
Geçenlerde bir adam başkasına kızmış ağzına geleni söylüyordu sokak ortasında. Söz konusu olan küfürse, nedense erkekler hep “anaları” işin içine katıyorlar. “Ana” ve “avrat” kelimelerini peş peşe kullanıyorlar. Bu da en büyük küfür oluyor.

Geçenlerde bir adam başkasına kızmış ağzına geleni söylüyordu sokak ortasında. Söz konusu olan küfürse, nedense erkekler hep “anaları” işin içine katıyorlar. “Ana” ve “avrat” kelimelerini peş peşe kullanıyorlar. Bu da en büyük küfür oluyor.

Bu hafta o kadar çok duyuru var ki hangisinden başlasam bilemiyorum. Üstelik hepsi de aynı gün gerçekleşiyor: 12 Mayıs, Cumartesi

“0 km.Bızdıklar”ın çıkış noktası ebeveyn olarak kendimize gülebilmekti aslında. Özellikle bekâr ve çocuklu olmayan bir kişi için hem konuştuklarımız, hem de odak noktamız oldukça farklı ve belki de bir o kadar saçma olabiliyordu.

Doğup, büyütülmek midir sadece sizce hayat? Büyüyene kadar yaşadığınız kalp kırıklıkları, zor anlar mıdır hayatınızı şekillendiren? Yoksa o zorluklardan elde edilen öğretiler midir?

Geçenlerde Hürriyet yazarlarından Nuran Çakmakçı “Zorba ve zorbalığa uğrayan çocuğa nasıl davranmalı” başlıklı bir yazı kaleme almıştı. Başlık dikkatimi çekti, zira çok yakın bir arkadaşımın henüz altı yaşındaki oğlu bu konuda sıkıntı çekiyordu. Sorun olan belki de sadece bir tek çocuktu fakat arkadaşımın oğlunun üzerinde inanılmaz bir baskı oluşturmuştu. O kadar ki çocukcağız teneffüse çıkmak…

Tarsus Amerikan’dan çok sevdiğim bir arkadaşım artık tecrübeli denilebilecek düzeyde bir baba. Kısa bir süre öncesine kadar bizler ona öğüt verirken, artık o yeni bebekleri olmuş arkadaşlarla “bilgeliğini” paylaşıyor.

Kendimi, etrafıma ve olaylara karşı olumlu bir bakış açısıyla yaklaşan bir insan olarak görüyorum genelde (ama her zaman değil maalesef). Hatta ara ara ‘pembe gözlüklerim var’ diye eğlenirim kendi kendimle. Bu yapısal mı (yani doğuştan gelen bir özellik mi) yoksa zaman içerisinde edinilen bir nitelik mi bilemiyorum ama sanırım ilki daha doğru.

Sevgili okulum Tarsus Amerikan Koleji’nden güleryüzlü, sıcacık bir arkadaşım vardır. Şimdilerde o sadece yakınları için değil, hastaları için de çok ama çok kıymetli bir kişi. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı, Op.Dr.Oğuz Yılmaz ile 2010 senesinde çok güzel bir söyleşi yapmıştık ve “0 km.Bızdıklar”da ikiye bölerek bu sohbeti sizlerle paylaşmıştım.

Gözüm televizyondaki 2011 özet programına takıldı. Bir tane bile iyi haber yoktu koskoca seneye ait. Bol kargaşa, dünyanın her köşesinden sorunlar, ölümler,… Üstelik 2012 senesinin de zor geçeceği belirtiliyordu. İçim karardı bir anda… Sonra dank etti. Beni mutlu eden konular koskoca bir denizdeki minik damlalardı zaten. Denizin geneli beni mutsuz etse bile o küçük damlalar…

Ara ara yazmışımdır, psikoloji dergilerini çok seviyorum. Çünkü hayattan, yaşadıklarımızdan örnekler barındırıyorlar ve bize farklı bir bakış açısını sunabiliyorlar. Bu dergilerden biri olan “Psychologies” de okuduğum ilginç bir yazıyı, olabildiğince özetleyerek paylaşmak istiyorum sizlerle. Bu aslında bir dosya. “Stop Arguing, Start Talking” (“Tartışmayı bırakın, konuşmaya başlayın”) başlıklı dosya farklı bölümlere ayrılmış.

Sendrom falan yok gerçekten… Dün geceden hiçbir farkı yok bugünün. Yani bir gecede yüzümdeki kırışıklıklar artmadı. Ya da saçlarım ağarmadı. Daha bilge, daha “kadın”, daha farklı da olmadım aslında. Neysem oyum 40 yaşımda.

Türk toplumu sıcacıktır, dostunu hiç bırakmaz, aile çok önemlidir, misafirperverdir, gelenekler, görenekler önceliklidir. Büyüklere saygı, küçüklere sevgi gösterir Türk insanı. Dostunun, yakınının,ailesinin iyiliğini düşünür hep. Kendini feda eder onlar için… Doğru mu?

Haftanın ilk yazısı başka olacaktı ama birkaç duyurum var size: Öncelikli olarak, bu Cuma, yani ayın 25’inde saat 16:45’te Etiler, Alkent Bambino Oyuncak’a davetliyiz. Kasım ayı araya giren bayram nedeniyle iyice çabuk geçti sanki. Aynur Hanım’ın da aktivitesiz bir ay içine sinmedi. Ben de eksikliğini hissettim açıkcası. Sonuçta normalde çok daha öncesinden planlama yaparken, bu…

Bir yaşında olduğumuzda yazdığım yazıya şöyle bir göz attım: “İşte 1 Yaşındayız!” “Ne çok şey yapılmış bir senede, acaba bu sene neler oldu?” diye düşünmeye başladım. Alt alta sıralamak istedim. Yazdıkça yazmak geldi içimden. Yine dolu dolu bir sene olmuş. Hem başlatılan faydalı çalışmalara devam edebilmişiz, yani yarıda kalmamış hiçbir şey, hem de yenilerine el…

Kasım 2009’da “0 km.Bızdıklar”ın ilk yazısını yayınlarken sadece bir hayaldi; yazmak, yazmak, daha çok yazmak. Yazarken farklı kanallara ulaşmak. Tam tamına bir sene 11 ay sonra, Bambino Oyuncak’taki aktivite masamızda ilk imza günümü yaptım :)