Düzelteyim derken…

thb_duzelteyimderken_240220

Küçükken son derece çekingen bir kızdım. Soru sorarlar, en basitinden hem de, kızarır bozarırdım. Annemin arkasına saklanma, tanımadığım ya da yeni tanıştığım kişilerin bana soru sorması durumunda gözlerimin dolması gibi pek çok antisosyal davranışı bende bulabilirdiniz.

Sonra, zaman içerisinde hem yaşım ilerledikçe, hem okul hayatının devreye girmesiyle sosyalleşmeye başladım. Çekingenliğin bana zarar getirdiğini, yaşıtlarıma göre geri planda kaldığımı ve bundan rahatsızlık duyduğumu fark ettim. Üstelik arkadaşlarımla, çevremdeki kişilerle iletişimim arttıkça kendimi daha kuvvetli hissetmeye, hayattan daha da çok keyif almaya başladım. O zamandan bu yana doğru iletişimin, dostluğun, insanlara olumlu yaklaşmanın önemli olduğuna inanırım.

Şimdi benzer bir resmi kızımda görüyorum. Maya’nın yeni bir yere, yeni tanıştığı kişilere alışması zaman alıyor. Uzun bir süreç yaşıyoruz çoğu zaman. Sonra birdenbire her şey yoluna giriyor, kendini rahat hissediyor, o komik, kendine güvenli, eğlenceli kızım ortaya çıkıyor ve hayat daha güzel oluyor :)

Bir yandan yenilikler onu korkuturken, bir yandan da benden ayrı kalma, benim ondan uzaklaşma ihtimalim ve bir şekilde bana ulaşamama korkusu hep bir engel olarak karşısına çıkıyor.

Tüm bunları gözlemlerken çeşitli yöntemlerle kızımı açmaya çalışıyorum. Fakat deneme-yanılma yöntemi pek de işe yaramıyor. Düzelteyim derken daha da bozuyorum sanki. İki adım ileri, bir adım geri… Bunun üzerine yorumlarına ve yönlendirmesine güvendiğim, üstelik bebeklikten bu yana Maya’yı tanıyan pedagogumuza başvuruyorum.

Drama öneriliyor Maya için. Bunu daha önceki okulunda da önermişlerdi. O zaman dikkate almamıştım. “Bu kadar çekingen bir çocuk nasıl olacak da rol yapacak???” gibi bir düşünce hakimdi bende.

Bu sefer denemeye karar veriyorum.

Sonra bir kitap öneriyor pedagogumuz. Onun önerdiği kitaplar her zaman faydalı oldu bugüne kadar. Hemen not alıyorum, sipariş ediyorum.

Hep duyduğum cümle şu: “Maya’nın ilköğretime başlamadan önce bu çekingenliği ve tedirginliği üzerinden atması lazım. Yoksa çok zorlanır.”

Öğretmenlerinden, pedagogumuza, kızımızı sadece 30 dakika boyunca gözlemlemiş olan drama öğretmenine kadar herkes aynı yorumu yapıyor. Eh, herhalde doğrudur bu yorum diye düşünüyorum ama elimden de pek bir şey gelmiyor. İçimi sıkıntı kaplıyor. Şimdi bir tarih var önümde. Sanki bu tarihe kadar bu çocuk istenilen kıvama gelmezse, okul hayatı zindan olacak, geri kalacak, silik bir tip olacak.

Bu his hiç mi hiç hoşuma gitmiyor.

Bu sefer savunma mekanizmam devreye giriyor. “Aman canım ben de böyleydim. Ne dramaya gittim ne de annemler beni pedagoga götürdüler. Okul falan derken açıldım işte bir şekilde – hem de kabak çiçeği gibi. Şimdi kimse susturamıyor beni. Cır cır konuşuyorum işte. Öyle bir güvensiz hâlimde yok çok şükür“

Zamanla, yaş ilerledikçe ve tecrübeler arttıkça, burnu acı olanları ile sürtüldükçe o da öğrenecek, gelişmesi gerekecek.

