Çocuğunuzun Size Kattıkları…

Son zamanlarda gazetelerde yapılan söyleşilerde çocuklarla ilgili meslek ya da çocuklu olduktan sonra edinilen iş dalları hakkında insanların sık sık “Ben daha çocuğum yokken bu işi yapmaya başladım” diye vurgulama ihtiyacı duyduklarını görür oldum. Bilmem sizin de dikkatinizi çekiyor mu…

Ya da ropörtajı yapan kişi böyle bir durumu özellikle belirtme ihtiyacı duyuyor nedense.  “xx kişi kendi çocuğu olmamasına rağmen hamileler için xx ürünlerini ürettiriyor…” gibi bir cümle beğeni ifadesi olarak karşımıza çıkabiliyor. Üstelik bahsi geçen kişi kendisi çocuklu olmasa da çocuklu arkadaşlarından aldığı ilhamla böyle bir işe el attığını belirtirken…

Dikkatimi çektiği için sizlerle paylaşmak ve sizlerin de görüşünü almak istedim.

Konuyu bir örnekle daha netleştirmek istiyorum.

Sibel Arna ropörtajlarını hiç kaçırmadığım (benimle de bir araya geldiği için değil, oldu bitti beğenirim kendisini:)) bir gazeteci. Geçtiğimiz Pazar günki  Şirin Ediger Bayülgen ropörtajında da benim bu belirttiğim yaklaşım mevcut. Şirin Hanım Genel Yayın Yönetmeni olduğu Default Magazine’i anlattığı söyleşisinde şöyle diyor :

Default Magazine çocuk sahibi olduktan sonra hayata geçirdiğim bir proje ama çocukla hiçbir ilgisi yok. Zaten ben çocuk doğurunca hemen çocukla ilgili yeni bir iş edinenleri çok komik buluyorum. Hamilelikte yaşadıklarımı anlatmak ya da çocuklara masal kitabı çıkarmak veya çocuklarla ilgili bir sosyal sorumluluk projesine kendini adamak gibi işleri biraz sahte buluyorum.

İşte beni şaşırtan bu yaklaşım, başkalarının yaptıklarının (ve muhtemelen başarılı olmalarının) bu kadar basite indirgenmesi.

Çocuklu olmanın anneye ya da babaya bir getirisi olamaz mı? Çok mu yanlış bunu beklemek? Ebeveyn-çocuk ilişkisinde sürekli ilkinin ikincisine vermesi mi doğal olanı? Yoksa aslında görüntü öyle de çocuklarımızın bize kattıklarını dile getirmekten çekiniyor muyuz?

Benim çocuksuz dönemimde kafamda evirip çevirdiğim yazı fikirlerinin gerçekleşmesi bence kızım sayesinde oldu. O bana ilham verdi, beni motive etti, hatta beni zorladı. Yoğun iş hayatına ara vermeseydim onunla olabilmek için, belki de bir blog oluşturmayı, hatta iki dergide yazı yazmayı aklıma getiremeyecek kadar meşgul olacaktım.  Bunu kabul etmekte bence bir sakınca yok.

Çocuklarımız bize ilham veriyor gerçekten. Onlar sayesinde pek çok yenilik doğuyor. Eksik olanları tamamlama ihtiyacı beliriyor. Şöyle bir düşünelim isterseniz: hamile kıyafetleri, emziren anneler için yaratılan kolaylıklar, Harry Potter serisi (!), sayısını bilemeyeceğimiz kadar çok anne-baba-çocuk bloğu, gerek eğitici, gerekse tecrübelerin paylaşıldığı milyonlarca kitap, çeşitli vakıflar,… Bunların hepsi insanların ya kendilerinin hissettiği eksikliklerden ya da etraflarındaki çocukluların ihtiyaçlarını gözlemlemekten doğmuş. Veya tamamiyle bunlardan bağımsız olarak birilerinden edinilen ilhamla ortaya çıkmış. Tabii ki hepsi herkese hitap etmeyecek ya da tabii ki her biri mutlaka müthiş fayda sağlayamayacak, fark yaratamayacak. Ama yine de var olmaları gerekiyor bence.

