Koşulsuz Sevgi

thb_kosulsuzsevgi_12.01.10

Bugünkü Hürriyet Gazetesi eki Kelebek’te Ömür Gedik‘in “Köpek Kokusu” başlıklı bir yazısı var. O kadar güzel yazılmış ki, benim gibi hayvansever bir insanın yüzünde hemen bir gülümseme belirmesini sağlıyor.

Hayvan sevgisi o kadar önemli ki bu hayatta. Belki insan sevgisinden bile farklı bir boyutta. İçerisinde hayvan sevgisi barındıran ve bunu gösteren kişilere bakışım hep farklı olmuştur. Gerçek şefkatin bir çocuklara bir de hayvanlara gösterildiğine inanırım.

Madalyonun diğer yüzüne baktığımızda ise, koşulsuz ve saf sevgiyi de bize sadece çocuklar ve hayvanlar verir. Onların antenleri her zaman açıktır. Kafalarındaki düşünce daha fazla sevmeye ve sevilmeye yöneliktir. Başka pek bir beklentileri yoktur. Evet çocuklarımız bazen bizden fazlasıyla bir şeyler isteyebiliyorlar ama onlara biraz da biz örnek oluyoruz. Üstelik eşyası az olup, anne, baba ve yakınlarından gerçek, sıcacık sevgiyi tadabilen bir çocuk mu daha sağlıklı ve mutludur yoksa bir dediği iki edilmeyen, marka kıyafetler pahalı oyuncaklar içinde yaşayan fakat ailesini hiç göremeyen, bakıcıların büyüttüğü bir çocuk mu mutludur sizce?

Yukarıda bahsettiğim gibi hayvanları, özellikle de köpekleri çok severim oldu bitti. Bu sevginin oluşumundaki en büyük etken bence çocukluğumda ister dedemin evinde ister bizim Mersin’deki evimizde hep çeşitli hayvanlarımızın olması. Tarabya’daki bahçeli evimiz çok müsait olduğundan dedemin (hem de koruma amaçlı) kimi zaman Kangal kimi zaman da Kurt köpekleri vardı. Onların yanında günlerim geçerdi. Onlar benim arkadaşlarımdı.

Öte yandan Mersin’de babamın ava meraklı olduğu dönemlerde Pointer’ımız vardı.Bir apartman dairesinin nispeten genişçene balkonunda av köpeği besleyen ender kişilerdendik herhalde. Yarı zaman evin içinde olan köpeğimiz kendini benimle eş tutar, kardeş kıskançlığı gösterirdi.
Ama hamileliğinin özellikle son dönemlerinde benim yatak odamın kuytu köşelerinde huzur bulurdu. Ve annemin yeni alınmış bembeyaz kanepelerinin üzerinde de doğumunu babam gerçekleştirmişti. O bebeklerin doğumu ve köpeğimizin onlara gösterdiği ihtimamı şu anda pek çok anne çocuğuna maalesef göstermiyor.

Bunun dışında bahsi geçen her iki evde de pek çok başka konuklarımız oldu. Muhabbet kuşlarımız, bembeyaz bir tavşanımız, kedimiz, civcivlerimiz,…

Soğuk bir kış günü, hafif bir müzik fondayken ayağınızın dibine oturmuş köpeğinizin o güzel tüylerini okşarken okunan kitaptan daha keyiflisi yoktur herhalde.

İşte bu keyfin başlangıç noktası olan hayvan sevgisini kızıcığıma da aşılamak istiyorum. Ancak toplumumuzda bu işin bu kadar zor olabileceğini hesaba katmamışım. O kadar fazla sayıda kişi hayvanlardan korkuyor, iğreniyor ya da sevmiyor ki.

Maya’nın okulunda çok güzel kediler var. Puf puf tüyleri, nefis gözleri var ve çok da sevilmek istiyorlar. Fakat etraftan bazı velilerin kendi çocuklarına gösterdikleri “korumacı” yaklaşımı gören ve “kediler tırmalar, dokunma, yaklaşma” sözlerini duyan Maya, benim “Mayacım gel şu kediyi sevelim, bak ne güzel” sözüme bir büyük edasıyla yaklaşıp, daha önce başkalarından duyduklarını tekrar ediyor: “Anne kediler tırmalar, elleme!”
Bir telaş bu yanlış ya da en azından eksik bilgiyi düzeltmeye çalışıyorum: “Mayacım kediler canlarını yaktığında ya da korktuklarında tırmalarlar. Bazen de oyun oynamak isterler o zaman. Ama aslında sevilmeyi çok isterler. Dikkatlice sevebilirsin, gel hadi bir dene…”

