Kalpten Bir Yazı

thb_oguz_16012012

Sevgili okulum Tarsus Amerikan Koleji’nden güleryüzlü, sıcacık bir arkadaşım vardır. Şimdilerde o sadece yakınları için değil, hastaları için de çok ama çok kıymetli bir kişi. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı, Op.Dr.Oğuz Yılmaz ile 2010 senesinde çok güzel bir söyleşi yapmıştık ve “0 km.Bızdıklar”da ikiye bölerek bu sohbeti sizlerle paylaşmıştım.

İlki “Sevgili Doktorum” başlıklı yazıda, ikincisi ise “Op.Dr.Oğuz Yılmaz ile Sohbete Devam” başlıklı yazımda. Uzun uzun kalp sağlığından, çocuklarımızın sağlık durumlarından konuşmuş, kendisinden harika bilgiler almıştık.

Birkaç gün önce Oğuz’un yazdığı bir yazı elime geçti. Bir kalp cerrahının bu kadar sıcacık bir kalbi olduğunu görmek istersiniz düşüncesiyle, kendisinden de izin alarak, bu yazıyı sizlerle paylaşmak istedim.

Oğuz’un kaleminden…

Be in Love, Be in Life

Bu sabah erken kalktım İstanbul’a, dibimde en kötü sesi ve ritmi ile ezanı katleden müezzine fırsat vermeden. Canım kızımı sabah 6:00’da başlayacak yüzme antrenmanına yetiştirmek için saat 05:00’te dimdik ayakta idim. Çok nadir uyuma fırsatı bulabileceğim bir günde de böyle olması akşamdan canımı biraz sıkmıştı ama, kızım da ben de çok dinç ve canlı idik bu sabah.

Niyetim onu bırakıp her zaman yaptığım gibi Bebek’te sahilde koşmaktı. Bu soğukta ve karanlıkta nasıl olacaktı çok da merak ediyordum doğrusu. O kadar güzeldi ki. Kat kat giyindim, bere, eldiven, atkı ve spor kıyafetleri. Çok şık değildi ama kesinlikle fonksiyoneldi. Kulaklıkları takıp Karma Love adlı kanalı açıp koşmaya başladım.


 

Hâlâ karanlıktı. FSM köprüsü muhteşemdi. Denizde halen ayın yansıması vardı. Sahilde henüz balıkçılar yerlerini almamış, oltaların karışıklığı yok, serbestçe koşuyor, nefes alıyor, İstanbul’un bu saf güzelliğini içime çekiyordum.
Bir iki çöp arabası dolaşıyor, henüz evlerine gidenlerin arkasını topluyor.
Gözlerini ovuşturan birkaç kişi kafelerin kilitlerini açıyor, birkaç saat sonra gelecek erken kahvaltıcılara hazırlık yapmaya başlamış.
Her zaman bir bankta oturuyor görmeye alıştığım evsiz adam etrafındaki 20 köpeklik sevgi çemberi ile otobüs durağına sığınmış…

Sonra gazeteciye gittim. Geç kalmış, telaşla kapıda birikmiş balyaları açıp gazeteleri yerleştirmeye çalışıyor. Kapıda dizilmiş en az 25 kat görevlisi ekmek ve gazete için onu sıkıştırıyor. Gazetemi de alıp Cafe Nero’nun kapısını açıyor ve günün ilk kahvesini alıp yerleşiyorum içeriye.

Kendimi o kadar iyi hissettim ki, bunları sıcağı sıcağına yazmak, paylaşmak istedim.

Çok alışık olduğum şeyler değil ama bana bunları karım öğretti. Pozitif olmayı, istemeyi, yaşamayı, duygularını paylaşmayı. Ben de bu güzel duygularımı paylaşmak istedim. Çünkü yaşadığımı hissettim. Karım bana Yoga yapmıyorum diye kızıyor ama ben fiziki kısmını yapmıyorum. Sanırım bu durumumu ‘Psychic Yogi’lik olarak tanımlayabilirim.

