İlişkinizin “C” Vitamini

C vitamini

Geçen hafta Happy Nestte, bir grup anne – blog yazarı buluştuk. Öylesine bir buluşma değildi tabii ki. Pozitif Ebeveynlik Uzmanı ve Psikolojik Danışman Tansu Oskay ile “Oyunla Büyüyen Çocuk” konulu bir sohbete katılıyorduk. Oyunun çocuğun gelişimindeki önemi konuşulurken, burada en önemli markalardan biri olan Edukids bizlerle birlikteydi.

Edukids’in kart oyunlarının bulunduğu kutularının üzerinde “Çocuklara verilebilecek en değerli hediye onlarla birlikte zamanı paylaşmaktır.” yazar. Buna gönülden inanıyorum ve ebeveynlere bu konu ne kadar hatırlatılsa az diyorum.

Kendimi de zaman zaman eleştirdiğim bir konudur bu. Nedense “oyun” dendiği an, boşa geçen zaman gibi algılayabiliyoruz. Yapılması gerekenler, sorumluluklar hep ön planda oluyor, çocuğun gelişimine sonsuz faydası olan “oyun saati” ise çoğu zaman es geçiliyor.

Bu arada oyun derken, ailenin birlikte oynayabileceği oyunlardan bahsediyoruz. Telefonlarımızın kapalı olduğu, her türlü ekrandan uzak kaldığımız, miniğimizin yaratıcılığına kendimizi bıraktığımız ve birlikte eğlenebileceğimiz oyunlardan bahsediyoruz.

Tansu_OskaySevgili Tansu Oskay oyunun bir hak olduğunu vurguladı. Bunun ötesinde, “Çocuğunuza vermek istediğiniz mesajları, aktarmak istediğiniz ciddi konuları ya da onun hayatında olup biteni en iyi keyifli bir oyun esnasında aktarabilir, öğrenebilirsiniz.” dedi.

Oyunun ve dokunmanın akılda kalıcı iki unsur olduğunu vurguladı Oskay. “Kendi çocukluğunuza dönün. Hatırlayın. Anneniz ile babanız ya da diğer aile büyükleri ile ilgili aklınızda kalan en olumlu anlar hangileri? Genellikle içerisinde oyun vardır.” dedi.

Burada dikkat etmemiz gereken en temel şey, oyunu çocuğun kurmasına ve yönlendirmesine izin vermek. Yani bızdığımızın kuralları ile, bize saçma gelse de onun yaratıcılığına ve yönlendirmesine teslim olarak oynanan oyunun faydası var.

Bu esnada bir soru geldi: “Peki, oyunda birdenbire çok vurdu kırdı oluyorsa, iş fiziksel boyuta geçiyorsa ne yapmalıyız?”

Böyle bir durumda çocuğumuzu frenlememiz tabii ki gerekliymiş. Ama bunu da onu incitmeden (yani “Ne saçma oyun bu böyle!” demeyeceğiz…), birlikte oynayabilmeniz için bir sınır, bir çerçeve olduğunu vurgulayarak yapmamız gerekiyormuş.

Bir diğer soru, “Çok oyun oynarsak bizi anne gibi değil de, arkadaş gibi görmeye başlarsa ne olacak?” oldu.

Çocuğumuzla diğer ilişki alanlarımızda doğru kuralları, net bir şekilde koyup, gerçekten uygularsak, oyun saati bu ilişkiyi bozmazmış.

Bu arada hepimiz bir şekilde teknolojiyle içli dışlı olduk. Televizyon programları çeşit çeşit. Bilgisayarlarda pek çok oyun,…

Amaaaaaaa yine de hiçbiri interaktif aile oyunun yerini tutmuyor. “Aile ilişkisinin C vitamini bu oyunlar” diyor Oskay. “Sadece çocuğa değil, anneye ve babaya da iyi geliyor. İlk başta kesin sıkılacağım diye düşünen ebeveynler bile oyunlara kendilerini kaptırıp büyük zevk alabiliyorlar.” diye ekliyor.

0-2 yaş çocuklara ekranın tamamiyle yasak olması gerekiyor malum. Üç yaşından sonra da çok ama çok az, kademeli olarak arttırılarak gidilebileceğini belirtiyor uzmanımız.

Bu arada bize bir egzersiz yaptırdı. Aşağıdaki soruları eşinizle karşılıklı oturup cevaplamanız gerekiyor. Bu sayede oyun ile ilgili anılarınız canlanacak, çocuklarınızın bu konudaki ihtiyaçlarını belki de daha iyi anlayacaksınız.

