Ebeveynlere Rehber Aranıyor!

Konusuna hakim, işin psikolojik yönünü irdeleyebilen – anne,baba ve çocuk psikolojisinden anlayan, empati kurabilen, yeterli tecrübeye sahip ama aşırı(!) tecrübeli de olmayan, araştırmacı ve meraklı kişiliğiyle gerekli tüm bilgileri edinmiş, düzenli ve sistemli bir çalışma yaklaşımı benimsemiş, güleryüzlü, panik halinde sükûnetinden ödün vermeyen, hem genç hem olgun kafalı, 24 saat ulaşılabilir, karşısındakine vakit ayıran, sabırlı, güncel ancak eski değerleri de bilen,…
bir “ebeveyn okul rehberi” aranıyor!

Yanlış anlaşılmasın, okula gidecek ebeveynler için değil, çocukları okula başlayacak hatta daha başlamayacak ama sütten kesilince başlayabilme ihtimali olan anne-babalar için aranıyor rehberimiz.

İddia ediyorum, yukarıdaki özellikleri barındıran biri varsa bu hayatta, vereceği rehberlik hizmetiyle inanılmaz “meşgul” (ve zengin) olacaktır.

Çıldırdığımı düşünenler için açıklama yapma ihtiyacı duyuyorum: okullar başladı!

Ne var bunda değil mi? Değil maalesef.

Okul konusunda daha önce de yazmıştım biliyorum. (“Bir Okuldan Ne Beklersiniz?“ ve “Siz Daha Üniversite Kararı Vermediniz mi?”)
Ama bloglar biraz da iç dökme yeri ise ben de bu hakkımı kullanmak istiyorum.

Kendimi bildim bileli Türkiye’nin okul sistemi tartışılır. Bizim küçüklüğümüzde nasıl ilkokul 4.sınıf itibari ile çocukların deli gibi ortaokul imtahanlarına hazırlandıkları konuşulurdu. Okuldan sonra minik halimizle nasıl da test çözdüğümüz, dershaneye gittiğimiz,…

Anne babalarımız bizler için üzülselerde yapacakları çok bir şey yoktu. Başkalarının çocuğu takviye aldıkça onlar da aldırtma ihtiyacı duyuyorlardı geri kalmayalım diye. Böyle birbirini takip ederken birden herkes sorgusuz sualsiz dershane ve test sistemine kaymış oluyordu. Bu yaklaşım kanıksanıyor, sorgulanmıyordu.

Derken ortaokul, lise döneminin ders ve ödev yoğunluğu başlıyor, kısa süre sonra üniversite giriş sınavları ile başka bir stres kaynağı karşımızda duruyordu. O zamanlar meslek seçimi konusunda gençlerin ne kadar yetersiz donanıma sahip olduğu konuşulurdu. Gerçekten de öyleydi. Çok azımız ne istediğimizi bilerek bölüm seçtik. Çoğunlukla amaç bir üniversiteye “kapağı atmak” ve belki de ileride icra edeceğimiz meslekle alakası olmayan bir bölümden mezun olmaktı. Çünkü gerçekte ne yapmak istediğimizi düşenecek vaktimiz ve düşüncelerimizi sağlıklı bir şekilde irdelememizi sağlayacak bir altyapımız yoktu, okullardaki rehberlik bölümü ise sadece bir isim olarak vardı.

Peki şimdi ne oldu?
Ben şu anki sistemi anlamakta daha da çok zorlanıyorum.