Artık yaşamın hızla akıp gittiğini düşünmüyorum. Ben de en iyi halimle içinde olacağım yaşamın, sevgiyle, aşkla ve coşkuyla.

Tüm kalbimle.

I am in Love, I am in Life.

Hepiniz için bunu diliyorum.

8 Yorum
  1. meral ylmaz
    18 Ocak 2012 | 10:29

    Sabahın erken saatlerini ,yaşamın sade güzelliğini,aşkı,İstanbulu çok güzel anlattı çocuk… Kocaman bir yüreği var onun,sonsuz sevgi sığar içine.neşterle açtığı kalplere kalbindeki sevgiyi akıtır.Biliyorum ,çünkü ben ANNESİYİM.

  2. Aslı
    18 Ocak 2012 | 12:22

    İnsanın yüreğine dokunan, bu samimi ve doğal anlatım, sabah sabah bana iyi geldi! O’nu bir ağabey olarak tanıdığım okul günlerimi andım. Meral teyze nin yorumuyla duygulandım. İyi ki paylaşmışsın, teşekkürler.

  3. Tülin Kozikoğlu
    18 Ocak 2012 | 13:39

    Evet, oğulun yazdıkları çok keyifli ama annesi Meral Hanım’ın dile getirdikleri benim gözlerimi yaşarttı. Oğuz Bey “bana karım öğretti” diyor ama belli ki samimiyeti biraz da genetik:) Anne-çocuk ilişkisi üzerine kafa yoran (ve yazmaya çalışan) biri olarak Meral Hanım’ın kalemi benim çoook ilgimi çekti ve beni çoook duygulandırdı:) Meral Hanım, yüreğinize sağlık… belli ki çok iyi bir evlat yetiştirmişsiniz:) Darısı başımıza.

  4. halil ali elgin
    18 Ocak 2012 | 14:14

    Her sabah yeniden uyanmak ! Tanrıya yeniden inanmaktır !!!

  5. Nurhan
    18 Ocak 2012 | 15:03

    Bu güzel satırları yazan eller annemin anjiyosunuda yapan ellerdi..Sadece ellermi ..ilgisiylede öyle şımardıki annem,Dr.oğuz ismi geçtiğinde hala gözlerinin içi güler..Tülin hanım çok isabetli bir tahminde bulunmuş annesi Merali çok yakından tanıyan bir arkadaşı olarak samimiyetinin genetik olduğunu söyliyebilirim..Meralcim yüreğine bedenine sağlık..böyle iyi evlatlar yetiştirip topluma kazandırdığın için…

  6. .Erol ERTAN
    18 Ocak 2012 | 18:14

    Onun öyle sıcak bir kalbi var ki,ancak onu tanıyan bilir.Düşünün; bypass ameliyatı olmuşsunuz.Karanlıklar içerisinde dünya ile irtibatınızı saatlardır kesmiş narkozun etkisi ile uyumuşsunuz.Kendinize gelmeye,bu dünyaya tekrar merhaba demeye başlarken sıcak bir el saçınızı yüzünüzü okşuyor çok candan ve sevecen”Erol abi”diye sesleniyor.O an yalnızca ağlarsınız o sıcaklığın karşısında. Onu tanımıyanlar için büyük kayıp diyorum.O benim manevi oğlum.Onunla her zaman gurur duyuyorum

  7. nesrin gürkan
    19 Ocak 2012 | 12:15

    sevgili oğuz annenin vasıtasıyla yazını okudum eline ve sevgi dolu yüreğine sağlık

  8. Ece Ermec Uster
    7 Şubat 2012 | 10:07

    Defne’cim, gozlerim yasardi…cok duygulandim!
    Hem yazidan hem yorumlardan!
    İyi ki varsin!

