Okul Hayatında Yeni Bir Sayfa

thb_RC_24.06.2011

Bir anne hayal etmenizi istiyorum şimdi:

Çocuğu ile oyun grubuna gitmiş, belirli geçişleri onunla adım adım yaşamış, inanılmaz keyifli anlar geçirmiş. Derken önemli bir seçim aşamasına geliyor. Bir sonraki adım ne olmalı? Neresi olmalı? Çocuğu henüz üç yaşlarında olsa da sanki tüm hayatının akışını belirleyecek adım bu noktada atılacak endişesi var içinde.

Bu yeni sistemde bazı okullara çok erkenden başlatıp sonra rahat etmek var. Başka okula geçişi çok elzem olmadıkça planlamama lüksü var.

Bazı okullar var minicik yaştan itibaren yabancı dille eğitim veriyorlar. Çocuk daha kendi dilini tam kavrayamadan yabancı dili öğrenmeye başlıyor. İkisi birden aradan çıkıyor deniliyor, hiç sorun olmuyor diye iddia ediliyor.

Bir diğer grup yarım gün kendi lisanında, kalan yarımda ise yabancı dilde eğitim verdiklerini ve bunun pedagoglarca kabul bulunan bir sistem olduğunu vurguluyorlar.

Bir başkası “En önemli şey kendi dilini konuşabilmesi. Sonrasını öğrenecek nasılsa erkenden.”diyor.

Havada kırk tane fikir, kırk tane inanış. Hepsi kendi sistemlerinin iyi olduğunu söylüyor. Eh haliyle, “Bizimki pek iyi değil, siz en iyisi şu okula verin çocuğunuzu.” demeyecekler. İnandıkları sistemi savunuyorlar, öneriyorlar.

Ama yolun en başlarında olan tecrübesiz bir anne bu kadar bilgi fazlalığında yolunu şaşırabiliyor. Beyni uğulduyor.

İşte bu noktada işe daha uzaktan, daha sakin, daha objektif bakan bir çift göz devreye giriyor. Bu bir baba. Çok sıkı eğitimden geçmiş, okul yaşamını pek de keyifle anmayan bir baba. Kızının eğitim hayatının ne kadar erken başladığına hayret eden ve daha önünde ne kadar uzun bir yol olduğunu görüp, sırf bu düşünceyle daralan bir baba.

Ama işte bu sakin baba, kızı için en uygun okulu şıp diye belirliyor karışmış annenin yanında. Ve bizim Robert Kolej Yuva maceramız başlıyor.

Mayacık pek çok arkadaşına göre daha sakin, daha çekingen ancak bir o kadar da dikkatli ve uygulamacı bir kişilik. Son görüşmemizde “Geç ısınan ütü.” tabirini kullandı okulun müdiresi Filiz Hanım. Çok doğru. Isındığındaysa en zor kırışıkları bile açabilecek kıvamda bir ısı yayıyor etrafa. Lider konumuna geçiyor, öğretmenleri derste mutlaka Maya’nın olmasını istiyor.

arkadaşlık

Yalnız, bızdığımdaki bu özelliklerin ortaya çıkması sabırlı, sevgi dolu, sıcacık bir ortam olmasaydı o kadar da mümkün olamayabilirdi. Zorlayıcı, karmaşık, fazlasıyla kalabalık bir ortamda Maya daha da içine kapanabilirdi.

İnci Piper gibi muhteşem bir öğretmenle geçirdiği iki sene kızıma ilaç gibi geldi. Kendine olan güveni arttı, harika arkadaşlıklar kurdu, doğayla bütünleşti (böyle bir kampüs nerede var ki…).

Okulun ilk senesinin ilk günleri pek çok anne günler günü kapıda bekleşirken, benim o çekingen diye konumlandırdığım Mayam, gerek ortamın ona verdiği güvenden, gerekse daha küçükken katıldığımız oyun grubumuzun kademeli olarak ona sınıfta yalnız kalmayı öğretmiş olmasından, benim gitmeme izin verdi.

Geçenlerde yazılarımı takip eden bir okurum, bir cafede beni görüp, kim olduğum konusunda hiç bir tereddüt yaşamadan (hâlâ bu konuda şaşkınım – bence tamamiyle kendi müthiş görsel hafızası sayesinde oldu bu…) yanıma gelmişti. Kısacık sohbetimizde benden okul seçimi konusunda yazı yazmamı istemişti. Ben de yarı şaka çoğu ciddi olarak, “Terzi kendi söküğünü dikemezmiş. Bu okul kararı çok zor.”demiştim.