  1. Çocukken en sevdiğiniz oyuncak neydi?
  2. Çocukken en sevdiğiniz oyun neydi? Bu oyunu oynarken ne hissederdiniz?”
  3. Çocukken almak isteyip de alamadığınız – size alınmayan bir oyuncak oldu mu? Neydi?
  4. Anneniz ve babanız ile keyifle oynadığınız oyun neydi?

Oyun deyince yukarıda belirttiğim gibi, ilk akla gelen firmalardan Edukids. Sevgili Nuran Gür ile bizim ortak bir çalışmamız olmuştu bir süre önce: “Hikâyeli Yapboz” yaratmıştık. Hâlâ ilk göz ağrımdır :)

edukids_blog

Şimdi yepyeni bir ürünü var Edukids’in. Onların ilk kutu oyunu bu aslında. Yani ailece oynayabileceğiniz bir oyun. “Kelimelerin Oyunu, Hecelerin Uyumu”, çocukların fonolojik duyarlılığa yönelik becerilerinin gelişmesine yardımcı olmayı amaç edinmiş. Tabii eğlendirerek.

Yani oyun kendi içinde, sesleri ayırt ettirmeyi, yeni kelimeler öğretmeyi, seslerle nesneleri eşleştirtmeyi, kafiyeli sözcükler söyletebilmeyi hedefliyor.

“Kelimelerin Oyunu, Hecelerin Uyumu” setinde bir oyun kartonu üzerinde çeşitli kelimeler ve her kelimeyle ilgili görseller var. Dört adet renkli oyun piyonu, bir zar ve kelime kartlarıyla gelen oyunda, zarı atan oyuncu zardaki sayı kadar resim üzerinde ilerliyor. Durduğu kelimeye/resme uygun (sözcük sonu aynı olan – mesela yol ve kol) diğer kelimeyi/resmi bulup, piyonunu onun üzerine koyuyor. Her oyuncu aynı şekilde ilerliyor. Bitiş noktasına ilk gelen kazanıyor.

Bu temel oynama sistemi olsa da, oyun kutusunda bizler için pek çok farklı öneri de mevcut. Bizim çok hoşumuza gitti, tekrar ve tekrar oynadık. Edukids’in ellerine sağlık!

Son söz: Hayatınızdan “C” vitamininizi eksik etmeyin, oyunla sağlam ilişkiler kurun.   

İlk yorumu siz yapın :).

Yorumunuzu Yazın

İlişkinizin “C” Vitamini

C vitamini

Geçen hafta Happy Nestte, bir grup anne – blog yazarı buluştuk. Öylesine bir buluşma değildi tabii ki. Pozitif Ebeveynlik Uzmanı ve Psikolojik Danışman Tansu Oskay ile “Oyunla Büyüyen Çocuk” konulu bir sohbete katılıyorduk. Oyunun çocuğun gelişimindeki önemi konuşulurken, burada en önemli markalardan biri olan Edukids bizlerle birlikteydi.

Edukids’in kart oyunlarının bulunduğu kutularının üzerinde “Çocuklara verilebilecek en değerli hediye onlarla birlikte zamanı paylaşmaktır.” yazar. Buna gönülden inanıyorum ve ebeveynlere bu konu ne kadar hatırlatılsa az diyorum.

Kendimi de zaman zaman eleştirdiğim bir konudur bu. Nedense “oyun” dendiği an, boşa geçen zaman gibi algılayabiliyoruz. Yapılması gerekenler, sorumluluklar hep ön planda oluyor, çocuğun gelişimine sonsuz faydası olan “oyun saati” ise çoğu zaman es geçiliyor.

Bu arada oyun derken, ailenin birlikte oynayabileceği oyunlardan bahsediyoruz. Telefonlarımızın kapalı olduğu, her türlü ekrandan uzak kaldığımız, miniğimizin yaratıcılığına kendimizi bıraktığımız ve birlikte eğlenebileceğimiz oyunlardan bahsediyoruz.

Tansu_OskaySevgili Tansu Oskay oyunun bir hak olduğunu vurguladı. Bunun ötesinde, “Çocuğunuza vermek istediğiniz mesajları, aktarmak istediğiniz ciddi konuları ya da onun hayatında olup biteni en iyi keyifli bir oyun esnasında aktarabilir, öğrenebilirsiniz.” dedi.

Oyunun ve dokunmanın akılda kalıcı iki unsur olduğunu vurguladı Oskay. “Kendi çocukluğunuza dönün. Hatırlayın. Anneniz ile babanız ya da diğer aile büyükleri ile ilgili aklınızda kalan en olumlu anlar hangileri? Genellikle içerisinde oyun vardır.” dedi.

