Patili Dostlarımız

Şanslı bir çocukluk geçirdim. Kedilerimiz, köpeklerimiz, civcivlerimiz, tavşanımız, muhabbet kuşlarımız oldu. Özellikle kedi ve köpeklerimizin her biri bizim hayatımızda önemli izler bıraktı. Ben köpeklerimizin yanından ayrılmayan, adeta onlarla yaşayan bir çocuktum. Bahsettiğim kocaman çoban köpekleri, kurt köpekleri, av köpekleri,…

Ev halkı beni aradığında köpeklerin yuvalarında yerde otururken bulurlardı. Onlarla vakit geçirmek benim için en büyük mutluluktu.

Hastalanıp kucağımda ölen yavru köpeğimizi hiç unutmadım mesela. Hâlâ hatırladıkça gözlerim sulanır. Çok ama çok ağlamıştım.

Veya tüm kış ortada görünmeyip, yazın Tarabya’ya vardığımız anda arabanın motor sesini duyar duymaz ortaya çıkan “Mıgı” hâlâ hatıralarımızda var.

Hiçbir zaman ayırım yapmadım. “Kedici” veya “köpekçi” olmadım yani. Hepsi kendi karakteri çerçevesinde sevgilerini gösteriyorlardı. Bunu kabul etmekse bana düşendi zaten.

İlkokula giderken cebimde bisküviler taşırdım, yolumun üzerindeki bahçeli evde yaşayan kurt köpeği Andy’e vermek için. Sokakta beslediğimiz tekir kedi, sabahları okulun yarı yoluna kadar bana eşilik ederdi.

O nedenle hayvan sevmeyenlere hayret ediyorum. Ne kaçırdıklarını bilmediklerini düşünüyorum. Hele çığırtkan bir tepki verdiklerinde hayretle bakıyorum onlara. Sinirime dokunuyorlar.

Ama onlardan da çok, kedisini, köpeğini terk edenleri anlamıyor, onların duygudan uzak yaratıldıklarına inanıyorum. Vahşi buluyorum bu insanları. Kendi çocuğunu da terk edebilir belki diye düşünüyorum, patili bir bir aile ferdini sokağa bıraktıysa. İçlerinin nasıl el verdiğini anlamlandıramıyorum bile.

Tüm bu hisler hayatımın bir parçasıyken, bu sene ÇESAL (Çeşme Alaçatı Doğa ve Hayvan Severler Derneği)  ile gerçek anlamda tanıştım. O kadar tanıştım ki, 9 Ağustos, Perşembe günü Alaçatı Bazen Atölye‘de yapacağımız ÇILGIN SÖRFÇÜLER kitap etkinliğinde amacımız onlara fayda sağlamak olacak. Çeşme’de olan tüm çocukları bu etkinliğe bekliyoruz. (Detaylarını sosyal medyadan duyuruyor olacağız)

ÇESAL’ın şu anki en büyük hedefi hayvanlar için içinde klinik de olan kapsamlı bir merkez kurmak.

Henüz tanışmamış olanlar için ÇESAL’ı size yönetimden sevgili Sibel Akın anlatsın istedim. Sibel Hanım müthiş işler başarıyor. Onlar harika bir ekip ve sizlerin de onlara destek olacağınıza gönülden inanıyorum.

Sibel Hanım siz kimsiniz? ÇESAL öncesi hayatınız nasıldı?

İstanbul’da doğdum büyüdüm ancak 1995 yılından beri ailemle İsviçre’de yaşıyorum. Amerika’da işletme eğitimi aldım, İsviçre’de de iletişim üzerine master yaptım. Farklı reklam ajanslarında çalıştıktan sonra 2004 yılında kendi marka geliştirme ve iletişim danışmanlığı şirketim olan BrandSens’i kurdum. Eşim, iki oğlum ve üç köpeğimle Cenevre’de yaşıyorum, daha doğrusu yaşıyordum taa ki kendimi sahipsiz / terkedilmiş hayvanları kurtarmaya adayana kadar… ÇESAL’dan önce herkes gibi normal bir hayatım vardı, iş – ev – çocuklar, köpeğimiz Frosty. Benim bu işe gönül vermem 2010 yılında Alaçatı’da yazlık almamız ile başladı, o zamana kadar çok kısa tatil için geldiğimizden fark etmemiştik sokaklardaki her cins ve boy terk edilmiş köpekleri… O yaz önce şok yaşadık sonra gördüğümüz her hayvana yemek ve su taşımaya başladık ve şu anki ikinci köpeğimiz Molly ile karşılaştık, onu sokaktan kurtardık, yurtdışına köpek nasıl götürülür bilgi sahibi olduk ve hikaye böylece başladı…

ÇESAL’ı biraz tanıyalım istiyorum. Nasıl doğdu? Sizin burada üstlendiğiniz görev nedir? Kaç hayvan sizlerin koruması altında? Korunması gereken hayvanları nasıl tespit ediyorsunuz?