İki sene boyunca sabahtan öğleden sonraya kadar Robert Yuva’da geçen hayatımıza baktığımda, genele söyleyebileceğim tek bir şey var: çocuğunuzun karakterine göre okul seçin. Eğer çekingen bir çocuksa, onu zorlayıcı, kalabalık bir ortama sokmayın en başlarda. Önemli olan okulu sevmesi, okul denildiğinde aklına güzel şeyler gelmesi. Zamanla kendine güveni geldiğinde verirsiniz o aklınızdaki sınavlara hazırlayan, iddialı eğitim sunan, kocaman, kapsamlı okullara. Başlangıcını rahat yapsın minik, devamı en iyisinde rahatlıkla gelecek nasılsa.

Yok çocuğunuz zaten fazlasıyla sosyal ve hatta ele avuca sığmayan bir karakterse, o zaman durum farklı tabii. İsterseniz yabancı dille başlatın okul hayatını, öğrensin ikisiyle baş etmeyi. Ya da verin kuvvetli program sunduğuna inandığınız okula, altından kalksın…

Ben kendi adıma, hem iki sene Türkçe ağırlıklı bir program ile kızımın ifadesinin gelişmesinden, hem de küçük ve sıcak bir ortamda kendine olan güveninin artıp, okulu keyifli bir ortam olarak algılamasından dolayı çok ama çok mutluyum.

Bahçe saati

İşte bu iki sene geçiverdi biredenbire. İçimi hüzün kaplıyor bu okuldan ayrılırken. Bu yuva sadece yuva değil benim için. Kızıcığımın en saf, en minik olduğu dönemlerin bir sembolü. Buradan çıktığımız anda daha farklı bir ortamda, daha farklı yaklaşımlar, değişik bir gelişim süreci bizi bekliyor olacak. Bunu kötü olacak şeklinde algılamamak lazım. Sadece değişecek. Kızım buna hazır ama ben hazır mıyım bilmiyorum.

Birkaç gün önce son defa o nefis kampüsteki hafif virajlı yollarda arabamızla yuvaya doğru inerken aptal gözyaşlarıma hakim olmak için dudağımı ısırıyordum. Okulun otoparkından yuvanın merdivenlerine doğru kızıcıkla yürüken onun resmini çekip duruyordum. Sınıfının içerisine son defa girmek, o şeker sandalye ve masaları görmek istedim son bir defa. Resim, bir resim, bir resim daha…

Sonra hiçbir şeyin farkında olmayan tatlı kızımı öğretmeninin güvenli ellerine teslim edip, kuş seslerini dinleyerek ayrıldım kampüsten. Tatlı arkadaşıma sığındım, bir kahve bahanesiyle. İyi geldi bana, her zaman olduğu gibi. Sağolasın Elifciğim.

“Amaaan sende amma abarttın,” diyebilirsiniz rahatlıkla. Hiç kızmam. Ama işte ben de geçişleri böyle yaşıyorum, ne yapalım. Seneye inşallah yeni okulumuzdan keyifli cümleler döktürürüm blog yazılarımda. Yaşadığımız farklılıkları mutlulukla aktarırım sizlere. Okul macerasına henüz adım atacaklara daha bir faydalı olurum belki. Edinilen tecrübeler bir işe yararsa ne mutlu bana.

Sevdiğim bir şey sonlandığında ya da sevdiğim bir yerden ayrılırken yaşadığım üzüntüyü bilen annem sık sık şu cümleyi kurardı: “Bu bitsin ki yeni güzellikler gelebilsin.” Ya da “Buradan gidelim ki tekrar gelebilelim.” Yani bir güzellik sonlandığında başkasının gelebileceği ihtimalini hep vurgulardı sağolsun. İşte şimdi ben de kendi kendime bu cümleleri tekrar ediyorum son günlerde…

Her son yeni bir başlangıç demektir.

Daha nice güzel başlangıçlara…

 

6 Yorum
  1. TUĞBA
    25 Haziran 2011 | 13:10

    Ahhh Defnecim ahh beni tam 1 sene öncesine götürdün.Yaşadığın aynı duyguları bende uzun bir müddet yaşadım hatta yeni okul maceramız başlayıp sürdüğünde bile….ama bilki çocuklarımız bizlerden daha olgun,bizleri yeni hayata daha rahat adapte ettiriyorlar.AMA BÜYÜYORLARRRRRR

  2. Defne Ongun Müminoğlu
    25 Haziran 2011 | 17:29

    İşte ben de senin yolundan gidiyorum Tuğbacığım. İlk tecrübe güzel olunca insan bırakmak istemiyor :)

  3. DUYGU TERZİBAŞOĞLU
    25 Haziran 2011 | 21:08

    Defne hanım merhaba,o kadar büyük bir zevkle okudum ki yazınızı,hiç bitmesin istedim.yüzümde çok güzel bir tebessüm bıraktınız.Maya çok şanslı sizin gibi şeffaf bir annesi olduğu için.bu arada ben Maya nın drama öğretmeni DUYGU :) SEVGİLER….