Burada dikkat etmemiz gereken en temel şey, oyunu çocuğun kurmasına ve yönlendirmesine izin vermek. Yani bızdığımızın kuralları ile, bize saçma gelse de onun yaratıcılığına ve yönlendirmesine teslim olarak oynanan oyunun faydası var.

Bu esnada bir soru geldi: “Peki, oyunda birdenbire çok vurdu kırdı oluyorsa, iş fiziksel boyuta geçiyorsa ne yapmalıyız?”

Böyle bir durumda çocuğumuzu frenlememiz tabii ki gerekliymiş. Ama bunu da onu incitmeden (yani “Ne saçma oyun bu böyle!” demeyeceğiz…), birlikte oynayabilmeniz için bir sınır, bir çerçeve olduğunu vurgulayarak yapmamız gerekiyormuş.

Bir diğer soru, “Çok oyun oynarsak bizi anne gibi değil de, arkadaş gibi görmeye başlarsa ne olacak?” oldu.

Çocuğumuzla diğer ilişki alanlarımızda doğru kuralları, net bir şekilde koyup, gerçekten uygularsak, oyun saati bu ilişkiyi bozmazmış.

Bu arada hepimiz bir şekilde teknolojiyle içli dışlı olduk. Televizyon programları çeşit çeşit. Bilgisayarlarda pek çok oyun,…

Amaaaaaaa yine de hiçbiri interaktif aile oyunun yerini tutmuyor. “Aile ilişkisinin C vitamini bu oyunlar” diyor Oskay. “Sadece çocuğa değil, anneye ve babaya da iyi geliyor. İlk başta kesin sıkılacağım diye düşünen ebeveynler bile oyunlara kendilerini kaptırıp büyük zevk alabiliyorlar.” diye ekliyor.

0-2 yaş çocuklara ekranın tamamiyle yasak olması gerekiyor malum. Üç yaşından sonra da çok ama çok az, kademeli olarak arttırılarak gidilebileceğini belirtiyor uzmanımız.

Bu arada bize bir egzersiz yaptırdı. Aşağıdaki soruları eşinizle karşılıklı oturup cevaplamanız gerekiyor. Bu sayede oyun ile ilgili anılarınız canlanacak, çocuklarınızın bu konudaki ihtiyaçlarını belki de daha iyi anlayacaksınız.

  1. Çocukken en sevdiğiniz oyuncak neydi?
  2. Çocukken en sevdiğiniz oyun neydi? Bu oyunu oynarken ne hissederdiniz?”
  3. Çocukken almak isteyip de alamadığınız – size alınmayan bir oyuncak oldu mu? Neydi?
  4. Anneniz ve babanız ile keyifle oynadığınız oyun neydi?

Oyun deyince yukarıda belirttiğim gibi, ilk akla gelen firmalardan Edukids. Sevgili Nuran Gür ile bizim ortak bir çalışmamız olmuştu bir süre önce: “Hikâyeli Yapboz” yaratmıştık. Hâlâ ilk göz ağrımdır :)

edukids_blog

Şimdi yepyeni bir ürünü var Edukids’in. Onların ilk kutu oyunu bu aslında. Yani ailece oynayabileceğiniz bir oyun. “Kelimelerin Oyunu, Hecelerin Uyumu”, çocukların fonolojik duyarlılığa yönelik becerilerinin gelişmesine yardımcı olmayı amaç edinmiş. Tabii eğlendirerek.

Yani oyun kendi içinde, sesleri ayırt ettirmeyi, yeni kelimeler öğretmeyi, seslerle nesneleri eşleştirtmeyi, kafiyeli sözcükler söyletebilmeyi hedefliyor.

“Kelimelerin Oyunu, Hecelerin Uyumu” setinde bir oyun kartonu üzerinde çeşitli kelimeler ve her kelimeyle ilgili görseller var. Dört adet renkli oyun piyonu, bir zar ve kelime kartlarıyla gelen oyunda, zarı atan oyuncu zardaki sayı kadar resim üzerinde ilerliyor. Durduğu kelimeye/resme uygun (sözcük sonu aynı olan – mesela yol ve kol) diğer kelimeyi/resmi bulup, piyonunu onun üzerine koyuyor. Her oyuncu aynı şekilde ilerliyor. Bitiş noktasına ilk gelen kazanıyor.

Bu temel oynama sistemi olsa da, oyun kutusunda bizler için pek çok farklı öneri de mevcut. Bizim çok hoşumuza gitti, tekrar ve tekrar oynadık. Edukids’in ellerine sağlık!

Son söz: Hayatınızdan “C” vitamininizi eksik etmeyin, oyunla sağlam ilişkiler kurun.   

İlk yorumu siz yapın :).

Yorumunuzu Yazın