Çocuklarımız 3 yaşından itibaren yuva ile tanışıyor. (Öncesindeki oyun gruplarını saymıyorum)

Bana göre olması gereken 3-10 yaş arasındaki çocukların tercihen eve ya da velisinin işyerine yakın bir lokasyonda bulunan okula gitmesi aslında. Yani en azından ortaokula kadar yakın olması büyük avantaj. 10 yaşına gelen çocuğumun karakter yapısı, eğilimleri, ilgi alanları şu anki haline göre daha net olacaktır diye düşündüğümden, ancak o zaman uzun soluklu eğitim göreceği kurumu seçmek bana anlamlı geliyor. Fakat burada da memleketimdeki garip sınav sistemi, okulların bu sisteme karşı yetersiz kalması ve hatta bu nedenle “sınava çalıştıran” ve “sınav hedefi gütmeyen” okullar olarak ikiye ayrılmaları gerçeği suratıma çarpıyor.

Şu an elimizde yeterli veri olmadan, doğru dürüst bir rehberlik sisteminden yoksun bir şekilde üç ya da dört yaşındaki çocuğumuz için üniversiteye girişte hangi lisenin daha faydalı olacağına ya da hangi okulun bundan beş sene sonra çocuğumuza uygun eğitimi vereceğini anlamaya çalışıyoruz.

Peki bilgi nasıl edinilir?

1. İlgili mekâna gidilir: bu durumda okul
2. Yazılı bilgilere başvurulur: bu durumda internet ve okulların verdiği dosyalar
3. Tecrübeli kaynaklardan bilgi alınır: bu durumda pedagoglar, yuva öğretmenleri/müdürleri ve/veya diğer ebeveynler

Tüm bu veriler ele alındıktan sonra bir karara varabilirsiniz değil mi?
Şu anki okul sisteminde bunu yapmak çok zor.

Okullar programlarını, ders işleyişlerini çok güzel anlatıyorlar. Hangi okuldan çıksanız çocuğunuzu o okula yollamak istiyorsunuz.
Verilen dosyalar da aynı şekilde pırıl pırıl, rengârenk.
Peki gerçekte bu anlatılanlar uygulanıyor mu? Çizilen resim bir hayal ürünü mü yoksa gerçeğin ta kendisi mi?

Pedagoglar genelde direkt cevap vermez zaten. Sizin cevabı bulmanızı istiyorlar daha ziyade. Bir de benim şahit olduğum, daha üç yaşındaki bir çocuk için okul önerisi istemenizi onlar bile komik karşılıyorlar. Size en fazla söyleyebilecekleri çocuğunuzun ihtiyacı olabilecek eğitim tarzı (Daha disiplinli, daha esnek, daha geleneksel,…)

Çocuğunuz hali hazırda bir yuvaya gidiyorsa, bir sonraki adım için genel bir fikir edinseniz de sizi sonuca ulaştıracak kadar kapsamlı bilgi aktaramıyor yuvalar. Ya yetişemediklerinden, ya okullar arası bilgi paylaşımının memleketimde gelişmemiş olmasından ya da ”görev tanımlarında” yer almamasından ötürü karar aşamasında yeterli bir bilgi kaynağı olamıyorlar.

Sizden daha büyük çocuğu olan, daha tecrübeli ebeveynlere başvurdunuz diyelim… Onlar da aslında sizden farksız. Neyi danışacaksınız? İçgüdülerine dayanarak bir okul seçmişler. Anlattıkları zaman gerçekten onlar için doğru okul olduğunu düşünüyorsunuz. Ama ya siz ne yapacaksınız?

Kaldınız mı yine eşinizle başbaşa?

Çok zor ve uzun soluklu bir kararı elimizde yeterince sağlıklı bilgi olmadan vermeye çalışıyoruz. Müthiş bir sorumluluk. Kimi okulda 15 senesini geçirecek çocuklar var.

Şu an çocuğunuz asi ruhlu ama cin gibi diye “köklü okul sistemi” diye adlandırılan o sıkışık, insanı okuldan soğutan eğitim şeklini benimsemiş okula mı yollayacaksınız?

Ya da miniğiniz içine kapanık, çekingen bir yapıya sahip diye o çok modern ama daha kendini tam olarak ispat etmemiş eğitim kurumuna mı vereceksiniz?