Evimiz giriş katında olduğu için, bahçemizdeki kediler bizim balkona konuk olur. Evet bazen beyaz yastıkların üzerindeki çamurlu pati izlerinden ben de hoşlanmıyorum ama yine de onların varlığı hoşuma gidiyor. Şu anda bile, balkonumuza birkaç gündür gelen siyah-beyaz kedi kıvrılmış her zamanki köşesinde uyuyor. Elimde çayım, fonda müziğim ve dışarıda mırıldayan, huzur içinde uyuyan bir kedi. Daha güzel ne olabilir…

Çocuklarımıza vereceğimiz en özel ve güzel hediyelerden biri hayvan sevgisi. Bunu onlardan esirgemeyelim. Kendi korkularımıza yenilip, onları bu tecrübeden mahrum etmeyelim.

Yaşamayan anlamaz diyor Ömür Gedik. Çocuklarımıza bu sevgiyi yaşatalım. Yaşasınlar ki hayatlarına bir renk daha eklensin.

2 Yorum
  1. iclal özgen
    8 Aralık 2012 | 13:26

    Ömür hanım yazınızı okuduktan sonra size gönülden teşekkür etmek istedim. Gerçekten de hayvan sevgisi inanılmaz bir tat, hiç karşılık beklemeden size sunulan şahane bir hediye katıksız saf sevgi. Keşke bu canlara zulm etmeseler ama ne yazık ki dışarıda yaşayan canların hali içler acısı. Siz bu konuda duyarlı bir kişisiniz. Hiç hayvan barınaklarına gittiniz mi bilmiyorum ama oralar dışarıdan da korkunç. Belki bir şeyler yapabilirsiniz en azından bu konu ile ilgili basından duyurularla insanların dikkatini çekebilirsiniz. Lütfen bu canlara yardımlarınızı devam ettirin. Tüm güzel düşünce ve duruşunuz için tekrar teşekkürler. Dilerim her şey gönlünüzce olsun, sevgiler….

  2. Kübra
    17 Mart 2014 | 13:53

    Evin de iki kedisi olan biri olarak ve aynı zamanda çocuk eğitimcisi olan ben çocuklarımla bu konuyu çok güzel halletik sadece köpeklerden biraz ürküyoruz yenmeye çalıştığım bir şey kendim tam anlamıyla sevemeyince çocuklarda da bir korku olabiliyor malesef :(

Yorumunuzu Yazın

Koşulsuz Sevgi

thb_kosulsuzsevgi_12.01.10

Bugünkü Hürriyet Gazetesi eki Kelebek’te Ömür Gedik‘in “Köpek Kokusu” başlıklı bir yazısı var. O kadar güzel yazılmış ki, benim gibi hayvansever bir insanın yüzünde hemen bir gülümseme belirmesini sağlıyor.

Hayvan sevgisi o kadar önemli ki bu hayatta. Belki insan sevgisinden bile farklı bir boyutta. İçerisinde hayvan sevgisi barındıran ve bunu gösteren kişilere bakışım hep farklı olmuştur. Gerçek şefkatin bir çocuklara bir de hayvanlara gösterildiğine inanırım.

Madalyonun diğer yüzüne baktığımızda ise, koşulsuz ve saf sevgiyi de bize sadece çocuklar ve hayvanlar verir. Onların antenleri her zaman açıktır. Kafalarındaki düşünce daha fazla sevmeye ve sevilmeye yöneliktir. Başka pek bir beklentileri yoktur. Evet çocuklarımız bazen bizden fazlasıyla bir şeyler isteyebiliyorlar ama onlara biraz da biz örnek oluyoruz. Üstelik eşyası az olup, anne, baba ve yakınlarından gerçek, sıcacık sevgiyi tadabilen bir çocuk mu daha sağlıklı ve mutludur yoksa bir dediği iki edilmeyen, marka kıyafetler pahalı oyuncaklar içinde yaşayan fakat ailesini hiç göremeyen, bakıcıların büyüttüğü bir çocuk mu mutludur sizce?

Yukarıda bahsettiğim gibi hayvanları, özellikle de köpekleri çok severim oldu bitti. Bu sevginin oluşumundaki en büyük etken bence çocukluğumda ister dedemin evinde ister bizim Mersin’deki evimizde hep çeşitli hayvanlarımızın olması. Tarabya’daki bahçeli evimiz çok müsait olduğundan dedemin (hem de koruma amaçlı) kimi zaman Kangal kimi zaman da Kurt köpekleri vardı. Onların yanında günlerim geçerdi. Onlar benim arkadaşlarımdı.