ÇESAL 2013 yılında Çeşme’de yaşayan bir grup hayvan sever tarafından kuruldu. Şu an benim görevim öncelikle yurtdışı sahiplendirmeler ve tüm iletişim kaynaklı işler, ama tabii çok az kişi ile götürüldüğü için zamanı geldiğinde her işin ucundan tutmak durumunda kalıyorum.

Şu anda ÇESAL merkezde ikiyüze yakın köpek ve otuza yakın kedimiz var. Bunun dışında otuza yakın hayvan da yurtdışı işlemleri yapılmış halde pansiyon ya da geçici evlerde.

Korunması gereken hayvanları biz tespit pek edemiyoruz zira onlar bizi buluyorJ Öncelikle kazalı ve hastalar, kısırlaşması gereken dişiler, kayıp veya terk olduğu bariz sokakta yaşayamayacak cins ev hayvanları, Çeşme Barınağına bırakılmış cins hayvanlar, hastalar ya da yavrular, hepsi ile ilgilenmeye çalışıyoruz. Bize gelen ihbarlarla ya da bizim tespitlerimizle hayvanları alıyoruz.

Ildırı'da zor bir hâlde iken

HEKTOR – Ildırı’da zor bir hâlde iken

HEKTOR – Bern’de yeni evinde

Neden Çeşme ve Alaçatı?

Biz yönetimdeki arkadaşların kimisi yaz/kış, kimisi ağırlıklı yazının burada oturuyor. Dolayısıyla hepimiz burada buluşuyoruz. Çeşme Bodrum gibi yazlık yerlerin sembolik bir önemi de var çünkü “yaz başı alınıp yaz sonu terk edilen köpek” diye bir alışkanlık var maalesef bu ülkede. Onca farkındalık çalışmasına rağmen insanlar hâlâ çocukları oyalansın diye pet shoplardan yavru cins köpekleri alıp, yaz sonu kışlığa götürmemek için ya sokağa ya barınağa terk ediyorlar ya da en iyi ihtimal bir fabrika bahçesinde sönüp gidiyor o zavallı hayvan… Goldenlar başta olmak üzere her boy ve cins bulmanız mümkün…

Türkiye’de kedilerin, köpeklerin sokakta var olmasına alışığız ama Avrupa veya Amerika’da sokakta hayvan neredeyse hiç görmeyiz. Bu fark neden kaynaklanıyor?

Amerika’da da durum pek parlak değil. Sokaklarda terk edilmiş hayvanlar var aslında ama toplayıp barınaklara kapatıyorlar ve bir müddet sonra da maalesef uyutuluyor bu hayvanlar. Ama Avrupa bu konuda çok daha medeni. Birincisi insanlar gerçekten hayvan ve doğa aşığı. Özellikle İsviçre, Almanya, Hollanda,  İngiltere, … Genel bir hayvan kayıt sistemi var – aldığınız tüm kedi ve köpeklerin çipli olma zorunluluğu var ve bu çip no genel kayıt sistemine dahil ediliyor. Yani sokakta bulunan bir hayvanın çipi okunduğunda tüm bilgileri ve sahibinin adı, telefonu anında herhangi bir veterinerin ulaşımına açık. Bu sayede kayıp köpek olmuyor.

Terk etmenin de cezası çok ağır. Örneğin İsviçre’de kedi ya da köpeği sokağa terk etmenin cezası 20.000 Franktan başlıyor. Herhangi bir şiddet uygularsanız da hapis cezası var. Ama en önemli fark bence insanların kendisinden ve yetiştirdikleri çocuklardan kaynaklanıyor. Avrupa’da hayvanlar, özellikle kedi ve köpekler hemen her evde vardır ve ailenin bir üyesidir. Kimse onları sokağa terk etmeyi düşünmez bile… Köpekten korkan çocuk görmezsiniz. Tam tersi, hepsi hayvan aşığıdır. Okullardaki programlarda da doğa ve hayvan sevgisi her zaman  vurgulanır, zaten eğitimin bir parçasıdır.

Türkiye’de “hayvan hakları” diye bir nosyon var mı? Veya ne kadar var? İnsanların hayvanlara yönelik ne yapmaları, nasıl bir yaklaşımda olmaları gerekiyor?

