Lütfen Biraz Saygı!

Öyle bir noktaya geldik ki artık herkes her işi yapıyor.

Hem de senelerdir yapandan daha ustaca, daha başarılı şekilde, daha şöyle ve daha böyle…

Öylesine bir tavır içinde ki, adeta herkesten daha iyi, herkesten daha hakkıyla o noktada.

Seneler önce turizm konusunda çalışırken (dört sene üniversitede bu konuyu okumuş, üzerine kaç senelik aktif iş tecrübem varken) bu yaklaşımla karşılaşırdım. Çiçek işi yapanlar organizatör olduklarını söylerlerdi. Birden bire düğün organizatörü olurlardı. Akabinde de “catering” işine al atarlardı.

Müşteriniz çalışmanız gereken teknik ekibi sizden iyi bilirdi. Şunlarla çalışacaksınız diye diretirdi.

Bir çok yüzeysel bilgi  “zaten olması gerekenmiş” gibi sunulurdu size.

Herkes turizm işi yapmaya başlayınca fiyatlar komik noktalara gelmişti. Çünkü artık bu noktada kalite değil rakamlar konuşur olmuştu. Nihayetinde kaliteli işi bitirme noktasına başarıyla geldiler.

Pazarlama danışmanlığı, halkla ilişkiler sektöründe de durum çok farklı değildi. Kısa zamanda herkes konunun uzmanı olmuştu. Strateji belirlemek, markanın doğru konumlanması, hedef kitleyle kaliteli ve sistemli şekilde buluşması, işin kalıcı olması falan gibi şeyler detay olarak kalmaya başladı. Kim kimi tanıyorsa… noktasına geldi. Nasılsa herkes bu işi yapabilirdi.

Blog yazarlığı da çok farklı değil aslında. Her türlü yapanı var. Nasılsa kolay iş. Yaz gitsin.

Bu durum eminim başka sektörlerde de var. Ben emek verdiklerimden bahsediyorum.

Çocuk kitabı yazınında da benzer yaklaşımı gözlemliyorum ve üzülüyorum. Dışarıdan bakıldığında çocuk kitabı yazmak sanki çok kolaymış gibi algılanıyor. “Çocuk işi” yani. Zaten bir sayfada kaç cümle var ki… Bunu yazmak da iş mi… Yarısı resim zaten.

Kimin bir sosyal sorumluluk projesi olsa, kim çocuklara veya ebevenylere ulaşmak istiyorsa, aklına hikâye kitabı yazdırmak geliyor. Bazıları gerçekten çok özel ve bir kitapla desteklenmesi son derece anlamlı. Ama hepsi için gerekli değil. Üstelik şu konuda bir kitap yazıverin demek de sanki biraz haksızlık, biraz işi basite indirgeme.

Çünkü bir kitap yazmak nasıl zor biliyor musunuz? En başta sorumluluğu büyük. Özellikle çocuklar içinse…

Sorumluluk dışında bence önemli olan başka bazı temel unsurlar var: Konunun çekici olması lazım, bin defa işlenmiş olmaması lazım, yeni bir bakış açısı, yeni bir soluk getirebiliyor olması lazım, derinden bir fayda sağlıyor, ufuk açıyor olması lazım. Ama bunun yanı sıra didaktik değil, eğlenceli olması ve kendini okutması lazım,…

Eğer çizimleri olacaksa, onların da hikâyeyi bir üst seviyeye taşıyabilecek kıvamda olması lazım. Aksi takdirde hikâyenize yazık olacak çünkü. Hiç yapmayın daha iyi.

Ha, harika bir fikir ve kurgu oluştuysa, buna ek olarak konuya sizin kadar dört elle sarılacak bir çizer bulduysanız işiniz daha bitmedi.

Ekip işi bu çünkü.

İşin editöryal tarafı, dizgisi, tasarımı, varsa ek olarak sunulacak unsurlarının kurgusu da sadece işin bir bölümü.

