri durumlar da var mı?

Kulak, burun, boğaz bölgeleri komşu olduklarından ortak çalışırlar ve birbirlerini doğrudan etkilerler. Bu nedenle birlikte anılırlar. Ancak son yıllarda her birinin üst uzmanlıkları gelişiyor.

Bu üç bölgede olabilecek hassasiyet genetik midir? Örneğin benim bademciklerim hep sorun yaratırdı ve bir süre sonra alınması gerekmişti. Şimdi bakıyorum Maya’nın da bademcikleri ve boğaz bölgesi hassas. Bu benden ona geçmiş talihsiz bir gen dolayısıyla olabilir mi?

Hemen hemen tüm davranışlarımızda, fizik yapımızda ve hastalıklarımızda anne-babamızdan getirdiğimiz genetik özellikler geçerlidir tabiiki.

Antibiyotik kullanımı ile ilgili ne düşünüyorsunuz? Etrafımda gördüğüm, doktorlar (ve dolayısıyla ebeveynler) ikiye ayrılıyor: ateşli bir hastalıkta antibiyotik ile hemen harekete geçip hastalığı başında durdurmaya eğilimli olanlar ve üç, dört gün bekleyip vücudun kendi savunma mekanizmasının harekete geçmesini isteyenler. Siz ne düşünüyorsunuz?

Ortada akut hastalığa yol açmış mikrobik bir hastalık var ve ateş yapıyorsa antibiyotik vermemek çeşitli komplikasyonlara davetiye çıkarmaktır. Ama viral hastalıklarda antibiyotik vermenin anlamı yoktur.

Doğumdan itibaren çocuğumuzu güvendiğimiz çocuk hastalıkları uzmanına götürüyoruz. Vücudun tüm organlarını onlar kontrol ediyor, buna kulak, burun ve boğaz da dahil tabii ki. Hangi yaş itibari ile ya da ne gibi durumlarda ayrıca bir KBB uzmanına başvurmamız gerekir?

14 yaşına kadar çocuklarımızın tüm hastalıklarına ve genel gidişine çocuk hastalıkları uzmanları bakarlar ve onlar gerek gördüklerinde ilgili diğer branşlardan yardım alırlar.

Yaz ayları daha iyi geçiyor ama sonbahar ve özellikle okullarla birlikte ilaçlardan bir türlü kurtulamıyoruz sanki… Çocuklarda en sık görülen rahatsızlıklar neler oluyor?

Hava kirliliği, yeni kuşakların kapalı ortamlara mahkûm edilmesi, yeme-içme alışkanlıkları ve giderek artan allerjik bünyeler sık hastalıklardan sorumlu olmaktadır.

(Defne’nin notu: Mehmet Bey’in bu konu ile ilgili “Okullar Açıldı”  başlıklı harika bir yazısı var sitesinde.Bir anne olarak yaşadıklarımı adım adım anlatıyor.

“Okullar açıldı. Çocuğunuzu yağmurlu bir eylül sabahı servis aracına bindirdiniz. İçinizde hem mutluluk hem de endişe var. Bir sınıf yükseldi diye sevinirken, geçen yıl yakalandığu anjin ve kulak iltihaplarını bu yıl da yaşayacak mısınız diye merak ediyorsunuz. Çünkü 2 yıldır yaz ayları çocuğunuz çok sağlıklı iken okula başlar başlamaz hastalıklardan kurtulamıyor.”

diye başlayan yazı sonbahar ile birlikte çocuklarımızda sıkça karşılaştığımız hastalıkları ve çözümlerini anlatıyor. Bence mutlaka okuyun. En azından kendinizi yalnız hissetmeyeceksiniz…)

Kulak zarı iltihabı ya da su birikmesi bayağı sık görülen bir sorunmuş, yaşayınca anladım. Bize Maya için başka bir doktor ameliyat önermişti – biriken sıvının boşaltılması veya tüp takılması için. Koşa koşa size geldiğimde siz bunun henüz bir lüks olduğunu belirtmiştiniz. Ve gerçekten yazın yaptığımız deniz seyahatleri çok işe yaradı ve ameliyatsız bu işi kurtardık sayenizde. Peki hangi aşamada ameliyat kaçınılmaz oluyor?

 

Lüks olması sadece Maya için geçerli bir durumdu. Ben gerektiğinde tüp takıyorum. Üç aydan fazla sıvıya bağlı işitme kaybı olan, tekrarlayan orta kulak iltihabı geçiren hastalarda tüp çok güzel bir çözümdür. Ama üç aydan önce ilaçlarla tedavi etmeye çalışmak daha uygundur.

(Defne’nin notu: Mehmet Bey’in “Cerrahi Nereye Dayanmalıdır?”   başlıklı yazısı bence muhteşem. Neyi ne kadar doğru bildiğimizi sorguluyor. Hem de başarılı bir doktorun bakış açısı ile. Cerrahiyi bir anlamda sorguluyor, açık yüreklilikle, sansürsüz… Yazının başında ise Burwell’den bir alıntı var:

“10 yıl içerisinde size öğretilenlerin yarısının yanlış olduğunu anlayacaksınız, ama hangi yarısı?”