Ama bu düşünceler beni tam da mutlu etmiyor. İçimdeki sıkıntıyı atmamı sağlayamıyor. Farklı bir ses, “Ağaç yaşken eğilir. Şimdi bu sorunlar daha minik, daha çözülebilirken üzerine gitmek lazım ki ileride daha zor durumlarla karşılaşmayalım.”

Haydiiii yine karşımda o tarih. Eylül 2012. Maya daha güvenli, daha rahat, daha özgür olmalı.

İyi de ya bu yapısına aykırıysa? Çok şey mi bekliyorum minicik kızımdan? Düzelteyim derken beter mi ediyorum?

Onunla konuşuyorum karşıma alıp kocaman bir kızmışçasına. Anlatmaya çalışıyorum özgür ve kuvvetli olmasının ne kadar önemli olduğunu. İçinde var olan kuvvetli, dirençli kızın ortaya çıkmasına izin vermesini istiyorum. Benim ona güvendiğim kadar onun da kendisine güvenmesini istiyorum.

Söylenenler ona ne kadar anlamlı geliyor bilmiyorum. Pek de hoşuna gitmiyor zaten. (“Amaaan yine çok konuştum, gereksiz yere kızı sık boğaz ettim. Yanlış yaptım galiba.” diyorum. Ama diğer sesim, “Olur mu canım, olgun bir insan muamelesi yapmalısın. Olanları olduğu gibi anlatmalısın ki o da anlasın niye bazı şeyleri yapmaya zorluyorsun.”)

Kendi içimde ikilemdeyken bu iş nasıl çözülür onu bilemiyorum. Düzelteyim derken bozuyorum.

Kızımı o kurs buraya, şu ders başka yere sürüklemek istemiyorum. Öte yandan faydalı olacaksa niye olmasın diyorum.

Anlayacağınız müthiş bir tartışma programı var şu an beynimle kalbim arasında. Hangisi kazanacak göreceğiz.

Yeter ki düzelteyim derken beter etmeyeyim!

Bu arada bu konuyla ilintili harika bir yazıyla karşılaştım internette: “Leave Shy Children Alone!” başlıklı yazı konuya çok doğru bir açıdan yaklaşıyor. Siz de benim gibi düşünceler içerisindeyseniz, okumanızı öneririm.

 

12 Yorum
  1. Meral m
    24 Şubat 2012 | 13:03

    Canım ne güzel yazmışsın…Bende çocukluğumda aynı sorunlardan geçtim ve ister maalesef de ister çok şükür de hayat beni bir açtı pir açtı. Bunu sevgili okuluma da borçluyum, eğer açılmasaydım zaten silinip gidecektim, ancak ne kadar zorlamalı insan orada kararsızım, bizim cocuklarımıza zorlamalı egitim olamadı.. İnsanın huyu da pek kolay değişmiyor. Bence şimdiki zaman da destek almak gerekli o kadar çok imkan var ki..benim naciz fikrim lütfen diğer çocuklarla kıyaslama yapma ve ona da ornek gösterme. Herkes kendine özgü bir birey değil mı? Kolay gelsin, tüm dertlerin bunun gibi keyfe keder olsun.

  2. Defne Ongun Müminoğlu
    24 Şubat 2012 | 13:46

    Aynen öyle. Herkesin kendi huyu, olaylara yaklaşımı ve tarzı var. Zaten amaç değiştirmek değil, desteklemek. Tüm bunlar içerisinde insan bakış açısını kaybedebiliyor. Bunu bir konu hâline getirebiliyor. Bazen “yardım” başlığı altında alınan destekler de amaca hizmet etmeyebiliyor. Seneler sonra dönüp baktığımda “Amaaan nelerle uğraşmışım” diyeceğimi bilmeme rağmen uğraşıyorum desem??? Çok sevgiler :)