Hangi seçim bundan on sene sonra hâlâ doğru olacak?

Acaba asi ruhlu çocuğunuz disiplin edilebilecek mi? Yoksa okulun disiplinli halinden iyice bezip okumaktan mı vazgeçecek?

Ya da çekingen miniğiniz rahatlayıp gerçekten faydalı bilgiler edinip mi mezun olacak? Yoksa çekingenliğinden soru soramadığı için sorumluluğu çocuğa veren bu sistemde hiçbir şey öğrenemeden mi mezun olacak?

Kim biliyor bu soruların cevabını? Biz ebeveynlerin bilmediği kesin.

Hepimizin kafası karışmış. Her yerden bilgi geliyor ama yarısının gerçekte işlevi yok.

Eskilerden tek kalan, biz de anne-babalarımız gibi başkaları ne yapıyorsa onu yapıyoruz bir şey kaçırmayalım diye! Eskiden dershane idi, şimdi kurslar, sosyal aktiviteler, çocuk doğar doğmaz yapılan okul kayıtları. Kendi kendimize garip bir sistem yaratıp, sonra şikayet ediyoruz…

Problemi başarıyla tespit ettim ama ya çözüm nerede?

Onu da buldum. Diyorum size bizler için rehber lazım diye… (Ama yukarıdaki özellikleri isteriz mutlaka…)

6 Yorum
  1. Ayse
    24 Eylül 2010 | 11:21

    Merhaba Defnecim;
    Montessori diye bir egitim var duydun mu, bilmiyorum. Bildigim kadarıyla istanbulda yoklar Ankara’da bir tane okul oncesi okulu var. Belki İstanbul’a getiren ilkokulu’nu açan kisi sen olursun. Ankara ‘ya gittiğimde okulu ziyaret etme fırsatı buldum. Verilen kağıtlardan degil ama cocukların halinden o kadar etkilendim ki,bu okula vermek için Ankara ya taşınasın geldi. Bütün o2-3-4 yaşındaki bizdiklarda “ben kendimden sorumluyum, bunun farkındayım” havası çok etkileticiydi.
    Bahsettiin rehber sen niye olmayasın. Anlattiklarina bakilirsa tum yeteneklere sahipsin. Ben rehberimi buldum :)sirasi gelince sana sorcam da Elif cik daha 4 yasında.
    Sevgiler

  2. Defne
    24 Eylül 2010 | 12:23

    Montessori’yi biliyorum Ayşecim. Bazı yuvalar sanırım en azından bir bölümünü uyguluyorlar…
    Bu aranan rehber konusunda benim kadar kafası karışmış bir anne sanırım başarılı olamazzzz… Kelin merhemi olsa… hikayesi :)
    Elif’i kocaman öpüyorum tatlım :)

  3. Ayse
    26 Eylül 2010 | 00:13

    Bu “bir bölümü” kısmını pek anlayamıyorum:) Uzmanı degilim ama montessori niteliği butuncul bir egitim anlayışı. Kullandıkları egitim araçlarından önce bu “anlayış” geliyor.
    Butuncul bir anlayışı kısmen uygulamak ne demektir, sanırım “biz de o da var ” zihniyeti.
    Aklıma bunlar geldi paylaşmak için yazdım. Egitimin ne olduğu ustune düşünüyorum bu aralar da… Yani sana göre epey yolun başındayim…:)

  4. Defne
    26 Eylül 2010 | 12:40

    Haklısın Ayşecim. Ben de çok emin değilim bu konuda… İşimiz zor yani…

  5. merve
    27 Eylül 2010 | 01:17

    Merhaba Ayşe,
    Montessori anaokulu’nun İstanbul’da Anadolu yakasında açıldığını okudum geçenlerde biyerde.Bilgin olsun..

  6. Defne
    27 Eylül 2010 | 09:42

    Bilgi için çok teşekkürler Merve. :)

Yorumunuzu Yazın

Ebeveynlere Rehber Aranıyor!