En yakınımdan örneklemek gerekirse, sevgili annemin yazı hayatının kendi kitapları ile o güne kadar yaptığı çalışmalardan farklılaşması bizlerin çocukluk dönemine denk geliyor. Üstelik kendisi, Türkiye’de olmayan gençlik dizinini bizleri büyütürken uygun kitap bulamaması sonucu ortaya çıkarttı. Hatta bu o kadar büyük bir yenilikti ki, o dönem çalıştığı yayınevi kitabı uzun süre bekletti, hangi kategori altına koyacağını bilemediği için.

Bundan daha güzel ne olabilir ki? (Beklemekten bahsetmiyorum tabii!!!) Anne olduktan sonra yazı hayatına bu ihtiyacın yön vermiş olması yarattıklarının kıymetini azalıyor mu? Bence kesinlikle hayır! Tam tersine gördüğü eksik karşısında tereddüt etmeden bir çözüm bulan, üstelik bu çözümden başkalarının da faydalanmasını sağlayan bir kişiye sadece teşekkür edilir bence. (“Yakinimdir” diye demiyorum :))

Peki bir anne olunca, çocuklar için yardım kuruluşlarına el uzatmaya başlamak yanlış mı? Pek çok insan biliyorum ki başkaları için bir şeyler yapmak istiyorlar ancak hangi yöne kaymaları gerektiğini bilemiyorlar. İnsan çocuğu olduğu zaman başkalarının çocuklarına da sempati duyuyor, sokaktaki zavallı çocuklara daha da acıyor ve tüm bunların sonunda bir şeyler yapmak için nihayet harekete geçebiliyor. Bravo onlara! Kılını kıpırdatmayanları mercek altına almak daha doğru geliyor bana.

Hayatta pek çok şey aslında ihtiyaçların tespit edilmesi, fark edilmesi ile ortaya çıkıyor. Buna bir de hoşluk, yaratıcılık gibi unsurları eklediğinizde çok başarılı oluyor. Dolayısıyla insanların bebekli olduktan sonra yapılan işleri küçümsemesini aklım almıyor. Bir an evvel  bu bakış tarzının önünü kesmek lazım demek geliyor içimden. Yanlış çünkü, hem de çok yanlış.

Siz ne dersiniz? Çocuklarımızın bizlere ıslak gözler ve duygusal anlar dışında da katkıları olduğunu kabul etsek çok mu yanlış olur?

4 Yorum
  1. Kaymaçina
    13 Temmuz 2010 | 10:06

    Sana tamamen katılıyorum,hayatınızda böylesine büyük bir değişikliğini size farklı bakış açısı, farklı bir iş alanı veya farklı bir uğraş katması neden garip olsun veya örneklerde olduğu gibi küsümsensin anlamış değilim.Çocuk bence annenin beyninin farklı çalışmasına ve çok daha üretken olmasına neden oluyor.Küçümseyenleri küçümsüyorum ben..tek kelimeyle

  2. Defne
    13 Temmuz 2010 | 15:34

    Demek ki başkaları da benim gibi hissediyormuş. Harikasın! Teşekkür ederim yorumun/katkın için :)

  3. Tamer Gişan
    17 Temmuz 2010 | 23:51

    Defne Hanım o kadar güzel bir konu yakalamışsınız ki gene.

