Meğer Babalar Da Duygusalmış

Bu haftanın diğer Haziran haftalarına göre bir özelliği var:

Annelerin aşık olduğu…

Bızdıkların vazgeçemediği…

Evlerinin tadını çıkaracak vakit bulamasalar da kalpleriyle orada olan…

Çocukluklarını yitirmemiş, hatta bazen hanımların “Koca bebek” tabirini kullandığı…

Çocuklar ne kadar büyüseler de başları sıkıştığında kollarında huzur buldukları, kendilerini güvende hissettikleri…

birilerinin özel günü bu hafta.

Evet, BABALAR GÜNÜ!

Benim babam Babalar Günü’nü gereksiz bir icat olarak görür. Ona göre Anneler Günü önemlidir aslında.

Fakat ben fazla dile getirmeseler de babaların, en azından ilgili ve modern babaların, en az anneler kadar duygu yüklü olduğunu düşünüyorum konu çocukları olduğunda.

İşte bu nedenle bu yazıda onların düşüncelerine yer vermek istedim. Sağ olsunlar beni kırmadılar, bu yazının oluşmasını sağladılar.

Sevgili babalar, bu yazı sayenizde oluştu. Ellerinize sağlık…

Baba olmak;oğlumu kucaklayıp onun sevinciyle,güzelliği ve saflığı ile tekrar kendime dönebilmek benim için. 

Sıkıntılardan sıyrılmak, mutluluğu kucaklamak.

Bitmek tükenmek bilmeyen enerji karşısında, tatlı bir yorgunlukla onu seyretmeye devam ederek iyice yorulmak. 

Düştüğünde acıyan yerini öperek onu avutmak ve bundan ayrıca  mutlu olmak. 

Bir şey öğrendiğinde, ben bunu öğrendim, ammada büyük iş yaptım diyen gözlerle övünerek bakmasından içimize doğan aydınlık.

Gerçekten , o kadar çok söylenecek şey var ki ama en önemlisi babalık veya annelik, bunlar kelimelere gerçekten sığmayacak şeyler.  Sözün kısası baba olmak çok güzelmiş   :-))

Derin’in babası…

Ben zaten duygularını ifade özürlü bir adamım. Bir de böyle bir konuda duygularımı ifade etmek iyice güç ama madem başladık, deneyeceğiz…

İnsan baba olduğunu çocuğu doğar doğmaz değil, iletişim kurmaya başladığında anlıyor. Anne olmak gibi değil bu. Biz her ne kadar bugünün babaları da olsak, babalarımızın annelerimize verdiği destekten fazlasını eşlerimize vermeye de çalışsak, o sevgi yumağının içine girişimiz siz annelerden daha geç oluyor. Tek kelimeyle ifade etmem gerekir ise babalığı ben “sorumluluk” olarak tanımlarım. Aman bu tanımlama sevgi eksikliği veya görev olarak algılanmasın.

Özellikle de ben hafta günlerimi çocuklarımdan uzak geçirdiğim için “aklına gelince burun direğinin sızlamasını” bu şekilde yaşamaya başladığımızda anladım.

Ekin ve Kaan’ın babası…

Babalık anlatılması veya öğrenilmesi en zor olan, okulu bulunmayan mesleklerden birisi :) Babalığın anlatılması gereken çok yönü var. Özellikle çocuk sahibi olma aşamasında ve çocuk  sahibi olduktan sonra.