Sonra sıra basım işinde. Kağıdı, kapağı, sayfaların zımbalı mı yapışkanla mı, iplikle mi birleştirileceği, kapağının ince mi kalın mı olacağı, kapağın mat mı parlak mı olacağı, içinde ayraç mı, poster mi, sticker mı var,… Sticker varsa bıçaklı mı değil mi,…

Matbaadan çıktı kitap. Bitti mi sandınız biz yazarların işini? Benim gibiyseniz bitmedi. Çünkü nerelere, ne zaman, nasıl dağıtıldı, kimlere ulaştı, ulaşmadı, nasıl sergilendi, daha iyi nasıl olabilirdi,… Ne ararsanız var.

Neden arkama yaslanıp kitabın kendi kendine okurunu bulmasını beklemiyorum ki ben? Deli miyim?

Evet deliyim aslında. Deliyim çünkü öncelikle memleketimde HER BİR çocuğun kitaba ulaşmasını istiyorum. Her birinin elinde en azından bir kitabım olsun, onlarla tanışayım, onların hayatında bir iz bırakayım istiyorum.

Çünkü kitapların raflarda sıkılarak bekleşmesine üzülüyorum. İçim el vermiyor.

Zaten rahatsız bir tipim, iyice rahatsızlanıyorum. İçim kıpır kıpır, elimde olsa köy köy dolaşacağım, tek tek dağıtacağım hepsini.

Yani diyeceğim o ki, karşısındakine değer veren kimse “sadece” bir iş yapmıyor – özellikle de hakkını vererek yapmaya gayret ediyorsa, başkasıyla değil kendiyle yarışıyorsa, hep daha iyiyi hedefliyorsa,…

O yüzden kendinizi, “Aman canım ne var ki ben de yaparım,” veya “Benim yaptığım daha önemli, onunki de bir şey mi?!” derken bulursanız lütfen bu yazıyı hatırlayın ve karşınızdakine biraz SAYGI gösterin.

İlk yorumu siz yapın :).

Yorumunuzu Yazın

Lütfen Biraz Saygı!

Öyle bir noktaya geldik ki artık herkes her işi yapıyor.

Hem de senelerdir yapandan daha ustaca, daha başarılı şekilde, daha şöyle ve daha böyle…

Öylesine bir tavır içinde ki, adeta herkesten daha iyi, herkesten daha hakkıyla o noktada.

Seneler önce turizm konusunda çalışırken (dört sene üniversitede bu konuyu okumuş, üzerine kaç senelik aktif iş tecrübem varken) bu yaklaşımla karşılaşırdım. Çiçek işi yapanlar organizatör olduklarını söylerlerdi. Birden bire düğün organizatörü olurlardı. Akabinde de “catering” işine al atarlardı.

Müşteriniz çalışmanız gereken teknik ekibi sizden iyi bilirdi. Şunlarla çalışacaksınız diye diretirdi.

Bir çok yüzeysel bilgi  “zaten olması gerekenmiş” gibi sunulurdu size.

Herkes turizm işi yapmaya başlayınca fiyatlar komik noktalara gelmişti. Çünkü artık bu noktada kalite değil rakamlar konuşur olmuştu. Nihayetinde kaliteli işi bitirme noktasına başarıyla geldiler.

Pazarlama danışmanlığı, halkla ilişkiler sektöründe de durum çok farklı değildi. Kısa zamanda herkes konunun uzmanı olmuştu. Strateji belirlemek, markanın doğru konumlanması, hedef kitleyle kaliteli ve sistemli şekilde buluşması, işin kalıcı olması falan gibi şeyler detay olarak kalmaya başladı. Kim kimi tanıyorsa… noktasına geldi. Nasılsa herkes bu işi yapabilirdi.

Blog yazarlığı da çok farklı değil aslında. Her türlü yapanı var. Nasılsa kolay iş. Yaz gitsin.

Bu durum eminim başka sektörlerde de var. Ben emek verdiklerimden bahsediyorum.