Konusuna hakim, işin psikolojik yönünü irdeleyebilen – anne,baba ve çocuk psikolojisinden anlayan, empati kurabilen, yeterli tecrübeye sahip ama aşırı(!) tecrübeli de olmayan, araştırmacı ve meraklı kişiliğiyle gerekli tüm bilgileri edinmiş, düzenli ve sistemli bir çalışma yaklaşımı benimsemiş, güleryüzlü, panik halinde sükûnetinden ödün vermeyen, hem genç hem olgun kafalı, 24 saat ulaşılabilir, karşısındakine vakit ayıran, sabırlı, güncel ancak eski değerleri de bilen,…
bir “ebeveyn okul rehberi” aranıyor!

Yanlış anlaşılmasın, okula gidecek ebeveynler için değil, çocukları okula başlayacak hatta daha başlamayacak ama sütten kesilince başlayabilme ihtimali olan anne-babalar için aranıyor rehberimiz.

İddia ediyorum, yukarıdaki özellikleri barındıran biri varsa bu hayatta, vereceği rehberlik hizmetiyle inanılmaz “meşgul” (ve zengin) olacaktır.

Çıldırdığımı düşünenler için açıklama yapma ihtiyacı duyuyorum: okullar başladı!

Ne var bunda değil mi? Değil maalesef.

Okul konusunda daha önce de yazmıştım biliyorum. (“Bir Okuldan Ne Beklersiniz?“ ve “Siz Daha Üniversite Kararı Vermediniz mi?”)
Ama bloglar biraz da iç dökme yeri ise ben de bu hakkımı kullanmak istiyorum.

Kendimi bildim bileli Türkiye’nin okul sistemi tartışılır. Bizim küçüklüğümüzde nasıl ilkokul 4.sınıf itibari ile çocukların deli gibi ortaokul imtahanlarına hazırlandıkları konuşulurdu. Okuldan sonra minik halimizle nasıl da test çözdüğümüz, dershaneye gittiğimiz,…

Anne babalarımız bizler için üzülselerde yapacakları çok bir şey yoktu. Başkalarının çocuğu takviye aldıkça onlar da aldırtma ihtiyacı duyuyorlardı geri kalmayalım diye. Böyle birbirini takip ederken birden herkes sorgusuz sualsiz dershane ve test sistemine kaymış oluyordu. Bu yaklaşım kanıksanıyor, sorgulanmıyordu.

Derken ortaokul, lise döneminin ders ve ödev yoğunluğu başlıyor, kısa süre sonra üniversite giriş sınavları ile başka bir stres kaynağı karşımızda duruyordu. O zamanlar meslek seçimi konusunda gençlerin ne kadar yetersiz donanıma sahip olduğu konuşulurdu. Gerçekten de öyleydi. Çok azımız ne istediğimizi bilerek bölüm seçtik. Çoğunlukla amaç bir üniversiteye “kapağı atmak” ve belki de ileride icra edeceğimiz meslekle alakası olmayan bir bölümden mezun olmaktı. Çünkü gerçekte ne yapmak istediğimizi düşenecek vaktimiz ve düşüncelerimizi sağlıklı bir şekilde irdelememizi sağlayacak bir altyapımız yoktu, okullardaki rehberlik bölümü ise sadece bir isim olarak vardı.

Peki şimdi ne oldu?
Ben şu anki sistemi anlamakta daha da çok zorlanıyorum.