  4. Defne Ongun Müminoğlu
    26 Haziran 2011 | 13:12

    Duygu Hanım, nazik mesajınız için teşekkür ederim. Maya öğretmenleri anlamında Robert’te çok şanslıydı. İnşallah bundan sonra da bu şansı devam eder :) Okulu sevdiren, öğrenciye başarı yolunu açan iyi bir öğretmendir derler. Gerçekten çok doğruymuş. Emekleriniz için çok teşekkürler :)

  5. MOMs of Zeck
    23 Aralık 2011 | 14:04

    Merhaba,

    Yazınız çok içten ve samimi fakat ben anlayamadım Robert Yuvada beğendiğiniz neydi? Yaptıkları özel birşey mi vardı? Lütfen daha detaylı yazın. Eğer buraya yazmaya öekiniyorsanız benim emailime yazabilirsiniz.
    Sevgiler

  6. Defne Ongun Müminoğlu
    23 Aralık 2011 | 23:37

    Robert Yuva benim kızıma çok uygundu. Küçüktü, samimiydi, sıcacık bir ortamdı. Şanslıydık, öğretmeni çok iyiydi. Farklı olarak ne yaptılar? Diğer yuvaları bilemiyorum. Bu nedenle doğru cevap veremeyebilirim. Sadece gerek yuvanın nefis bir kampüste olması (ormandaymış gibi), gerekse bahsettiğim sıcak, içten ortam geç açılan minik kızıma çok iyi geldi. Şu an daha büyük bir okuldayız ve buraya kendine güvenerek gelmesinin belki de en önemli adımı Robert Yuva’da atıldı. Sevgiler :)

Yorumunuzu Yazın

Okul Hayatında Yeni Bir Sayfa

thb_RC_24.06.2011

Bir anne hayal etmenizi istiyorum şimdi:

Çocuğu ile oyun grubuna gitmiş, belirli geçişleri onunla adım adım yaşamış, inanılmaz keyifli anlar geçirmiş. Derken önemli bir seçim aşamasına geliyor. Bir sonraki adım ne olmalı? Neresi olmalı? Çocuğu henüz üç yaşlarında olsa da sanki tüm hayatının akışını belirleyecek adım bu noktada atılacak endişesi var içinde.

Bu yeni sistemde bazı okullara çok erkenden başlatıp sonra rahat etmek var. Başka okula geçişi çok elzem olmadıkça planlamama lüksü var.

Bazı okullar var minicik yaştan itibaren yabancı dille eğitim veriyorlar. Çocuk daha kendi dilini tam kavrayamadan yabancı dili öğrenmeye başlıyor. İkisi birden aradan çıkıyor deniliyor, hiç sorun olmuyor diye iddia ediliyor.

Bir diğer grup yarım gün kendi lisanında, kalan yarımda ise yabancı dilde eğitim verdiklerini ve bunun pedagoglarca kabul bulunan bir sistem olduğunu vurguluyorlar.

Bir başkası “En önemli şey kendi dilini konuşabilmesi. Sonrasını öğrenecek nasılsa erkenden.”diyor.

Havada kırk tane fikir, kırk tane inanış. Hepsi kendi sistemlerinin iyi olduğunu söylüyor. Eh haliyle, “Bizimki pek iyi değil, siz en iyisi şu okula verin çocuğunuzu.” demeyecekler. İnandıkları sistemi savunuyorlar, öneriyorlar.

Ama yolun en başlarında olan tecrübesiz bir anne bu kadar bilgi fazlalığında yolunu şaşırabiliyor. Beyni uğulduyor.

İşte bu noktada işe daha uzaktan, daha sakin, daha objektif bakan bir çift göz devreye giriyor. Bu bir baba. Çok sıkı eğitimden geçmiş, okul yaşamını pek de keyifle anmayan bir baba. Kızının eğitim hayatının ne kadar erken başladığına hayret eden ve daha önünde ne kadar uzun bir yol olduğunu görüp, sırf bu düşünceyle daralan bir baba.

