Düşmekten Sıkıldım Artık!

Şu ara kızıcığım herşeyden sıkılıyor ya…

Düşmekten de sıkıldı yavrucak. Kim haksız diyebilir ki… Gerçekten düşünürsek ne kadar çok düşüyor çocuklar. Zaten “Çocuk düşe kalka büyür” sözü boşuna sarf edilmemiş. Öyle çok düşüyorlar ki, bir ara, sanırım geçtiğimiz yazdı, bayağı endişelenmiştim. Sürekli ayakları birbirine dolanıp yere kapaklanan, dizlerindeki yaralar bir türlü iyileşmeyen Mayacık beni endişelendirmişti.

Ailemizin ortopedi uzmanı Dr.Ufuk Talu’da kendimi bulup, Maya’da bir sorun olmadığından emin olmak istedim. Henüz bacakları olması gerektiği gibi düz olmadığından ki bu ancak 4 yaş itibari ile oluyormuş, ayaklar birbirine dolanıyormuş gerçekten. “Endişelenmeyin, gayet normal. Yalnız dikkat etmeniz gereken bazı oturma pozisyonları var” diyen doktorumuzu can kulağıyla dinledikten sonra rahatlamış bir şekilde oradan ayrılmıştım.

Konu düşmekten açıldı ya, ben de sakar bir tipimdir. Çok dikkat etmeme rağmen (belki de işte tam bu nedenle), mesela yerde incecik bir buz tabakası gördüğüm an bilirimki az sonra yerde oturuyor olacağım. İyisi mi ben teslim olayım, çöküvereyim şuracığa.

Üniversiteyi Ankara’da okurken, o zorlu kışlarda okulun en çok düşenleri arasında olduğum şüphe götürmezdi.

Fakat esas paylaşmak istediğim sadece fiziksel düşme eyleminin ötesinde, hayatımızdaki düşüşler.

38 senelik hayatıma baktığımda (yepyeni bir 38liğim ben artık, 40′a çok az kaldı…) çıkışlar kadar etkilemese de inişler, düşmeler, tökezlemeler, düşürülmeler yaşamışım. Hayatın bir parçası. Bununla da başa çıkmayı, ayağa kalkıp ilerlemeyi öğrenmek gerekiyor. Önceleri çok acıyor, acı hiç geçmeyecek sanıyor insan ki ana sebep çok da minik birşey olabiliyor. Belki minicik bir basamaktan düşürmüş biri sizi, söylediği ufacık bir lafla ya da sadece bir arkadaşını size tercih ederken yaptığı acımasızlıkla sizi bulunduğunuz noktadan aşağı çekmiş.

Çok çeşit bu düşüşler ama ilk aklıma gelenler:

OKULDA…
Okul zamanı, daha minicikkenden itibaren arkadaşlık, grup oluşması, gruptan dışlanmak ya da bir gruba katılmak ne önemli konulardır. Üç arkadaş çok samimi iken ikisinin belki de saçma sapan bir sebepten birlik olup, üçüncüyü dışladığına ne kadar çok şahit oluruz. O üçüncü olmak istemez kimse. Olmamak için de ne gerekiyorsa yapar.

Haberlerde de duyarız ya, girdiği arkadaş grubunun kötü alışkanlıklarından edinen saf çocuk, onlar gibi olmak ve kabul edilmek adına neler yapar. Bu aslında düşmek istemeyen bir çocuğun bulduğu bir çözümdür.

İŞ HAYATINDA…
Öte yandan iş hayatına gelindiğinde, çalıştığınız şirkette yükselebilmek adına oynanan oyunlar, takılan çelmeler hep diğerini düşürmek, kendini bir üst basamağa çıkartmak için değil midir? Gerçek ekip çalışmasını kaç şirkette görebiliriz? Genelde işi yüklenen kişilerle, kendini çok iyi pazarlayan ama aslında diğerlerine iş yaptıranlar vardır. Hangisi daha hızlı yükselir? Bu, karar mekanizmasının ne kadar düşerek bulunduğu yere geldiğine de biraz bakmaz mı?

AŞKTA…
Derken aşk hayatına geldiğimizde en can alıcı, en üzücü düşüşler ve düş kırıklıkları burada vardır. Sevdiğiniz kişi birden bire sizi sevmemeye karar verir ya da birden fazlasını sevmeye. GÜMMMMM!!! Düştük işte.
Bir de platonik takılan, her daim düşüşte olanlar var. Onların ayağa kalkması zaten zor, adeta canları düşmek istiyor. Elinden tutup kaldırmaya kalktıkça sizi de beraberinde düşürür.