Çocuklarımız 3 yaşından itibaren yuva ile tanışıyor. (Öncesindeki oyun gruplarını saymıyorum)

Bana göre olması gereken 3-10 yaş arasındaki çocukların tercihen eve ya da velisinin işyerine yakın bir lokasyonda bulunan okula gitmesi aslında. Yani en azından ortaokula kadar yakın olması büyük avantaj. 10 yaşına gelen çocuğumun karakter yapısı, eğilimleri, ilgi alanları şu anki haline göre daha net olacaktır diye düşündüğümden, ancak o zaman uzun soluklu eğitim göreceği kurumu seçmek bana anlamlı geliyor. Fakat burada da memleketimdeki garip sınav sistemi, okulların bu sisteme karşı yetersiz kalması ve hatta bu nedenle “sınava çalıştıran” ve “sınav hedefi gütmeyen” okullar olarak ikiye ayrılmaları gerçeği suratıma çarpıyor.

Şu an elimizde yeterli veri olmadan, doğru dürüst bir rehberlik sisteminden yoksun bir şekilde üç ya da dört yaşındaki çocuğumuz için üniversiteye girişte hangi lisenin daha faydalı olacağına ya da hangi okulun bundan beş sene sonra çocuğumuza uygun eğitimi vereceğini anlamaya çalışıyoruz.

Peki bilgi nasıl edinilir?

1. İlgili mekâna gidilir: bu durumda okul
2. Yazılı bilgilere başvurulur: bu durumda internet ve okulların verdiği dosyalar
3. Tecrübeli kaynaklardan bilgi alınır: bu durumda pedagoglar, yuva öğretmenleri/müdürleri ve/veya diğer ebeveynler

Tüm bu veriler ele alındıktan sonra bir karara varabilirsiniz değil mi?
Şu anki okul sisteminde bunu yapmak çok zor.

Okullar programlarını, ders işleyişlerini çok güzel anlatıyorlar. Hangi okuldan çıksanız çocuğunuzu o okula yollamak istiyorsunuz.
Verilen dosyalar da aynı şekilde pırıl pırıl, rengârenk.
Peki gerçekte bu anlatılanlar uygulanıyor mu? Çizilen resim bir hayal ürünü mü yoksa gerçeğin ta kendisi mi?

Pedagoglar genelde direkt cevap vermez zaten. Sizin cevabı bulmanızı istiyorlar daha ziyade. Bir de benim şahit olduğum, daha üç yaşındaki bir çocuk için okul önerisi istemenizi onlar bile komik karşılıyorlar. Size en fazla söyleyebilecekleri çocuğunuzun ihtiyacı olabilecek eğitim tarzı (Daha disiplinli, daha esnek, daha geleneksel,…)

Çocuğunuz hali hazırda bir yuvaya gidiyorsa, bir sonraki adım için genel bir fikir edinseniz de sizi sonuca ulaştıracak kadar kapsamlı bilgi aktaramıyor yuvalar. Ya yetişemediklerinden, ya okullar arası bilgi paylaşımının memleketimde gelişmemiş olmasından ya da ”görev tanımlarında” yer almamasından ötürü karar aşamasında yeterli bir bilgi kaynağı olamıyorlar.

Sizden daha büyük çocuğu olan, daha tecrübeli ebeveynlere başvurdunuz diyelim… Onlar da aslında sizden farksız. Neyi danışacaksınız? İçgüdülerine dayanarak bir okul seçmişler. Anlattıkları zaman gerçekten onlar için doğru okul olduğunu düşünüyorsunuz. Ama ya siz ne yapacaksınız?

Kaldınız mı yine eşinizle başbaşa?

Çok zor ve uzun soluklu bir kararı elimizde yeterince sağlıklı bilgi olmadan vermeye çalışıyoruz. Müthiş bir sorumluluk. Kimi okulda 15 senesini geçirecek çocuklar var.

Şu an çocuğunuz asi ruhlu ama cin gibi diye “köklü okul sistemi” diye adlandırılan o sıkışık, insanı okuldan soğutan eğitim şeklini benimsemiş okula mı yollayacaksınız?

Ya da miniğiniz içine kapanık, çekingen bir yapıya sahip diye o çok modern ama daha kendini tam olarak ispat etmemiş eğitim kurumuna mı vereceksiniz?