  3. Esra Demirbilek
    24 Şubat 2012 | 14:10

    Defnecim inan bende de benzer bir hayat öyküsü var. Cevabını bildiğim halde parmak kaldırıp söylemeye utanırdım okulda. Üniversite ve iş hayatı bana çok şey kazandırdı. Benim oğlum da aynen bana benziyor. İlk anda tutuk kalıyor ama ondan sonra ilk köprüleri atınca gerisi geliyor. Ben de istiyorum sosyal olsun ama bazı şeyler zorla olmuyor. Çekingenliği nedeniyle yeteneklerini tam olarak ortaya koyamıyor. Aslında çekingenlikten ziyade aşırı mükemmelliyetçilik ve ya hata yaparsam, arkadaşlarım alay ederse korkusu engel oluyor. Bu sebeple biz de onu oradan oraya koşturmuyoruz. Yaşıtları haftasonu drama, dans, müzik vs kurslarına giderken o geçenlerde yüzmeye gitmek istediğini söyledi 1 yıl aradan sonra ve o şekilde yüzmeye yazdırdık. Takım oyunu basketten çok hoşlanmadı mesela. Biraz da benim gibi, bireysel olmayı seviyor. Bazı insanlar, özellikle yaratıcı insanları yalnız bırakmak gerekiyor ki yaratabilsinler. Herkes takım çalışmasına yatkın değil. İşte biz anne babalar olarak çocuğumuzun karakterini, yeteneklerini, ne yöne doğru desteklememiz gerektiğini bazen göremiyoruz, bize dert oluyor. Hem yarış atı gibi koşturmak istemiyoruz hem de varsa çocuğun içindeki cevher çıksın istiyoruz. Gerçekten bizim de zorlandığımız bir konu. Ama bence en doğrusu bazı şeyleri zamana bırakmak.

  4. yeşim
    24 Şubat 2012 | 14:18

    Aynı sorun bizde de var ben elimden geldiğince destekliyorum cesaret veriyorum kızıma Defne hanım pedegogunuzun önerdiği kitap hangisi ve dramayı nasıl kullanıyorsunuz paylaşırsanız çok sevinirim :) Sevgiler….

  5. Defne Ongun Müminoğlu
    24 Şubat 2012 | 14:57

    Haklısın Esracığım. Denetmek ve istemiyorsa belki de çok zorlamamak en doğrusu. Denemeden (hatta bazen ancak üçüncü ya da beşinci denemede keyif alınabiliyor) de neyi sevip sevmeyeceğini kestirmek hem minikler için hem bizim için zor oluyor. Paylaşımın için çok teşekkürler :)

  6. Defne Ongun Müminoğlu
    24 Şubat 2012 | 15:02

    Yeşim Hanım, bana önerilen kitap Your Anxious Child / John S.Dacey & Lisa B.Fiore.
    Dramayı kullanamayacağız çünkü kızım çok mutsuz oldu, gitmek istemedi. Ben de tam olarak nasıl işe yarayacağını kafamda oturtamadım. Bu yüzden zorlamamaya karar verdim. Fakat dramaya devam eden ve memnun olan çocukların velilerinden gelen bilgi, dramanın kendini ifade etmede, karşısındakine saygı duyma, bekleme ve sunma, yaratıcılık gibi konularda destek verdiği. Yani bildiğimiz anlamda rol yapma gibi değil de daha ziyade doğru ifade ve yaratıcılık üzerine yoğunlaşılıyormuş. En azından küçük yaş grupları için böyle olduğu söyleniyor. Sevgilerimle :)