Çocuk sahibi olmayı beklerken :

İnsan sadece küçük bir kalp atışının peşinden gitmek, onu duymaya çalışmak, görmediği ve neye benzeyeceğini bilmediği bir mutluluğun hayallerini kurmak zorunda. 9 ay boyunca annelerin yaşadıklarına ortak olmak, onların hissettiklerini anlamak için hayal güçlerinin sonuna geldiklerini düşündükleri noktada, daha ilerisini bulmak zorunda. O güne kadar annenin yaşadığı herşeye ortak olmaya çalışmak, başkasının duygularını yaşamaya çalışmak en zor iş çünkü. 9 ay boyunca annenin, baba için küçük bir bebekten farkı yoktur. Çünkü küçük bir bebeğin bilmediğiniz sevinçlerini, hüzünlerini belki acılarını paylaşmak zorundasınız. Ve kendi bildiğinizle başa çıkmak , kendi yaşadığınıza çözüm bulmak, başkasınınkilerden daha kolaydır. Hani derler ya, 9 ay anne çeker, babalar sadece dışardan bakar diye :) İşte biz baba olarak hep iki kişilik hatta üç kişilik duyguları yaşamak zorundayız.

 Çocuk sahibi olmayı beklerken / Cinsiyet :

Hele birde cinsiyet belli olduktan sonra, aranızda bile olmayan bir aile ferdinin önümüzdeki 40 senesini düşünmek, sorumluluğunu alabilmek ve onun için belki de o andan itibaren çalışmak, yatırımlar yapmak. Bu insana sorumluluklarının haddini ve gücünün limitini belirlemekte  çok büyük etken. Artık oğlunuz olur maça mı gidersiniz, kızınız olur gezmeye mi götürürsünüz, yollarda dolaşırken hangi mağazalardan alışveriş edersiniz, belki büyüdüğünde hangi okula gideceğini, hangi arabayı kullanacağını ve bir çok şeyi kafanızda kurmaya ve en iyi olanı bulmaya çalışırsınız. Bu sanki çok bilinmeyenli, değişken bir denklem gibi. :)

Fakat sahip olduktan sonra herşey tamamen değişir, o zaman baba olduğunuzu anlarsınız. Hele birde doğum aşamasında, ameliyathanenin kapısında beklerken ilk geçen 20 dk ve bebeğinizi gördükten sonra annenin çıkmasını beklediğiniz 40 dk uzar da uzar.60 dk içinde, milyonlarca şey düşünürsünüz belki. Belki annenin 9 ayda yaşadığını 9 kere yaşarsınız. Her dakika size saat gibi gelir.

Bence baba olmak, insanın çocuğunu eline aldıktan sonra, ona ilk kez sarılmasıyla, ilk kez kokusunu duymasıyla, ilk kez gözlerini açıp size baktığında anlaşılacak birşeydir. Baba olmak, kendinden, eşinden, belki o ana kadar sevdiğin değer verdiğin veya verdiğini düşündüğün, en kıymetli şeylerden kopmak demektir. Çünkü o anda senin için değerli başka bir şey bulamazsın.

Kısaca, baba olmak, herşey olmaktır. Çocukları için onların istedikleri şey olmaktır. Bazen baba olmak, bazen anne olmak, bazen abi olmak, bazen palyaço olmak, bazen öğretmen olmak, bazen pilot olmak,bazen şöför olmak, bazen bir at olmak, bazen bir heykel olmaktır.

Ama ne olursa olsun, baba olmak , en büyük mutluluğa sahip olmaktır. O yüzden,bence de babalar günü gereksiz bir icattır :) Çünkü benim için çocuklarımı kucağıma aldığım her gün, babalar günüdür :) Ben bu sevgiyi bir tek güne sıkıştıramam , yetmez :)

Umarım bir parçada olsa baba olmanın tarifini yapabilmişimdir :)

 Defne ve Eylül Nur’un babası…

Baba olduğumda 3 şeyin farkına vardım ya da öğrendim diyebilirim.

Hayatta sahip olduğum ve olacağım şeylerin aslında ne kadar değersiz olduğunu farkettim oğlumun varlığıyla kıyasladığımda.

Sonra onun benim bir parçam olmasına rağmen hiç bir zaman ona sahip olamayacağımı, olmamam gerektiğini anladım.

Ve, ne olursa olsun, koşulsuz sevmenin nasıl bir duygu olduğunu öğrendim.