    Çocuklarımızın bize gerçekten de “ıslak gözler ve duygusal anlar”dan başka şeyler de katıyor. En basitinden tabir caiz ise daha bir “insancıllık” katıyor! Şimdi diyeceksiniz ki ne yani çocuğu olmayan insancıl olmuyor mu? Demek istediğim o değil tabi. Elbet insancıl. Ama DAHA kavramı geliyor o tüm özelliklerinize. Mesela kendimden iki örnek verirsem;

    İşim gereği sık sık hastanelerde yoğun bakımlara girer çıkarım. Yenidoğan yoğun bakımlar dahil. Eskiden girer çıkardım, olsa olsa vah vah derdim sadece. Ama inanır mısınız şimdi yoğun bakımda yatan bebekleri görmeye dayanamıyorum, gözlerim doluyor biliyor musunuz? Dilim döndüğünce dua ediyorum, Allah’a yalvarıyorum şifa versin diye. Çünkü biliyorum ki benim kızımın parmağı bir yere sıkışsa benim yüreğim sıkışır, kızımın dizi kanasa benim içim kanar. Hal böyle iken bir bebeğin yoğun bakımda yatması bana acı veriyor.

    İkincisi de sokakta oynayan ya da annesinin elinden tutsa da ağlayan bir çocuk gördüğümde içim buruluyor. Diyorum ki yavrum ne istiyor da olmuyor, kırılıyor, mutsuz oluyor diye düşünüyorum. Ve hakikaten bebekler için çocuklar için bişeyler yapmak istiyorum. Ha birşey yaptın mı, yapıyor musun derseniz hayır henüz bişey yapmıyorum. Ama en azından artık düşünüyorum.

    Bir çocuğun hayatının değerini anlıyorum, onun dünyasını inşa etmenin ne kadar zor, ancak ne kadar da harika olduğunu anlıyorum. Benim için hiç de az değil bu kazanımlar.

    Varsın birileri sahte bulsun, burun kıvırsın, göz süzsün…her geçen gün birileri daha bişeyler yapmaya başlıyor ya da düşünüyor ya, bu da yeter. Hiç yoktan iyidir.

    Sağlıcakla kalın.

  4. Defne
    18 Temmuz 2010 | 10:08

    Harikasınız! Bu yorumu şimdi benden başkaları da okuyabilecek. Düşüncelerinizi hepimizle paylaştığınız için sonsuz teşekkürler :)

Yorumunuzu Yazın

Çocuğunuzun Size Kattıkları…

Son zamanlarda gazetelerde yapılan söyleşilerde çocuklarla ilgili meslek ya da çocuklu olduktan sonra edinilen iş dalları hakkında insanların sık sık “Ben daha çocuğum yokken bu işi yapmaya başladım” diye vurgulama ihtiyacı duyduklarını görür oldum. Bilmem sizin de dikkatinizi çekiyor mu…

Ya da ropörtajı yapan kişi böyle bir durumu özellikle belirtme ihtiyacı duyuyor nedense.  “xx kişi kendi çocuğu olmamasına rağmen hamileler için xx ürünlerini ürettiriyor…” gibi bir cümle beğeni ifadesi olarak karşımıza çıkabiliyor. Üstelik bahsi geçen kişi kendisi çocuklu olmasa da çocuklu arkadaşlarından aldığı ilhamla böyle bir işe el attığını belirtirken…

Dikkatimi çektiği için sizlerle paylaşmak ve sizlerin de görüşünü almak istedim.

Konuyu bir örnekle daha netleştirmek istiyorum.

Sibel Arna ropörtajlarını hiç kaçırmadığım (benimle de bir araya geldiği için değil, oldu bitti beğenirim kendisini:)) bir gazeteci. Geçtiğimiz Pazar günki  Şirin Ediger Bayülgen ropörtajında da benim bu belirttiğim yaklaşım mevcut. Şirin Hanım Genel Yayın Yönetmeni olduğu Default Magazine’i anlattığı söyleşisinde şöyle diyor :

Default Magazine çocuk sahibi olduktan sonra hayata geçirdiğim bir proje ama çocukla hiçbir ilgisi yok. Zaten ben çocuk doğurunca hemen çocukla ilgili yeni bir iş edinenleri çok komik buluyorum. Hamilelikte yaşadıklarımı anlatmak ya da çocuklara masal kitabı çıkarmak veya çocuklarla ilgili bir sosyal sorumluluk projesine kendini adamak gibi işleri biraz sahte buluyorum.