Çocuk kitabı yazınında da benzer yaklaşımı gözlemliyorum ve üzülüyorum. Dışarıdan bakıldığında çocuk kitabı yazmak sanki çok kolaymış gibi algılanıyor. “Çocuk işi” yani. Zaten bir sayfada kaç cümle var ki… Bunu yazmak da iş mi… Yarısı resim zaten.

Kimin bir sosyal sorumluluk projesi olsa, kim çocuklara veya ebevenylere ulaşmak istiyorsa, aklına hikâye kitabı yazdırmak geliyor. Bazıları gerçekten çok özel ve bir kitapla desteklenmesi son derece anlamlı. Ama hepsi için gerekli değil. Üstelik şu konuda bir kitap yazıverin demek de sanki biraz haksızlık, biraz işi basite indirgeme.

Çünkü bir kitap yazmak nasıl zor biliyor musunuz? En başta sorumluluğu büyük. Özellikle çocuklar içinse…

Sorumluluk dışında bence önemli olan başka bazı temel unsurlar var: Konunun çekici olması lazım, bin defa işlenmiş olmaması lazım, yeni bir bakış açısı, yeni bir soluk getirebiliyor olması lazım, derinden bir fayda sağlıyor, ufuk açıyor olması lazım. Ama bunun yanı sıra didaktik değil, eğlenceli olması ve kendini okutması lazım,…

Eğer çizimleri olacaksa, onların da hikâyeyi bir üst seviyeye taşıyabilecek kıvamda olması lazım. Aksi takdirde hikâyenize yazık olacak çünkü. Hiç yapmayın daha iyi.

Ha, harika bir fikir ve kurgu oluştuysa, buna ek olarak konuya sizin kadar dört elle sarılacak bir çizer bulduysanız işiniz daha bitmedi.

Ekip işi bu çünkü.

İşin editöryal tarafı, dizgisi, tasarımı, varsa ek olarak sunulacak unsurlarının kurgusu da sadece işin bir bölümü.

Sonra sıra basım işinde. Kağıdı, kapağı, sayfaların zımbalı mı yapışkanla mı, iplikle mi birleştirileceği, kapağının ince mi kalın mı olacağı, kapağın mat mı parlak mı olacağı, içinde ayraç mı, poster mi, sticker mı var,… Sticker varsa bıçaklı mı değil mi,…

Matbaadan çıktı kitap. Bitti mi sandınız biz yazarların işini? Benim gibiyseniz bitmedi. Çünkü nerelere, ne zaman, nasıl dağıtıldı, kimlere ulaştı, ulaşmadı, nasıl sergilendi, daha iyi nasıl olabilirdi,… Ne ararsanız var.

Neden arkama yaslanıp kitabın kendi kendine okurunu bulmasını beklemiyorum ki ben? Deli miyim?

Evet deliyim aslında. Deliyim çünkü öncelikle memleketimde HER BİR çocuğun kitaba ulaşmasını istiyorum. Her birinin elinde en azından bir kitabım olsun, onlarla tanışayım, onların hayatında bir iz bırakayım istiyorum.

Çünkü kitapların raflarda sıkılarak bekleşmesine üzülüyorum. İçim el vermiyor.

Zaten rahatsız bir tipim, iyice rahatsızlanıyorum. İçim kıpır kıpır, elimde olsa köy köy dolaşacağım, tek tek dağıtacağım hepsini.

Yani diyeceğim o ki, karşısındakine değer veren kimse “sadece” bir iş yapmıyor – özellikle de hakkını vererek yapmaya gayret ediyorsa, başkasıyla değil kendiyle yarışıyorsa, hep daha iyiyi hedefliyorsa,…

O yüzden kendinizi, “Aman canım ne var ki ben de yaparım,” veya “Benim yaptığım daha önemli, onunki de bir şey mi?!” derken bulursanız lütfen bu yazıyı hatırlayın ve karşınızdakine biraz SAYGI gösterin.

İlk yorumu siz yapın :).

Yorumunuzu Yazın