Ama işte bu sakin baba, kızı için en uygun okulu şıp diye belirliyor karışmış annenin yanında. Ve bizim Robert Kolej Yuva maceramız başlıyor.

Mayacık pek çok arkadaşına göre daha sakin, daha çekingen ancak bir o kadar da dikkatli ve uygulamacı bir kişilik. Son görüşmemizde “Geç ısınan ütü.” tabirini kullandı okulun müdiresi Filiz Hanım. Çok doğru. Isındığındaysa en zor kırışıkları bile açabilecek kıvamda bir ısı yayıyor etrafa. Lider konumuna geçiyor, öğretmenleri derste mutlaka Maya’nın olmasını istiyor.

arkadaşlık

Yalnız, bızdığımdaki bu özelliklerin ortaya çıkması sabırlı, sevgi dolu, sıcacık bir ortam olmasaydı o kadar da mümkün olamayabilirdi. Zorlayıcı, karmaşık, fazlasıyla kalabalık bir ortamda Maya daha da içine kapanabilirdi.

İnci Piper gibi muhteşem bir öğretmenle geçirdiği iki sene kızıma ilaç gibi geldi. Kendine olan güveni arttı, harika arkadaşlıklar kurdu, doğayla bütünleşti (böyle bir kampüs nerede var ki…).

Okulun ilk senesinin ilk günleri pek çok anne günler günü kapıda bekleşirken, benim o çekingen diye konumlandırdığım Mayam, gerek ortamın ona verdiği güvenden, gerekse daha küçükken katıldığımız oyun grubumuzun kademeli olarak ona sınıfta yalnız kalmayı öğretmiş olmasından, benim gitmeme izin verdi.

Geçenlerde yazılarımı takip eden bir okurum, bir cafede beni görüp, kim olduğum konusunda hiç bir tereddüt yaşamadan (hâlâ bu konuda şaşkınım – bence tamamiyle kendi müthiş görsel hafızası sayesinde oldu bu…) yanıma gelmişti. Kısacık sohbetimizde benden okul seçimi konusunda yazı yazmamı istemişti. Ben de yarı şaka çoğu ciddi olarak, “Terzi kendi söküğünü dikemezmiş. Bu okul kararı çok zor.”demiştim.

İki sene boyunca sabahtan öğleden sonraya kadar Robert Yuva’da geçen hayatımıza baktığımda, genele söyleyebileceğim tek bir şey var: çocuğunuzun karakterine göre okul seçin. Eğer çekingen bir çocuksa, onu zorlayıcı, kalabalık bir ortama sokmayın en başlarda. Önemli olan okulu sevmesi, okul denildiğinde aklına güzel şeyler gelmesi. Zamanla kendine güveni geldiğinde verirsiniz o aklınızdaki sınavlara hazırlayan, iddialı eğitim sunan, kocaman, kapsamlı okullara. Başlangıcını rahat yapsın minik, devamı en iyisinde rahatlıkla gelecek nasılsa.

Yok çocuğunuz zaten fazlasıyla sosyal ve hatta ele avuca sığmayan bir karakterse, o zaman durum farklı tabii. İsterseniz yabancı dille başlatın okul hayatını, öğrensin ikisiyle baş etmeyi. Ya da verin kuvvetli program sunduğuna inandığınız okula, altından kalksın…

Ben kendi adıma, hem iki sene Türkçe ağırlıklı bir program ile kızımın ifadesinin gelişmesinden, hem de küçük ve sıcak bir ortamda kendine olan güveninin artıp, okulu keyifli bir ortam olarak algılamasından dolayı çok ama çok mutluyum.

Bahçe saati

İşte bu iki sene geçiverdi biredenbire. İçimi hüzün kaplıyor bu okuldan ayrılırken. Bu yuva sadece yuva değil benim için. Kızıcığımın en saf, en minik olduğu dönemlerin bir sembolü. Buradan çıktığımız anda daha farklı bir ortamda, daha farklı yaklaşımlar, değişik bir gelişim süreci bizi bekliyor olacak. Bunu kötü olacak şeklinde algılamamak lazım. Sadece değişecek. Kızım buna hazır ama ben hazır mıyım bilmiyorum.