Babalık çok uzun bir yol, eminim zaman geçtikçe bu farkındalıkların sayısı artacak ama şu bir gerçek ki, ben oğluma her şeyi öğretmeye çabalasam da aslında o bana öğretiyor bir çok şeyi. Çok zor bir öğretmen var karşımda, ama işin güzel tarafı bu dersin bitmesini hiç istemiyorum :)…

Tan’ın babası…

4 Yorum
  1. İpek Ongun
    18 Haziran 2010 | 11:19

    Tebrikler! Tebrikler! Tebrikler’
    Böylesi duygular bukadar mı güzel anlatılır…
    Üstelik bu genç babalar bizim kuşağın mahcup babalarının da duygularına aracı olmuş durumdalar şu yazdıklarıyla.
    Ayrıca, bunu söylemeden geçemeyeceğim, konunun ele alınış ve sunuş biçimi de renkli ve keyifli olmuş.
    Tebrikler Defneciğim…
    Babalar Günün kutlu olsun Mengücüğüm.

  2. Defne
    18 Haziran 2010 | 11:47

    Değil mi? Ben diyorum bu babalarda daha ne cevherler var diye de işte gizli saklı tutmayı tercih ediyorlar. Ama azimliyim ya “Babalar okuyor!” diyerek, ya Babalar Günü yazısı diyerek konuşturacağım onları, biz anneleri biraz geri plana iteceğim onlara fırsat kalsın diye :)

  3. Tugba
    18 Haziran 2010 | 13:47

    Vay vay vay …. Gercekten gözlerim doldu suan.Sanki hala hiç yasamıyormusum gibi eskilere gittim.Keske herzaman babalar böyle duygularını dile getirebilseler biz belki “daha anlaşılabilir ve sakin yaratıklar” oluruz onların gözünde.

  4. Defne
    18 Haziran 2010 | 20:46

    İçlerinde cesaret edenler olunca ben ümitleniyorum Tuğbacım. İşin güzel tarafı artık yavaş yavaş anne-baba paylaşımları artıyor sanki… Ne güzel değil mi?

Yorumunuzu Yazın

Meğer Babalar Da Duygusalmış

Bu haftanın diğer Haziran haftalarına göre bir özelliği var:

Annelerin aşık olduğu…

Bızdıkların vazgeçemediği…

Evlerinin tadını çıkaracak vakit bulamasalar da kalpleriyle orada olan…

Çocukluklarını yitirmemiş, hatta bazen hanımların “Koca bebek” tabirini kullandığı…

Çocuklar ne kadar büyüseler de başları sıkıştığında kollarında huzur buldukları, kendilerini güvende hissettikleri…

birilerinin özel günü bu hafta.

Evet, BABALAR GÜNÜ!

Benim babam Babalar Günü’nü gereksiz bir icat olarak görür. Ona göre Anneler Günü önemlidir aslında.

Fakat ben fazla dile getirmeseler de babaların, en azından ilgili ve modern babaların, en az anneler kadar duygu yüklü olduğunu düşünüyorum konu çocukları olduğunda.

İşte bu nedenle bu yazıda onların düşüncelerine yer vermek istedim. Sağ olsunlar beni kırmadılar, bu yazının oluşmasını sağladılar.

Sevgili babalar, bu yazı sayenizde oluştu. Ellerinize sağlık…

Baba olmak;oğlumu kucaklayıp onun sevinciyle,güzelliği ve saflığı ile tekrar kendime dönebilmek benim için. 

Sıkıntılardan sıyrılmak, mutluluğu kucaklamak.

Bitmek tükenmek bilmeyen enerji karşısında, tatlı bir yorgunlukla onu seyretmeye devam ederek iyice yorulmak. 

Düştüğünde acıyan yerini öperek onu avutmak ve bundan ayrıca  mutlu olmak. 

Bir şey öğrendiğinde, ben bunu öğrendim, ammada büyük iş yaptım diyen gözlerle övünerek bakmasından içimize doğan aydınlık.