Yorumunuzu Yazın

Kalpten Bir Yazı

thb_oguz_16012012

Sevgili okulum Tarsus Amerikan Koleji’nden güleryüzlü, sıcacık bir arkadaşım vardır. Şimdilerde o sadece yakınları için değil, hastaları için de çok ama çok kıymetli bir kişi. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı, Op.Dr.Oğuz Yılmaz ile 2010 senesinde çok güzel bir söyleşi yapmıştık ve “0 km.Bızdıklar”da ikiye bölerek bu sohbeti sizlerle paylaşmıştım.

İlki “Sevgili Doktorum” başlıklı yazıda, ikincisi ise “Op.Dr.Oğuz Yılmaz ile Sohbete Devam” başlıklı yazımda. Uzun uzun kalp sağlığından, çocuklarımızın sağlık durumlarından konuşmuş, kendisinden harika bilgiler almıştık.

Birkaç gün önce Oğuz’un yazdığı bir yazı elime geçti. Bir kalp cerrahının bu kadar sıcacık bir kalbi olduğunu görmek istersiniz düşüncesiyle, kendisinden de izin alarak, bu yazıyı sizlerle paylaşmak istedim.

Oğuz’un kaleminden…

Be in Love, Be in Life

Bu sabah erken kalktım İstanbul’a, dibimde en kötü sesi ve ritmi ile ezanı katleden müezzine fırsat vermeden. Canım kızımı sabah 6:00’da başlayacak yüzme antrenmanına yetiştirmek için saat 05:00’te dimdik ayakta idim. Çok nadir uyuma fırsatı bulabileceğim bir günde de böyle olması akşamdan canımı biraz sıkmıştı ama, kızım da ben de çok dinç ve canlı idik bu sabah.

Niyetim onu bırakıp her zaman yaptığım gibi Bebek’te sahilde koşmaktı. Bu soğukta ve karanlıkta nasıl olacaktı çok da merak ediyordum doğrusu. O kadar güzeldi ki. Kat kat giyindim, bere, eldiven, atkı ve spor kıyafetleri. Çok şık değildi ama kesinlikle fonksiyoneldi. Kulaklıkları takıp Karma Love adlı kanalı açıp koşmaya başladım.


 

Hâlâ karanlıktı. FSM köprüsü muhteşemdi. Denizde halen ayın yansıması vardı. Sahilde henüz balıkçılar yerlerini almamış, oltaların karışıklığı yok, serbestçe koşuyor, nefes alıyor, İstanbul’un bu saf güzelliğini içime çekiyordum.
Bir iki çöp arabası dolaşıyor, henüz evlerine gidenlerin arkasını topluyor.
Gözlerini ovuşturan birkaç kişi kafelerin kilitlerini açıyor, birkaç saat sonra gelecek erken kahvaltıcılara hazırlık yapmaya başlamış.
Her zaman bir bankta oturuyor görmeye alıştığım evsiz adam etrafındaki 20 köpeklik sevgi çemberi ile otobüs durağına sığınmış…

Sonra gazeteciye gittim. Geç kalmış, telaşla kapıda birikmiş balyaları açıp gazeteleri yerleştirmeye çalışıyor. Kapıda dizilmiş en az 25 kat görevlisi ekmek ve gazete için onu sıkıştırıyor. Gazetemi de alıp Cafe Nero’nun kapısını açıyor ve günün ilk kahvesini alıp yerleşiyorum içeriye.

Kendimi o kadar iyi hissettim ki, bunları sıcağı sıcağına yazmak, paylaşmak istedim.

Çok alışık olduğum şeyler değil ama bana bunları karım öğretti. Pozitif olmayı, istemeyi, yaşamayı, duygularını paylaşmayı. Ben de bu güzel duygularımı paylaşmak istedim. Çünkü yaşadığımı hissettim. Karım bana Yoga yapmıyorum diye kızıyor ama ben fiziki kısmını yapmıyorum. Sanırım bu durumumu ‘Psychic Yogi’lik olarak tanımlayabilirim.