Yine kaçırılmaması gereken bir yazı…)

Ağır işiten, işitme cihazı takan çocuklar da var tabii. İşitme cihazı dışında bir çözüm olabiliyor mu? Ameliyat hangi aşamalarda düşünülebiliyor?

Doğuştan veya daha sonradan Koklea dediğimiz salyangozdaki sorunlar nedeni ile işitmesini kaybetmiş çocuklarda maalesef ameliyat bir işe yaramamaktadır. Ameliyat daha çok zar arkasındaki, orta kulak ve kemikçiklerdeki sorunlar için geçerlidir.

Özellikle çocuklarda (ancak tabii ki bizler için de geçerli) nezle iken uçağa binilmesi gerekirse ne yapmak lazım?

Mecbur kalınmadıkça nezleli iken uçağa binilmemelidir. Çok ağrı ve kanamaya yol açabilir. Mecbur kalınırsa kuvvetli ağrı kesiciler ve burun damlaları kullanılmalıdır.

Kulak nasıl temizlenmeli?

Kulak bir tülbent veya havlu yardımı ile sadece görünen kısımlarından temizlenmeli. İçine pamuklu çöp sokarak temizlemek bazen zarar vermektedir. Ucu pamuklu çöpler kanalın doğal olarak ürettiği kulak salgısını geriye ittirip sıkıştırmakla sonuçlandırdığı gibi kulak koruması bozularak enfeksiyonlara ve kanamalara yol açmaktadır.

Burunlarda sürekli deviasyon kontrol edilir. Pek çok yakınım ameliyat bile oldular ancak hayat kalitelerinde bir artış olmadığını belirtiyorlar. Bu ameliyat edilen bölgeden kaynaklanan bir sorun mudur? Çocuklarda böyle bir kontrol yapılıyor mu?

Çocuklarda deviasyon ameliyatı eğer çok mecbur değilse yapılmıyor. Yapılmak zorunda kalınırsa büyüme noktaları korunarak ameliyat yapılıyor

Bazı kişilerin burnu daha iyi koku alır derler. Ya da şarap, kahve tadımı yapan, parfüm yaratan uzmanların koku alma yetisi diğer kişilere göre daha mı fazla yoksa geliştirilebilen bir özellik mi bu?

İnsanlar koku konusunda üçe ayrılırlar. %50’sini oluşturan gruptaki insanlar normal olarak kokuyu algılarlar, ikinci gruptaki  %25’ini oluşturan kişilerin koku alma duyuları çok gelişmiştir. İşte bunlar tüm kokuları algılarlar. Diğer %25’ini oluşturan kişiler ise kokuları tanımada güçlük çekerler.

ME-Dİ enteresan bir yer. Pek çok oda var. Doktorların kendi odaları var ancak başka odaları da kullanıyorlar. Normalde doktoru klinikte bekleme alanında pek görmeyiz, sizde ise doktorlar oradan oraya dolaşıyor ve bu arada bekleyen hastalarla da minik sohbetler edebiliyorlar. Farklı bir ortam. Bilerek mi yapılmış bir şey bu?

ME-Dİ KBB Merkezi’nde sekiz kulak-burun-boğaz hastalıkları uzmanı çalışıyor ve sıklıkla hastalara daha iyi hizmet verebilmek için yardımlaşıyorlar. Çünkü her birinin üst ihtisasları var. KBB sorunu ile kliniğe gelen bir hastanın teşhisini mümkünse bir defada yapmak ve buradan hastayı sağa sola göndermeden sorunu çözmeye çalışıyoruz. Bu nedenle odalar arası trafiğimiz yoğun oluyor.

Mehmet Bey, başarılı tıp hayatınıza ek olarak sosyal anlamda da çok aktifsiniz anladığım kadarı ile. Internet siteniz www.mehmetomur.com da şiir kitabı yazdığınız, şarapçılıkla, fotoğrafçılıkla ilgilendiğiniz belirtilmiş. Neler yapıyorsunuz? “0 km. bızdıklar” okurları ile hekim olmayan yönünüzü de paylaşabilir minisiniz? Mesela  “Asistanın Yol Haritası”  diye bir yazınız vardı. Beni çok etkiledi… Sonra sergileriniz var, şarapla ilgili kitabınız var…

Evet, fotoğraf, edebiyat, şarapçılık, gezi ve yeme-içme yazıları hobilerim arasında. Hobilerimi yaparken ürettiklerimi de paylaşmaktan zevk alıyorum.

‘Büyüyünce sanatçı olacağım’ :)

Yoğun iş temposunda bizlere vakit ayırdığı için Prof.Dr.Mehmet Ömür’e tekrar teşekkür ederim…

2 Yorum
  1. ASLI
    26 Ekim 2010 | 10:30

    Çok bilgilendirici ve bir o kadar da iç açıcı, rahatlatıcı bir paylasım olmuş, teşekkürler Defne. Mehmet Bey in çok yönlü kişiliğine de hayran kaldım.

  2. Defne
    26 Ekim 2010 | 10:55

    Ben teşekkür ederim Aslıcım. Beğendiğine, faydalandığına çok sevindim. Mehmet Bey gerçekten pek çok başarılı çalışmayı aynı anda yapıyor değil mi? Örnek alınması gerekiyor diye düşünüyorum…. Sevgiler :)

Yorumunuzu Yazın