Gerçekten , o kadar çok söylenecek şey var ki ama en önemlisi babalık veya annelik, bunlar kelimelere gerçekten sığmayacak şeyler.  Sözün kısası baba olmak çok güzelmiş   :-))

Derin’in babası…

Ben zaten duygularını ifade özürlü bir adamım. Bir de böyle bir konuda duygularımı ifade etmek iyice güç ama madem başladık, deneyeceğiz…

İnsan baba olduğunu çocuğu doğar doğmaz değil, iletişim kurmaya başladığında anlıyor. Anne olmak gibi değil bu. Biz her ne kadar bugünün babaları da olsak, babalarımızın annelerimize verdiği destekten fazlasını eşlerimize vermeye de çalışsak, o sevgi yumağının içine girişimiz siz annelerden daha geç oluyor. Tek kelimeyle ifade etmem gerekir ise babalığı ben “sorumluluk” olarak tanımlarım. Aman bu tanımlama sevgi eksikliği veya görev olarak algılanmasın.

Özellikle de ben hafta günlerimi çocuklarımdan uzak geçirdiğim için “aklına gelince burun direğinin sızlamasını” bu şekilde yaşamaya başladığımızda anladım.

Ekin ve Kaan’ın babası…

Babalık anlatılması veya öğrenilmesi en zor olan, okulu bulunmayan mesleklerden birisi :) Babalığın anlatılması gereken çok yönü var. Özellikle çocuk sahibi olma aşamasında ve çocuk  sahibi olduktan sonra.

Çocuk sahibi olmayı beklerken :

İnsan sadece küçük bir kalp atışının peşinden gitmek, onu duymaya çalışmak, görmediği ve neye benzeyeceğini bilmediği bir mutluluğun hayallerini kurmak zorunda. 9 ay boyunca annelerin yaşadıklarına ortak olmak, onların hissettiklerini anlamak için hayal güçlerinin sonuna geldiklerini düşündükleri noktada, daha ilerisini bulmak zorunda. O güne kadar annenin yaşadığı herşeye ortak olmaya çalışmak, başkasının duygularını yaşamaya çalışmak en zor iş çünkü. 9 ay boyunca annenin, baba için küçük bir bebekten farkı yoktur. Çünkü küçük bir bebeğin bilmediğiniz sevinçlerini, hüzünlerini belki acılarını paylaşmak zorundasınız. Ve kendi bildiğinizle başa çıkmak , kendi yaşadığınıza çözüm bulmak, başkasınınkilerden daha kolaydır. Hani derler ya, 9 ay anne çeker, babalar sadece dışardan bakar diye :) İşte biz baba olarak hep iki kişilik hatta üç kişilik duyguları yaşamak zorundayız.

 Çocuk sahibi olmayı beklerken / Cinsiyet :

Hele birde cinsiyet belli olduktan sonra, aranızda bile olmayan bir aile ferdinin önümüzdeki 40 senesini düşünmek, sorumluluğunu alabilmek ve onun için belki de o andan itibaren çalışmak, yatırımlar yapmak. Bu insana sorumluluklarının haddini ve gücünün limitini belirlemekte  çok büyük etken. Artık oğlunuz olur maça mı gidersiniz, kızınız olur gezmeye mi götürürsünüz, yollarda dolaşırken hangi mağazalardan alışveriş edersiniz, belki büyüdüğünde hangi okula gideceğini, hangi arabayı kullanacağını ve bir çok şeyi kafanızda kurmaya ve en iyi olanı bulmaya çalışırsınız. Bu sanki çok bilinmeyenli, değişken bir denklem gibi. :)

Fakat sahip olduktan sonra herşey tamamen değişir, o zaman baba olduğunuzu anlarsınız. Hele birde doğum aşamasında, ameliyathanenin kapısında beklerken ilk geçen 20 dk ve bebeğinizi gördükten sonra annenin çıkmasını beklediğiniz 40 dk uzar da uzar.60 dk içinde, milyonlarca şey düşünürsünüz belki. Belki annenin 9 ayda yaşadığını 9 kere yaşarsınız. Her dakika size saat gibi gelir.