  7. Esin Kıvırcık
    24 Şubat 2012 | 16:11

    Sevgili Defnecim,

    Sanki benim Ömer’imi anlatmışsın. Tamamen aynı tavırlarla bir ileri iki geri yaşıyoruz. Ancak ben tamamen akışına bıraktım ve şunu gördüm ki sevdiği bir şeyi bulduğunda ve bu konuda başarılı olduğunda inanılmaz bir özgüven kazanıyorlar.
    Ömer şu anda 8 yaşında ikinci sınıfta ve futbola başladığından beri ilişkilerinde nispeten daha güvenli.
    Ama tabi ki her gün birbirinden farklı. Hiç canını sıkma ve hiç dert etme Maya’da sevdiği bir şeyi keşfedecek ve bu konuda mutlu olacaktır. İlkokulda zorlanacağına da tam olarak katılmıyorum belki de okuma yazmayı öğrendiğinda kendine güveni yerine gelecektir.
    Bu çağda, bu hızla giderken çocukların çok yorulduğunu ve boş zamanları olamdığını görüyorum ve onlar için üzülüyorum. Oradan oraya onları koşturarak kendi eksik kalmış taraflarımızı mı tatmin etmeye çalışıyoruz ?

  8. Defne Ongun Müminoğlu
    24 Şubat 2012 | 22:12

    Esinciğim, ayırdığın zaman ve harika paylaşımın için çok teşekkürler. İçimi rahatlattı mesajın açıkcası. Ben de zaten zorlamak ve koşturmak istemiyorum kızımı. Bazı şeyleri de denemeden insan sevip sevmediğini bilemiyor. Amaç denetmek, gerçekten ilgisi varsa devamını getirmek. Biraz açılması, rahatlaması lazım ama o da zamanla olacak sanırım. Baksana kardeşler arasında bile ne kadar fark olabiliyor… Çok sevgiler, öpücükler :)

  9. Ahun
    27 Şubat 2012 | 15:02

    Defne, ne guzel yazmissin yine. Ayni durumu kizim ile biz de yasiyoruz. Bu cocuklar cok analiz ediyorlar ve secici davraniyorlar. Bildigimiz utanma duygusundan ve cekingenlikten daha baska bir durum bence. Cunku aslinda biryandan da guclu ve ozgurler.

    Bu konuda Sedef’in bir yazisini cok begenmistim, paylasmak istedim.
    http://cocukluyuzbiz.blogspot.com/2012/01/utangac-cocuk.html
    Sevgiler

  10. Defne Ongun Müminoğlu
    27 Şubat 2012 | 15:15

    Yorumun ve paylaşımın için çok teşekkürler Ahuncuğum. Haklısın güçlü ve özgür ruhlular aynı zamanda. Bizler de aslında özünde kendi ayakları üzerinde durabilen güçlü çocuklar olsunlar istiyoruz değil mi? Sevgiler :)

  11. cansu
    17 Temmuz 2014 | 22:27

    Merhabalar Defne hanim konuyla alakali netten araştırırken yazınızı okudum suan 4 yaşındaki oğlum bu sorunla uğraşıyoruz bugün pedagoga gittik fakat netten okuduğum şeyleri anlatıp gönderdi 2 sene olmuş nasıl asabildiniz mi problemi bana önerileriniz olursa sevinirim

  12. Defne Ongun Müminoğlu
    20 Temmuz 2014 | 13:32

    Merhaba Cansu Hanım :) Kızım şu an 8 yaşında. Bu yazıyı yazmamdan iki sene geçmiş. Çok yol katettik. Ama bunu kızımı zorlayarak yapmadık. Drama dersi ile de yapmadık. Onu farklı ortamlara sokarak, zorlamadan, sevgiyle ve ona zaman tanıyarak yaptık. Şu an çok daha güveni olan, sevdiği ve zaman içerisinde güven duyduğu kişilerle gayet güzel iletişim kurabilen bir çocuk. Şunu anladım ki, her çocuğun ve her insanın farklı bir gelişim süreci var. Bu süreci yaşamalarına izin vermemiz gerekiyor. Mümkün olduğunca sosyalleşmeleri için imkan tanımak ama asla zorlamamak ve imkan tanımaya devam etmek :) Sevgilerimle…

Yorumunuzu Yazın

Düzelteyim derken…

thb_duzelteyimderken_240220

Küçükken son derece çekingen bir kızdım. Soru sorarlar, en basitinden hem de, kızarır bozarırdım. Annemin arkasına saklanma, tanımadığım ya da yeni tanıştığım kişilerin bana soru sorması durumunda gözlerimin dolması gibi pek çok antisosyal davranışı bende bulabilirdiniz.