Artık yaşamın hızla akıp gittiğini düşünmüyorum. Ben de en iyi halimle içinde olacağım yaşamın, sevgiyle, aşkla ve coşkuyla.

Tüm kalbimle.

I am in Love, I am in Life.

Hepiniz için bunu diliyorum.

8 Yorum
  1. meral ylmaz
    18 Ocak 2012 | 10:29

    Sabahın erken saatlerini ,yaşamın sade güzelliğini,aşkı,İstanbulu çok güzel anlattı çocuk… Kocaman bir yüreği var onun,sonsuz sevgi sığar içine.neşterle açtığı kalplere kalbindeki sevgiyi akıtır.Biliyorum ,çünkü ben ANNESİYİM.

  2. Aslı
    18 Ocak 2012 | 12:22

    İnsanın yüreğine dokunan, bu samimi ve doğal anlatım, sabah sabah bana iyi geldi! O’nu bir ağabey olarak tanıdığım okul günlerimi andım. Meral teyze nin yorumuyla duygulandım. İyi ki paylaşmışsın, teşekkürler.

  3. Tülin Kozikoğlu
    18 Ocak 2012 | 13:39

    Evet, oğulun yazdıkları çok keyifli ama annesi Meral Hanım’ın dile getirdikleri benim gözlerimi yaşarttı. Oğuz Bey “bana karım öğretti” diyor ama belli ki samimiyeti biraz da genetik:) Anne-çocuk ilişkisi üzerine kafa yoran (ve yazmaya çalışan) biri olarak Meral Hanım’ın kalemi benim çoook ilgimi çekti ve beni çoook duygulandırdı:) Meral Hanım, yüreğinize sağlık… belli ki çok iyi bir evlat yetiştirmişsiniz:) Darısı başımıza.

  4. halil ali elgin
    18 Ocak 2012 | 14:14

    Her sabah yeniden uyanmak ! Tanrıya yeniden inanmaktır !!!

  5. Nurhan
    18 Ocak 2012 | 15:03

    Bu güzel satırları yazan eller annemin anjiyosunuda yapan ellerdi..Sadece ellermi ..ilgisiylede öyle şımardıki annem,Dr.oğuz ismi geçtiğinde hala gözlerinin içi güler..Tülin hanım çok isabetli bir tahminde bulunmuş annesi Merali çok yakından tanıyan bir arkadaşı olarak samimiyetinin genetik olduğunu söyliyebilirim..Meralcim yüreğine bedenine sağlık..böyle iyi evlatlar yetiştirip topluma kazandırdığın için…

  6. .Erol ERTAN
    18 Ocak 2012 | 18:14

    Onun öyle sıcak bir kalbi var ki,ancak onu tanıyan bilir.Düşünün; bypass ameliyatı olmuşsunuz.Karanlıklar içerisinde dünya ile irtibatınızı saatlardır kesmiş narkozun etkisi ile uyumuşsunuz.Kendinize gelmeye,bu dünyaya tekrar merhaba demeye başlarken sıcak bir el saçınızı yüzünüzü okşuyor çok candan ve sevecen”Erol abi”diye sesleniyor.O an yalnızca ağlarsınız o sıcaklığın karşısında. Onu tanımıyanlar için büyük kayıp diyorum.O benim manevi oğlum.Onunla her zaman gurur duyuyorum

  7. nesrin gürkan
    19 Ocak 2012 | 12:15

    sevgili oğuz annenin vasıtasıyla yazını okudum eline ve sevgi dolu yüreğine sağlık

  8. Ece Ermec Uster
    7 Şubat 2012 | 10:07

    Defne’cim, gozlerim yasardi…cok duygulandim!
    Hem yazidan hem yorumlardan!
    İyi ki varsin!

Yorumunuzu Yazın