Bence baba olmak, insanın çocuğunu eline aldıktan sonra, ona ilk kez sarılmasıyla, ilk kez kokusunu duymasıyla, ilk kez gözlerini açıp size baktığında anlaşılacak birşeydir. Baba olmak, kendinden, eşinden, belki o ana kadar sevdiğin değer verdiğin veya verdiğini düşündüğün, en kıymetli şeylerden kopmak demektir. Çünkü o anda senin için değerli başka bir şey bulamazsın.

Kısaca, baba olmak, herşey olmaktır. Çocukları için onların istedikleri şey olmaktır. Bazen baba olmak, bazen anne olmak, bazen abi olmak, bazen palyaço olmak, bazen öğretmen olmak, bazen pilot olmak,bazen şöför olmak, bazen bir at olmak, bazen bir heykel olmaktır.

Ama ne olursa olsun, baba olmak , en büyük mutluluğa sahip olmaktır. O yüzden,bence de babalar günü gereksiz bir icattır :) Çünkü benim için çocuklarımı kucağıma aldığım her gün, babalar günüdür :) Ben bu sevgiyi bir tek güne sıkıştıramam , yetmez :)

Umarım bir parçada olsa baba olmanın tarifini yapabilmişimdir :)

 Defne ve Eylül Nur’un babası…

Baba olduğumda 3 şeyin farkına vardım ya da öğrendim diyebilirim.

Hayatta sahip olduğum ve olacağım şeylerin aslında ne kadar değersiz olduğunu farkettim oğlumun varlığıyla kıyasladığımda.

Sonra onun benim bir parçam olmasına rağmen hiç bir zaman ona sahip olamayacağımı, olmamam gerektiğini anladım.

Ve, ne olursa olsun, koşulsuz sevmenin nasıl bir duygu olduğunu öğrendim.

Babalık çok uzun bir yol, eminim zaman geçtikçe bu farkındalıkların sayısı artacak ama şu bir gerçek ki, ben oğluma her şeyi öğretmeye çabalasam da aslında o bana öğretiyor bir çok şeyi. Çok zor bir öğretmen var karşımda, ama işin güzel tarafı bu dersin bitmesini hiç istemiyorum :)…

Tan’ın babası…

4 Yorum
  1. İpek Ongun
    18 Haziran 2010 | 11:19

    Tebrikler! Tebrikler! Tebrikler’
    Böylesi duygular bukadar mı güzel anlatılır…
    Üstelik bu genç babalar bizim kuşağın mahcup babalarının da duygularına aracı olmuş durumdalar şu yazdıklarıyla.
    Ayrıca, bunu söylemeden geçemeyeceğim, konunun ele alınış ve sunuş biçimi de renkli ve keyifli olmuş.
    Tebrikler Defneciğim…
    Babalar Günün kutlu olsun Mengücüğüm.

  2. Defne
    18 Haziran 2010 | 11:47

    Değil mi? Ben diyorum bu babalarda daha ne cevherler var diye de işte gizli saklı tutmayı tercih ediyorlar. Ama azimliyim ya “Babalar okuyor!” diyerek, ya Babalar Günü yazısı diyerek konuşturacağım onları, biz anneleri biraz geri plana iteceğim onlara fırsat kalsın diye :)

  3. Tugba
    18 Haziran 2010 | 13:47

    Vay vay vay …. Gercekten gözlerim doldu suan.Sanki hala hiç yasamıyormusum gibi eskilere gittim.Keske herzaman babalar böyle duygularını dile getirebilseler biz belki “daha anlaşılabilir ve sakin yaratıklar” oluruz onların gözünde.

  4. Defne
    18 Haziran 2010 | 20:46

    İçlerinde cesaret edenler olunca ben ümitleniyorum Tuğbacım. İşin güzel tarafı artık yavaş yavaş anne-baba paylaşımları artıyor sanki… Ne güzel değil mi?

Yorumunuzu Yazın