İşte beni şaşırtan bu yaklaşım, başkalarının yaptıklarının (ve muhtemelen başarılı olmalarının) bu kadar basite indirgenmesi.

Çocuklu olmanın anneye ya da babaya bir getirisi olamaz mı? Çok mu yanlış bunu beklemek? Ebeveyn-çocuk ilişkisinde sürekli ilkinin ikincisine vermesi mi doğal olanı? Yoksa aslında görüntü öyle de çocuklarımızın bize kattıklarını dile getirmekten çekiniyor muyuz?

Benim çocuksuz dönemimde kafamda evirip çevirdiğim yazı fikirlerinin gerçekleşmesi bence kızım sayesinde oldu. O bana ilham verdi, beni motive etti, hatta beni zorladı. Yoğun iş hayatına ara vermeseydim onunla olabilmek için, belki de bir blog oluşturmayı, hatta iki dergide yazı yazmayı aklıma getiremeyecek kadar meşgul olacaktım.  Bunu kabul etmekte bence bir sakınca yok.

Çocuklarımız bize ilham veriyor gerçekten. Onlar sayesinde pek çok yenilik doğuyor. Eksik olanları tamamlama ihtiyacı beliriyor. Şöyle bir düşünelim isterseniz: hamile kıyafetleri, emziren anneler için yaratılan kolaylıklar, Harry Potter serisi (!), sayısını bilemeyeceğimiz kadar çok anne-baba-çocuk bloğu, gerek eğitici, gerekse tecrübelerin paylaşıldığı milyonlarca kitap, çeşitli vakıflar,… Bunların hepsi insanların ya kendilerinin hissettiği eksikliklerden ya da etraflarındaki çocukluların ihtiyaçlarını gözlemlemekten doğmuş. Veya tamamiyle bunlardan bağımsız olarak birilerinden edinilen ilhamla ortaya çıkmış. Tabii ki hepsi herkese hitap etmeyecek ya da tabii ki her biri mutlaka müthiş fayda sağlayamayacak, fark yaratamayacak. Ama yine de var olmaları gerekiyor bence.

En yakınımdan örneklemek gerekirse, sevgili annemin yazı hayatının kendi kitapları ile o güne kadar yaptığı çalışmalardan farklılaşması bizlerin çocukluk dönemine denk geliyor. Üstelik kendisi, Türkiye’de olmayan gençlik dizinini bizleri büyütürken uygun kitap bulamaması sonucu ortaya çıkarttı. Hatta bu o kadar büyük bir yenilikti ki, o dönem çalıştığı yayınevi kitabı uzun süre bekletti, hangi kategori altına koyacağını bilemediği için.

Bundan daha güzel ne olabilir ki? (Beklemekten bahsetmiyorum tabii!!!) Anne olduktan sonra yazı hayatına bu ihtiyacın yön vermiş olması yarattıklarının kıymetini azalıyor mu? Bence kesinlikle hayır! Tam tersine gördüğü eksik karşısında tereddüt etmeden bir çözüm bulan, üstelik bu çözümden başkalarının da faydalanmasını sağlayan bir kişiye sadece teşekkür edilir bence. (“Yakinimdir” diye demiyorum :))

Peki bir anne olunca, çocuklar için yardım kuruluşlarına el uzatmaya başlamak yanlış mı? Pek çok insan biliyorum ki başkaları için bir şeyler yapmak istiyorlar ancak hangi yöne kaymaları gerektiğini bilemiyorlar. İnsan çocuğu olduğu zaman başkalarının çocuklarına da sempati duyuyor, sokaktaki zavallı çocuklara daha da acıyor ve tüm bunların sonunda bir şeyler yapmak için nihayet harekete geçebiliyor. Bravo onlara! Kılını kıpırdatmayanları mercek altına almak daha doğru geliyor bana.