Öte yandan Mersin’de babamın ava meraklı olduğu dönemlerde Pointer’ımız vardı.Bir apartman dairesinin nispeten genişçene balkonunda av köpeği besleyen ender kişilerdendik herhalde. Yarı zaman evin içinde olan köpeğimiz kendini benimle eş tutar, kardeş kıskançlığı gösterirdi.
Ama hamileliğinin özellikle son dönemlerinde benim yatak odamın kuytu köşelerinde huzur bulurdu. Ve annemin yeni alınmış bembeyaz kanepelerinin üzerinde de doğumunu babam gerçekleştirmişti. O bebeklerin doğumu ve köpeğimizin onlara gösterdiği ihtimamı şu anda pek çok anne çocuğuna maalesef göstermiyor.

Bunun dışında bahsi geçen her iki evde de pek çok başka konuklarımız oldu. Muhabbet kuşlarımız, bembeyaz bir tavşanımız, kedimiz, civcivlerimiz,…

Soğuk bir kış günü, hafif bir müzik fondayken ayağınızın dibine oturmuş köpeğinizin o güzel tüylerini okşarken okunan kitaptan daha keyiflisi yoktur herhalde.

İşte bu keyfin başlangıç noktası olan hayvan sevgisini kızıcığıma da aşılamak istiyorum. Ancak toplumumuzda bu işin bu kadar zor olabileceğini hesaba katmamışım. O kadar fazla sayıda kişi hayvanlardan korkuyor, iğreniyor ya da sevmiyor ki.

Maya’nın okulunda çok güzel kediler var. Puf puf tüyleri, nefis gözleri var ve çok da sevilmek istiyorlar. Fakat etraftan bazı velilerin kendi çocuklarına gösterdikleri “korumacı” yaklaşımı gören ve “kediler tırmalar, dokunma, yaklaşma” sözlerini duyan Maya, benim “Mayacım gel şu kediyi sevelim, bak ne güzel” sözüme bir büyük edasıyla yaklaşıp, daha önce başkalarından duyduklarını tekrar ediyor: “Anne kediler tırmalar, elleme!”
Bir telaş bu yanlış ya da en azından eksik bilgiyi düzeltmeye çalışıyorum: “Mayacım kediler canlarını yaktığında ya da korktuklarında tırmalarlar. Bazen de oyun oynamak isterler o zaman. Ama aslında sevilmeyi çok isterler. Dikkatlice sevebilirsin, gel hadi bir dene…”

Evimiz giriş katında olduğu için, bahçemizdeki kediler bizim balkona konuk olur. Evet bazen beyaz yastıkların üzerindeki çamurlu pati izlerinden ben de hoşlanmıyorum ama yine de onların varlığı hoşuma gidiyor. Şu anda bile, balkonumuza birkaç gündür gelen siyah-beyaz kedi kıvrılmış her zamanki köşesinde uyuyor. Elimde çayım, fonda müziğim ve dışarıda mırıldayan, huzur içinde uyuyan bir kedi. Daha güzel ne olabilir…

Çocuklarımıza vereceğimiz en özel ve güzel hediyelerden biri hayvan sevgisi. Bunu onlardan esirgemeyelim. Kendi korkularımıza yenilip, onları bu tecrübeden mahrum etmeyelim.

Yaşamayan anlamaz diyor Ömür Gedik. Çocuklarımıza bu sevgiyi yaşatalım. Yaşasınlar ki hayatlarına bir renk daha eklensin.

2 Yorum
  1. iclal özgen
    8 Aralık 2012 | 13:26

    Ömür hanım yazınızı okuduktan sonra size gönülden teşekkür etmek istedim. Gerçekten de hayvan sevgisi inanılmaz bir tat, hiç karşılık beklemeden size sunulan şahane bir hediye katıksız saf sevgi. Keşke bu canlara zulm etmeseler ama ne yazık ki dışarıda yaşayan canların hali içler acısı. Siz bu konuda duyarlı bir kişisiniz. Hiç hayvan barınaklarına gittiniz mi bilmiyorum ama oralar dışarıdan da korkunç. Belki bir şeyler yapabilirsiniz en azından bu konu ile ilgili basından duyurularla insanların dikkatini çekebilirsiniz. Lütfen bu canlara yardımlarınızı devam ettirin. Tüm güzel düşünce ve duruşunuz için tekrar teşekkürler. Dilerim her şey gönlünüzce olsun, sevgiler….

  2. Kübra
    17 Mart 2014 | 13:53

    Evin de iki kedisi olan biri olarak ve aynı zamanda çocuk eğitimcisi olan ben çocuklarımla bu konuyu çok güzel halletik sadece köpeklerden biraz ürküyoruz yenmeye çalıştığım bir şey kendim tam anlamıyla sevemeyince çocuklarda da bir korku olabiliyor malesef :(

Yorumunuzu Yazın