Sonra, zaman içerisinde hem yaşım ilerledikçe, hem okul hayatının devreye girmesiyle sosyalleşmeye başladım. Çekingenliğin bana zarar getirdiğini, yaşıtlarıma göre geri planda kaldığımı ve bundan rahatsızlık duyduğumu fark ettim. Üstelik arkadaşlarımla, çevremdeki kişilerle iletişimim arttıkça kendimi daha kuvvetli hissetmeye, hayattan daha da çok keyif almaya başladım. O zamandan bu yana doğru iletişimin, dostluğun, insanlara olumlu yaklaşmanın önemli olduğuna inanırım.

Şimdi benzer bir resmi kızımda görüyorum. Maya’nın yeni bir yere, yeni tanıştığı kişilere alışması zaman alıyor. Uzun bir süreç yaşıyoruz çoğu zaman. Sonra birdenbire her şey yoluna giriyor, kendini rahat hissediyor, o komik, kendine güvenli, eğlenceli kızım ortaya çıkıyor ve hayat daha güzel oluyor :)

Bir yandan yenilikler onu korkuturken, bir yandan da benden ayrı kalma, benim ondan uzaklaşma ihtimalim ve bir şekilde bana ulaşamama korkusu hep bir engel olarak karşısına çıkıyor.

Tüm bunları gözlemlerken çeşitli yöntemlerle kızımı açmaya çalışıyorum. Fakat deneme-yanılma yöntemi pek de işe yaramıyor. Düzelteyim derken daha da bozuyorum sanki. İki adım ileri, bir adım geri… Bunun üzerine yorumlarına ve yönlendirmesine güvendiğim, üstelik bebeklikten bu yana Maya’yı tanıyan pedagogumuza başvuruyorum.

Drama öneriliyor Maya için. Bunu daha önceki okulunda da önermişlerdi. O zaman dikkate almamıştım. “Bu kadar çekingen bir çocuk nasıl olacak da rol yapacak???” gibi bir düşünce hakimdi bende.

Bu sefer denemeye karar veriyorum.

Sonra bir kitap öneriyor pedagogumuz. Onun önerdiği kitaplar her zaman faydalı oldu bugüne kadar. Hemen not alıyorum, sipariş ediyorum.

Hep duyduğum cümle şu: “Maya’nın ilköğretime başlamadan önce bu çekingenliği ve tedirginliği üzerinden atması lazım. Yoksa çok zorlanır.”

Öğretmenlerinden, pedagogumuza, kızımızı sadece 30 dakika boyunca gözlemlemiş olan drama öğretmenine kadar herkes aynı yorumu yapıyor. Eh, herhalde doğrudur bu yorum diye düşünüyorum ama elimden de pek bir şey gelmiyor. İçimi sıkıntı kaplıyor. Şimdi bir tarih var önümde. Sanki bu tarihe kadar bu çocuk istenilen kıvama gelmezse, okul hayatı zindan olacak, geri kalacak, silik bir tip olacak.

Bu his hiç mi hiç hoşuma gitmiyor.

Bu sefer savunma mekanizmam devreye giriyor. “Aman canım ben de böyleydim. Ne dramaya gittim ne de annemler beni pedagoga götürdüler. Okul falan derken açıldım işte bir şekilde – hem de kabak çiçeği gibi. Şimdi kimse susturamıyor beni. Cır cır konuşuyorum işte. Öyle bir güvensiz hâlimde yok çok şükür“

Zamanla, yaş ilerledikçe ve tecrübeler arttıkça, burnu acı olanları ile sürtüldükçe o da öğrenecek, gelişmesi gerekecek.