Ve biz düşmekten sıkılırız, aynen çocuklarımızın sıkıldığı gibi. E ne olacak o zaman?

Hayat devam ediyor. Biz de ayağa kalkmaya, dersimizi almaya ve tekrar düşene kadar devam etmeye karar vereceğiz.

Her bir düşüşün hemen o an olmasa da, beraberinde bir ders, bir öğreti getirdiğini ve bunun da beni ileride daha tehlikeli düşüşlerden koruyacağına inanmak bana hep güç verdi (Biraz da taktığım pembe gözlüklerin faydası var.) Ben de kızıma eğer bu düşünce şeklini verebilirsem kuvvetli bir kişilik yetiştirebileceğimi düşünüyorum. Düştüğünde hüngür hüngür ağlasa, isyan etse de, sonrasında gözyaşlarını silip hayata devam edebilecek güçte bir kişi. Yaşadığı hayal kırıklıklarının onu acı ve sert bir insan yapmasına izin vermeyecek kalbe ve kişiliğe sahip bir insan.

Bunu gerçekleştirebilirsem ne mutlu bana :)

Yoksa düşmekten ben de gerçekten sıkıldım! Nerede benim pembe gözlüklerim? Hah! Şimdi oldu :) Hayat ÇOK GÜZEL!!! :)))

1 Yorum
  1. Anonymous
    24 Aralık 2009 | 09:42

    Kutluyorum! Kutluyorum!
    Yaşamın özünü yakalayıp bunu minik kızına öğretmekte olan genç anneyi kutluyorum.
    Nasıl da çocuklarımız üzülecek diye aklımız çıkar…Oysa şu yaşta onu üzen her şey onu geleceğe hazırlayan, güçlendiren yaşam deneyimleridir.
    Okulda önce öğrenilir sonra sınav gelir.
    Yaşamdaysa önce sınanır sonra bundan bir şeyler öğreniriz.
    Böyle bakınca genç anne kızı üzülüyor diye o kadar da üzülmeyecektir. Ama bu blogun yazarı genç anne, az önce belirttiğim gibi, işin felsefesini damardan yakalamış.
    Kutluyorum!
    Bir dost

Yorumunuzu Yazın

Düşmekten Sıkıldım Artık!

Şu ara kızıcığım herşeyden sıkılıyor ya…

Düşmekten de sıkıldı yavrucak. Kim haksız diyebilir ki… Gerçekten düşünürsek ne kadar çok düşüyor çocuklar. Zaten “Çocuk düşe kalka büyür” sözü boşuna sarf edilmemiş. Öyle çok düşüyorlar ki, bir ara, sanırım geçtiğimiz yazdı, bayağı endişelenmiştim. Sürekli ayakları birbirine dolanıp yere kapaklanan, dizlerindeki yaralar bir türlü iyileşmeyen Mayacık beni endişelendirmişti.

Ailemizin ortopedi uzmanı Dr.Ufuk Talu’da kendimi bulup, Maya’da bir sorun olmadığından emin olmak istedim. Henüz bacakları olması gerektiği gibi düz olmadığından ki bu ancak 4 yaş itibari ile oluyormuş, ayaklar birbirine dolanıyormuş gerçekten. “Endişelenmeyin, gayet normal. Yalnız dikkat etmeniz gereken bazı oturma pozisyonları var” diyen doktorumuzu can kulağıyla dinledikten sonra rahatlamış bir şekilde oradan ayrılmıştım.

Konu düşmekten açıldı ya, ben de sakar bir tipimdir. Çok dikkat etmeme rağmen (belki de işte tam bu nedenle), mesela yerde incecik bir buz tabakası gördüğüm an bilirimki az sonra yerde oturuyor olacağım. İyisi mi ben teslim olayım, çöküvereyim şuracığa.

Üniversiteyi Ankara’da okurken, o zorlu kışlarda okulun en çok düşenleri arasında olduğum şüphe götürmezdi.

Fakat esas paylaşmak istediğim sadece fiziksel düşme eyleminin ötesinde, hayatımızdaki düşüşler.

38 senelik hayatıma baktığımda (yepyeni bir 38liğim ben artık, 40′a çok az kaldı…) çıkışlar kadar etkilemese de inişler, düşmeler, tökezlemeler, düşürülmeler yaşamışım. Hayatın bir parçası. Bununla da başa çıkmayı, ayağa kalkıp ilerlemeyi öğrenmek gerekiyor. Önceleri çok acıyor, acı hiç geçmeyecek sanıyor insan ki ana sebep çok da minik birşey olabiliyor. Belki minicik bir basamaktan düşürmüş biri sizi, söylediği ufacık bir lafla ya da sadece bir arkadaşını size tercih ederken yaptığı acımasızlıkla sizi bulunduğunuz noktadan aşağı çekmiş.