Hayatta pek çok şey aslında ihtiyaçların tespit edilmesi, fark edilmesi ile ortaya çıkıyor. Buna bir de hoşluk, yaratıcılık gibi unsurları eklediğinizde çok başarılı oluyor. Dolayısıyla insanların bebekli olduktan sonra yapılan işleri küçümsemesini aklım almıyor. Bir an evvel  bu bakış tarzının önünü kesmek lazım demek geliyor içimden. Yanlış çünkü, hem de çok yanlış.

Siz ne dersiniz? Çocuklarımızın bizlere ıslak gözler ve duygusal anlar dışında da katkıları olduğunu kabul etsek çok mu yanlış olur?

4 Yorum
  1. Kaymaçina
    13 Temmuz 2010 | 10:06

    Sana tamamen katılıyorum,hayatınızda böylesine büyük bir değişikliğini size farklı bakış açısı, farklı bir iş alanı veya farklı bir uğraş katması neden garip olsun veya örneklerde olduğu gibi küsümsensin anlamış değilim.Çocuk bence annenin beyninin farklı çalışmasına ve çok daha üretken olmasına neden oluyor.Küçümseyenleri küçümsüyorum ben..tek kelimeyle

  2. Defne
    13 Temmuz 2010 | 15:34

    Demek ki başkaları da benim gibi hissediyormuş. Harikasın! Teşekkür ederim yorumun/katkın için :)

  3. Tamer Gişan
    17 Temmuz 2010 | 23:51

    Defne Hanım o kadar güzel bir konu yakalamışsınız ki gene.

    Çocuklarımızın bize gerçekten de “ıslak gözler ve duygusal anlar”dan başka şeyler de katıyor. En basitinden tabir caiz ise daha bir “insancıllık” katıyor! Şimdi diyeceksiniz ki ne yani çocuğu olmayan insancıl olmuyor mu? Demek istediğim o değil tabi. Elbet insancıl. Ama DAHA kavramı geliyor o tüm özelliklerinize. Mesela kendimden iki örnek verirsem;

    İşim gereği sık sık hastanelerde yoğun bakımlara girer çıkarım. Yenidoğan yoğun bakımlar dahil. Eskiden girer çıkardım, olsa olsa vah vah derdim sadece. Ama inanır mısınız şimdi yoğun bakımda yatan bebekleri görmeye dayanamıyorum, gözlerim doluyor biliyor musunuz? Dilim döndüğünce dua ediyorum, Allah’a yalvarıyorum şifa versin diye. Çünkü biliyorum ki benim kızımın parmağı bir yere sıkışsa benim yüreğim sıkışır, kızımın dizi kanasa benim içim kanar. Hal böyle iken bir bebeğin yoğun bakımda yatması bana acı veriyor.

    İkincisi de sokakta oynayan ya da annesinin elinden tutsa da ağlayan bir çocuk gördüğümde içim buruluyor. Diyorum ki yavrum ne istiyor da olmuyor, kırılıyor, mutsuz oluyor diye düşünüyorum. Ve hakikaten bebekler için çocuklar için bişeyler yapmak istiyorum. Ha birşey yaptın mı, yapıyor musun derseniz hayır henüz bişey yapmıyorum. Ama en azından artık düşünüyorum.

    Bir çocuğun hayatının değerini anlıyorum, onun dünyasını inşa etmenin ne kadar zor, ancak ne kadar da harika olduğunu anlıyorum. Benim için hiç de az değil bu kazanımlar.

    Varsın birileri sahte bulsun, burun kıvırsın, göz süzsün…her geçen gün birileri daha bişeyler yapmaya başlıyor ya da düşünüyor ya, bu da yeter. Hiç yoktan iyidir.

    Sağlıcakla kalın.

  4. Defne
    18 Temmuz 2010 | 10:08

    Harikasınız! Bu yorumu şimdi benden başkaları da okuyabilecek. Düşüncelerinizi hepimizle paylaştığınız için sonsuz teşekkürler :)

Yorumunuzu Yazın