Ama bu düşünceler beni tam da mutlu etmiyor. İçimdeki sıkıntıyı atmamı sağlayamıyor. Farklı bir ses, “Ağaç yaşken eğilir. Şimdi bu sorunlar daha minik, daha çözülebilirken üzerine gitmek lazım ki ileride daha zor durumlarla karşılaşmayalım.”

Haydiiii yine karşımda o tarih. Eylül 2012. Maya daha güvenli, daha rahat, daha özgür olmalı.

İyi de ya bu yapısına aykırıysa? Çok şey mi bekliyorum minicik kızımdan? Düzelteyim derken beter mi ediyorum?

Onunla konuşuyorum karşıma alıp kocaman bir kızmışçasına. Anlatmaya çalışıyorum özgür ve kuvvetli olmasının ne kadar önemli olduğunu. İçinde var olan kuvvetli, dirençli kızın ortaya çıkmasına izin vermesini istiyorum. Benim ona güvendiğim kadar onun da kendisine güvenmesini istiyorum.

Söylenenler ona ne kadar anlamlı geliyor bilmiyorum. Pek de hoşuna gitmiyor zaten. (“Amaaan yine çok konuştum, gereksiz yere kızı sık boğaz ettim. Yanlış yaptım galiba.” diyorum. Ama diğer sesim, “Olur mu canım, olgun bir insan muamelesi yapmalısın. Olanları olduğu gibi anlatmalısın ki o da anlasın niye bazı şeyleri yapmaya zorluyorsun.”)

Kendi içimde ikilemdeyken bu iş nasıl çözülür onu bilemiyorum. Düzelteyim derken bozuyorum.

Kızımı o kurs buraya, şu ders başka yere sürüklemek istemiyorum. Öte yandan faydalı olacaksa niye olmasın diyorum.

Anlayacağınız müthiş bir tartışma programı var şu an beynimle kalbim arasında. Hangisi kazanacak göreceğiz.

Yeter ki düzelteyim derken beter etmeyeyim!

Bu arada bu konuyla ilintili harika bir yazıyla karşılaştım internette: “Leave Shy Children Alone!” başlıklı yazı konuya çok doğru bir açıdan yaklaşıyor. Siz de benim gibi düşünceler içerisindeyseniz, okumanızı öneririm.

 

12 Yorum
  1. Meral m
    24 Şubat 2012 | 13:03

    Canım ne güzel yazmışsın…Bende çocukluğumda aynı sorunlardan geçtim ve ister maalesef de ister çok şükür de hayat beni bir açtı pir açtı. Bunu sevgili okuluma da borçluyum, eğer açılmasaydım zaten silinip gidecektim, ancak ne kadar zorlamalı insan orada kararsızım, bizim cocuklarımıza zorlamalı egitim olamadı.. İnsanın huyu da pek kolay değişmiyor. Bence şimdiki zaman da destek almak gerekli o kadar çok imkan var ki..benim naciz fikrim lütfen diğer çocuklarla kıyaslama yapma ve ona da ornek gösterme. Herkes kendine özgü bir birey değil mı? Kolay gelsin, tüm dertlerin bunun gibi keyfe keder olsun.

  2. Defne Ongun Müminoğlu
    24 Şubat 2012 | 13:46

    Aynen öyle. Herkesin kendi huyu, olaylara yaklaşımı ve tarzı var. Zaten amaç değiştirmek değil, desteklemek. Tüm bunlar içerisinde insan bakış açısını kaybedebiliyor. Bunu bir konu hâline getirebiliyor. Bazen “yardım” başlığı altında alınan destekler de amaca hizmet etmeyebiliyor. Seneler sonra dönüp baktığımda “Amaaan nelerle uğraşmışım” diyeceğimi bilmeme rağmen uğraşıyorum desem??? Çok sevgiler :)