Birkaç gün önce son defa o nefis kampüsteki hafif virajlı yollarda arabamızla yuvaya doğru inerken aptal gözyaşlarıma hakim olmak için dudağımı ısırıyordum. Okulun otoparkından yuvanın merdivenlerine doğru kızıcıkla yürüken onun resmini çekip duruyordum. Sınıfının içerisine son defa girmek, o şeker sandalye ve masaları görmek istedim son bir defa. Resim, bir resim, bir resim daha…

Sonra hiçbir şeyin farkında olmayan tatlı kızımı öğretmeninin güvenli ellerine teslim edip, kuş seslerini dinleyerek ayrıldım kampüsten. Tatlı arkadaşıma sığındım, bir kahve bahanesiyle. İyi geldi bana, her zaman olduğu gibi. Sağolasın Elifciğim.

“Amaaan sende amma abarttın,” diyebilirsiniz rahatlıkla. Hiç kızmam. Ama işte ben de geçişleri böyle yaşıyorum, ne yapalım. Seneye inşallah yeni okulumuzdan keyifli cümleler döktürürüm blog yazılarımda. Yaşadığımız farklılıkları mutlulukla aktarırım sizlere. Okul macerasına henüz adım atacaklara daha bir faydalı olurum belki. Edinilen tecrübeler bir işe yararsa ne mutlu bana.

Sevdiğim bir şey sonlandığında ya da sevdiğim bir yerden ayrılırken yaşadığım üzüntüyü bilen annem sık sık şu cümleyi kurardı: “Bu bitsin ki yeni güzellikler gelebilsin.” Ya da “Buradan gidelim ki tekrar gelebilelim.” Yani bir güzellik sonlandığında başkasının gelebileceği ihtimalini hep vurgulardı sağolsun. İşte şimdi ben de kendi kendime bu cümleleri tekrar ediyorum son günlerde…

Her son yeni bir başlangıç demektir.

Daha nice güzel başlangıçlara…

 

6 Yorum
  1. TUĞBA
    25 Haziran 2011 | 13:10

    Ahhh Defnecim ahh beni tam 1 sene öncesine götürdün.Yaşadığın aynı duyguları bende uzun bir müddet yaşadım hatta yeni okul maceramız başlayıp sürdüğünde bile….ama bilki çocuklarımız bizlerden daha olgun,bizleri yeni hayata daha rahat adapte ettiriyorlar.AMA BÜYÜYORLARRRRRR

  2. Defne Ongun Müminoğlu
    25 Haziran 2011 | 17:29

    İşte ben de senin yolundan gidiyorum Tuğbacığım. İlk tecrübe güzel olunca insan bırakmak istemiyor :)

  3. DUYGU TERZİBAŞOĞLU
    25 Haziran 2011 | 21:08

    Defne hanım merhaba,o kadar büyük bir zevkle okudum ki yazınızı,hiç bitmesin istedim.yüzümde çok güzel bir tebessüm bıraktınız.Maya çok şanslı sizin gibi şeffaf bir annesi olduğu için.bu arada ben Maya nın drama öğretmeni DUYGU :) SEVGİLER….

  4. Defne Ongun Müminoğlu
    26 Haziran 2011 | 13:12

    Duygu Hanım, nazik mesajınız için teşekkür ederim. Maya öğretmenleri anlamında Robert’te çok şanslıydı. İnşallah bundan sonra da bu şansı devam eder :) Okulu sevdiren, öğrenciye başarı yolunu açan iyi bir öğretmendir derler. Gerçekten çok doğruymuş. Emekleriniz için çok teşekkürler :)

  5. MOMs of Zeck
    23 Aralık 2011 | 14:04

    Merhaba,

    Yazınız çok içten ve samimi fakat ben anlayamadım Robert Yuvada beğendiğiniz neydi? Yaptıkları özel birşey mi vardı? Lütfen daha detaylı yazın. Eğer buraya yazmaya öekiniyorsanız benim emailime yazabilirsiniz.
    Sevgiler

  6. Defne Ongun Müminoğlu
    23 Aralık 2011 | 23:37

    Robert Yuva benim kızıma çok uygundu. Küçüktü, samimiydi, sıcacık bir ortamdı. Şanslıydık, öğretmeni çok iyiydi. Farklı olarak ne yaptılar? Diğer yuvaları bilemiyorum. Bu nedenle doğru cevap veremeyebilirim. Sadece gerek yuvanın nefis bir kampüste olması (ormandaymış gibi), gerekse bahsettiğim sıcak, içten ortam geç açılan minik kızıma çok iyi geldi. Şu an daha büyük bir okuldayız ve buraya kendine güvenerek gelmesinin belki de en önemli adımı Robert Yuva’da atıldı. Sevgiler :)

Yorumunuzu Yazın