Hangi seçim bundan on sene sonra hâlâ doğru olacak?

Acaba asi ruhlu çocuğunuz disiplin edilebilecek mi? Yoksa okulun disiplinli halinden iyice bezip okumaktan mı vazgeçecek?

Ya da çekingen miniğiniz rahatlayıp gerçekten faydalı bilgiler edinip mi mezun olacak? Yoksa çekingenliğinden soru soramadığı için sorumluluğu çocuğa veren bu sistemde hiçbir şey öğrenemeden mi mezun olacak?

Kim biliyor bu soruların cevabını? Biz ebeveynlerin bilmediği kesin.

Hepimizin kafası karışmış. Her yerden bilgi geliyor ama yarısının gerçekte işlevi yok.

Eskilerden tek kalan, biz de anne-babalarımız gibi başkaları ne yapıyorsa onu yapıyoruz bir şey kaçırmayalım diye! Eskiden dershane idi, şimdi kurslar, sosyal aktiviteler, çocuk doğar doğmaz yapılan okul kayıtları. Kendi kendimize garip bir sistem yaratıp, sonra şikayet ediyoruz…

Problemi başarıyla tespit ettim ama ya çözüm nerede?

Onu da buldum. Diyorum size bizler için rehber lazım diye… (Ama yukarıdaki özellikleri isteriz mutlaka…)

6 Yorum
  1. Ayse
    24 Eylül 2010 | 11:21

    Merhaba Defnecim;
    Montessori diye bir egitim var duydun mu, bilmiyorum. Bildigim kadarıyla istanbulda yoklar Ankara’da bir tane okul oncesi okulu var. Belki İstanbul’a getiren ilkokulu’nu açan kisi sen olursun. Ankara ‘ya gittiğimde okulu ziyaret etme fırsatı buldum. Verilen kağıtlardan degil ama cocukların halinden o kadar etkilendim ki,bu okula vermek için Ankara ya taşınasın geldi. Bütün o2-3-4 yaşındaki bizdiklarda “ben kendimden sorumluyum, bunun farkındayım” havası çok etkileticiydi.
    Bahsettiin rehber sen niye olmayasın. Anlattiklarina bakilirsa tum yeteneklere sahipsin. Ben rehberimi buldum :)sirasi gelince sana sorcam da Elif cik daha 4 yasında.
    Sevgiler

  2. Defne
    24 Eylül 2010 | 12:23

    Montessori’yi biliyorum Ayşecim. Bazı yuvalar sanırım en azından bir bölümünü uyguluyorlar…
    Bu aranan rehber konusunda benim kadar kafası karışmış bir anne sanırım başarılı olamazzzz… Kelin merhemi olsa… hikayesi :)
    Elif’i kocaman öpüyorum tatlım :)

  3. Ayse
    26 Eylül 2010 | 00:13

    Bu “bir bölümü” kısmını pek anlayamıyorum:) Uzmanı degilim ama montessori niteliği butuncul bir egitim anlayışı. Kullandıkları egitim araçlarından önce bu “anlayış” geliyor.
    Butuncul bir anlayışı kısmen uygulamak ne demektir, sanırım “biz de o da var ” zihniyeti.
    Aklıma bunlar geldi paylaşmak için yazdım. Egitimin ne olduğu ustune düşünüyorum bu aralar da… Yani sana göre epey yolun başındayim…:)

  4. Defne
    26 Eylül 2010 | 12:40

    Haklısın Ayşecim. Ben de çok emin değilim bu konuda… İşimiz zor yani…

  5. merve
    27 Eylül 2010 | 01:17

    Merhaba Ayşe,
    Montessori anaokulu’nun İstanbul’da Anadolu yakasında açıldığını okudum geçenlerde biyerde.Bilgin olsun..

  6. Defne
    27 Eylül 2010 | 09:42

    Bilgi için çok teşekkürler Merve. :)

Yorumunuzu Yazın