  3. Esra Demirbilek
    24 Şubat 2012 | 14:10

    Defnecim inan bende de benzer bir hayat öyküsü var. Cevabını bildiğim halde parmak kaldırıp söylemeye utanırdım okulda. Üniversite ve iş hayatı bana çok şey kazandırdı. Benim oğlum da aynen bana benziyor. İlk anda tutuk kalıyor ama ondan sonra ilk köprüleri atınca gerisi geliyor. Ben de istiyorum sosyal olsun ama bazı şeyler zorla olmuyor. Çekingenliği nedeniyle yeteneklerini tam olarak ortaya koyamıyor. Aslında çekingenlikten ziyade aşırı mükemmelliyetçilik ve ya hata yaparsam, arkadaşlarım alay ederse korkusu engel oluyor. Bu sebeple biz de onu oradan oraya koşturmuyoruz. Yaşıtları haftasonu drama, dans, müzik vs kurslarına giderken o geçenlerde yüzmeye gitmek istediğini söyledi 1 yıl aradan sonra ve o şekilde yüzmeye yazdırdık. Takım oyunu basketten çok hoşlanmadı mesela. Biraz da benim gibi, bireysel olmayı seviyor. Bazı insanlar, özellikle yaratıcı insanları yalnız bırakmak gerekiyor ki yaratabilsinler. Herkes takım çalışmasına yatkın değil. İşte biz anne babalar olarak çocuğumuzun karakterini, yeteneklerini, ne yöne doğru desteklememiz gerektiğini bazen göremiyoruz, bize dert oluyor. Hem yarış atı gibi koşturmak istemiyoruz hem de varsa çocuğun içindeki cevher çıksın istiyoruz. Gerçekten bizim de zorlandığımız bir konu. Ama bence en doğrusu bazı şeyleri zamana bırakmak.

  4. yeşim
    24 Şubat 2012 | 14:18

    Aynı sorun bizde de var ben elimden geldiğince destekliyorum cesaret veriyorum kızıma Defne hanım pedegogunuzun önerdiği kitap hangisi ve dramayı nasıl kullanıyorsunuz paylaşırsanız çok sevinirim :) Sevgiler….

  5. Defne Ongun Müminoğlu
    24 Şubat 2012 | 14:57

    Haklısın Esracığım. Denetmek ve istemiyorsa belki de çok zorlamamak en doğrusu. Denemeden (hatta bazen ancak üçüncü ya da beşinci denemede keyif alınabiliyor) de neyi sevip sevmeyeceğini kestirmek hem minikler için hem bizim için zor oluyor. Paylaşımın için çok teşekkürler :)

  6. Defne Ongun Müminoğlu
    24 Şubat 2012 | 15:02

    Yeşim Hanım, bana önerilen kitap Your Anxious Child / John S.Dacey & Lisa B.Fiore.
    Dramayı kullanamayacağız çünkü kızım çok mutsuz oldu, gitmek istemedi. Ben de tam olarak nasıl işe yarayacağını kafamda oturtamadım. Bu yüzden zorlamamaya karar verdim. Fakat dramaya devam eden ve memnun olan çocukların velilerinden gelen bilgi, dramanın kendini ifade etmede, karşısındakine saygı duyma, bekleme ve sunma, yaratıcılık gibi konularda destek verdiği. Yani bildiğimiz anlamda rol yapma gibi değil de daha ziyade doğru ifade ve yaratıcılık üzerine yoğunlaşılıyormuş. En azından küçük yaş grupları için böyle olduğu söyleniyor. Sevgilerimle :)