Çok çeşit bu düşüşler ama ilk aklıma gelenler:

OKULDA…
Okul zamanı, daha minicikkenden itibaren arkadaşlık, grup oluşması, gruptan dışlanmak ya da bir gruba katılmak ne önemli konulardır. Üç arkadaş çok samimi iken ikisinin belki de saçma sapan bir sebepten birlik olup, üçüncüyü dışladığına ne kadar çok şahit oluruz. O üçüncü olmak istemez kimse. Olmamak için de ne gerekiyorsa yapar.

Haberlerde de duyarız ya, girdiği arkadaş grubunun kötü alışkanlıklarından edinen saf çocuk, onlar gibi olmak ve kabul edilmek adına neler yapar. Bu aslında düşmek istemeyen bir çocuğun bulduğu bir çözümdür.

İŞ HAYATINDA…
Öte yandan iş hayatına gelindiğinde, çalıştığınız şirkette yükselebilmek adına oynanan oyunlar, takılan çelmeler hep diğerini düşürmek, kendini bir üst basamağa çıkartmak için değil midir? Gerçek ekip çalışmasını kaç şirkette görebiliriz? Genelde işi yüklenen kişilerle, kendini çok iyi pazarlayan ama aslında diğerlerine iş yaptıranlar vardır. Hangisi daha hızlı yükselir? Bu, karar mekanizmasının ne kadar düşerek bulunduğu yere geldiğine de biraz bakmaz mı?

AŞKTA…
Derken aşk hayatına geldiğimizde en can alıcı, en üzücü düşüşler ve düş kırıklıkları burada vardır. Sevdiğiniz kişi birden bire sizi sevmemeye karar verir ya da birden fazlasını sevmeye. GÜMMMMM!!! Düştük işte.
Bir de platonik takılan, her daim düşüşte olanlar var. Onların ayağa kalkması zaten zor, adeta canları düşmek istiyor. Elinden tutup kaldırmaya kalktıkça sizi de beraberinde düşürür.

Ve biz düşmekten sıkılırız, aynen çocuklarımızın sıkıldığı gibi. E ne olacak o zaman?

Hayat devam ediyor. Biz de ayağa kalkmaya, dersimizi almaya ve tekrar düşene kadar devam etmeye karar vereceğiz.

Her bir düşüşün hemen o an olmasa da, beraberinde bir ders, bir öğreti getirdiğini ve bunun da beni ileride daha tehlikeli düşüşlerden koruyacağına inanmak bana hep güç verdi (Biraz da taktığım pembe gözlüklerin faydası var.) Ben de kızıma eğer bu düşünce şeklini verebilirsem kuvvetli bir kişilik yetiştirebileceğimi düşünüyorum. Düştüğünde hüngür hüngür ağlasa, isyan etse de, sonrasında gözyaşlarını silip hayata devam edebilecek güçte bir kişi. Yaşadığı hayal kırıklıklarının onu acı ve sert bir insan yapmasına izin vermeyecek kalbe ve kişiliğe sahip bir insan.

Bunu gerçekleştirebilirsem ne mutlu bana :)

Yoksa düşmekten ben de gerçekten sıkıldım! Nerede benim pembe gözlüklerim? Hah! Şimdi oldu :) Hayat ÇOK GÜZEL!!! :)))

1 Yorum
  1. Anonymous
    24 Aralık 2009 | 09:42

    Kutluyorum! Kutluyorum!
    Yaşamın özünü yakalayıp bunu minik kızına öğretmekte olan genç anneyi kutluyorum.
    Nasıl da çocuklarımız üzülecek diye aklımız çıkar…Oysa şu yaşta onu üzen her şey onu geleceğe hazırlayan, güçlendiren yaşam deneyimleridir.
    Okulda önce öğrenilir sonra sınav gelir.
    Yaşamdaysa önce sınanır sonra bundan bir şeyler öğreniriz.
    Böyle bakınca genç anne kızı üzülüyor diye o kadar da üzülmeyecektir. Ama bu blogun yazarı genç anne, az önce belirttiğim gibi, işin felsefesini damardan yakalamış.
    Kutluyorum!
    Bir dost

Yorumunuzu Yazın