  7. Esin Kıvırcık
    24 Şubat 2012 | 16:11

    Sevgili Defnecim,

    Sanki benim Ömer’imi anlatmışsın. Tamamen aynı tavırlarla bir ileri iki geri yaşıyoruz. Ancak ben tamamen akışına bıraktım ve şunu gördüm ki sevdiği bir şeyi bulduğunda ve bu konuda başarılı olduğunda inanılmaz bir özgüven kazanıyorlar.
    Ömer şu anda 8 yaşında ikinci sınıfta ve futbola başladığından beri ilişkilerinde nispeten daha güvenli.
    Ama tabi ki her gün birbirinden farklı. Hiç canını sıkma ve hiç dert etme Maya’da sevdiği bir şeyi keşfedecek ve bu konuda mutlu olacaktır. İlkokulda zorlanacağına da tam olarak katılmıyorum belki de okuma yazmayı öğrendiğinda kendine güveni yerine gelecektir.
    Bu çağda, bu hızla giderken çocukların çok yorulduğunu ve boş zamanları olamdığını görüyorum ve onlar için üzülüyorum. Oradan oraya onları koşturarak kendi eksik kalmış taraflarımızı mı tatmin etmeye çalışıyoruz ?

  8. Defne Ongun Müminoğlu
    24 Şubat 2012 | 22:12

    Esinciğim, ayırdığın zaman ve harika paylaşımın için çok teşekkürler. İçimi rahatlattı mesajın açıkcası. Ben de zaten zorlamak ve koşturmak istemiyorum kızımı. Bazı şeyleri de denemeden insan sevip sevmediğini bilemiyor. Amaç denetmek, gerçekten ilgisi varsa devamını getirmek. Biraz açılması, rahatlaması lazım ama o da zamanla olacak sanırım. Baksana kardeşler arasında bile ne kadar fark olabiliyor… Çok sevgiler, öpücükler :)

  9. Ahun
    27 Şubat 2012 | 15:02

    Defne, ne guzel yazmissin yine. Ayni durumu kizim ile biz de yasiyoruz. Bu cocuklar cok analiz ediyorlar ve secici davraniyorlar. Bildigimiz utanma duygusundan ve cekingenlikten daha baska bir durum bence. Cunku aslinda biryandan da guclu ve ozgurler.

    Bu konuda Sedef’in bir yazisini cok begenmistim, paylasmak istedim.
    http://cocukluyuzbiz.blogspot.com/2012/01/utangac-cocuk.html
    Sevgiler

  10. Defne Ongun Müminoğlu
    27 Şubat 2012 | 15:15

    Yorumun ve paylaşımın için çok teşekkürler Ahuncuğum. Haklısın güçlü ve özgür ruhlular aynı zamanda. Bizler de aslında özünde kendi ayakları üzerinde durabilen güçlü çocuklar olsunlar istiyoruz değil mi? Sevgiler :)

  11. cansu
    17 Temmuz 2014 | 22:27

    Merhabalar Defne hanim konuyla alakali netten araştırırken yazınızı okudum suan 4 yaşındaki oğlum bu sorunla uğraşıyoruz bugün pedagoga gittik fakat netten okuduğum şeyleri anlatıp gönderdi 2 sene olmuş nasıl asabildiniz mi problemi bana önerileriniz olursa sevinirim

  12. Defne Ongun Müminoğlu
    20 Temmuz 2014 | 13:32

    Merhaba Cansu Hanım :) Kızım şu an 8 yaşında. Bu yazıyı yazmamdan iki sene geçmiş. Çok yol katettik. Ama bunu kızımı zorlayarak yapmadık. Drama dersi ile de yapmadık. Onu farklı ortamlara sokarak, zorlamadan, sevgiyle ve ona zaman tanıyarak yaptık. Şu an çok daha güveni olan, sevdiği ve zaman içerisinde güven duyduğu kişilerle gayet güzel iletişim kurabilen bir çocuk. Şunu anladım ki, her çocuğun ve her insanın farklı bir gelişim süreci var. Bu süreci yaşamalarına izin vermemiz gerekiyor. Mümkün olduğunca sosyalleşmeleri için imkan tanımak ama asla zorlamamak ve imkan tanımaya devam etmek :) Sevgilerimle…

Yorumunuzu Yazın