Türkiye’de hayvan hakları diye bir nosyon maalesef yok. 5199 nolu kanun var ama çok yetersiz. Kaldı ki bu hâli ile bile uygulanmıyor. Hayvan hakları için çabalayan bir avuç insan var. Ancak biz de kendi içimizde yeterince örgütlü değiliz, her zaman egolar ve kişisel istekler ön plana çıkarılıyor. Birlik olunabilse belki ciddi ses getirecek bir hayvan sever kitlesi var ama olmuyor… Bir de klavye başında yorum yapmayı hayvan severlik zanneden bir kesim de var. Halbuki sorun çok büyük ve bu herkesin sorunu, hayvanı sevmese bile, evine almak istemese bile, herkesin bir türlü çözümün bir parçası olması gerekiyor. İşe kendi çevrenizdeki, sokağınızdaki hayvanlara yardım ederek başlayabilirsiniz. Ama bu sadece artık yemek vermek su kabı koymakla da olmuyor bence, o hayvan kısır mı? Nerede nasıl kısırlaştırabiliriz? Aşıları var mı? Düzenli iç dış paraziti yapılıyor mu? İnanın bunların hiçbiri çok maliyetli işler de değil, hatta belediye iyi çalışıyorsa orada da kısırlaştırması ve kuduz aşısı yaptırılabilir. Sonra sürekli kapınızın önündeki hayvanın takibi de önemli, birkaç gün yok olduysa, ne oldu? Kim aldı? gibi soruların sorulması lazım… Bunlar sadece sokakta yaşayanlar. Evinize aldığınız hayvana ise ailenin bir ferdi gibi davranmalısınız ki biz burada çok çok eksiğiz, hala onları MAL olarak görüyoruz…

BRONX – Menemen’de tarlada zincirliyken

BRONX – Zürih Havalimanı’nda yeni ailesi karşılarken

Sizin yurt dışında PIT’i (Pets In Turkey) kurma nedeniniz neydi ve nasıl bir süreç oldu?

PIT 2017 yılında kuruldu. İsviçre’de kurulmuş bu dernek, başta ÇESAL olmak üzere Türkiye’den hayvan kurtarmak ve Avrupa’ya sahiplendirme yapmak, ayrıca buradaki hayvanlara klinik ve kısırlaştırma için bağış toplamak üzere kuruldu. Ben ÇESAL bünyesinde zaten yurtdışı sahiplendirme yapıyordum ama işin boyutu büyüyünce artık orada bir dernek olması gerektiğine karar verdim ve böyle başladı. 2014 yılından beri yüzden fazla köpek Avrupa’ya sahiplendirdik bunun kırk tanesi PIT ile 2017de gerçekleşti. Bu sene de ilk altı ayda 35 köpek oldu. Hepsini kontrat imzalayarak ve ciddi bir filtrelemeden sonra veriyoruz ve takibini de gönüllülerimiz aracılığı ile yapıyoruz.

Bronx – Yeni evinde

Bizlere bir gününüzü anlatır mısınız?

Çok seyahat ettiğim için günler hepsi farklı ama bol patili geçiyor. Alaçatı’daki evde yurtdışı köpeklerine geçici yuvalık yaptığımdan, evde her zaman en az yedi köpek oluyor ve kışın bu sayı on-onikiye kadar çıkıyor. Bu da sabah 06:00 civarı kalkış, onların yemek faslı ardından kimisinin aşısı, kimisinin tedavisi ile uğraşmak demek. Bunun dışında gelen telefonlar, mesajlar, açılacak ilanlar, güncellemeler her günkü rutin, tabii acil vakalar, toplantılar, bağış etkinliklerinin organizasyonları da var…

Size bir seyahat günümü anlatayım mesela –  eğer köpek ya da köpekler İsviçre’ye teslim edilecekse İzmir – Zürih SunExpress uçağı ile uçuyoruz. Bu da sabah 04:00 kalkış, köpeklerin ilacı,…hazırlığı ve 05:00 olmadan yola çıkış demek çünkü uçak 07:30’da. İnince gümrük işlemleri,… Genelde aileler havaalanında bekliyor. Teslimat yapıldıktan sonra benim evime üç saat daha yolum oluyor, Cenevre’ye varışım 15:00 civarı yani 11-12 saatlik bir yolculuk ve ben bunu ayda en az iki kere yapıyorum…

Mutlaka ilginç olaylar yaşıyorsunuzdur. Bizlerle bir tanesini paylaşır mısınız?

Yaşıyoruz evet. Bu kış bizi çok şaşırtan ve duygulandıran Ares oldu. Merkezdeydi. Yavru iken kurtarılmış, kanlı ishal virüsünü yenmiş ancak sağır kalmıştı. Çok da perişan durumdaydı ama biz çiplettik ve İsviçre’de aile bulduk. Gittikten bir müddet sonra oradaki veteriner Ares’in aslında sağır olmadığını bir kulağının pisi otu ile dolu olduğunu ve diğerinde de kayma olduğu tespit etti ve ameliyat etti – Ares artık duyuyor ve çok mutlu:)

ÇESAL ve PIT için bizler ne yapabiliriz?

ÇESAL için her türlü destek çok önemli, mama desteği, klinik için maddi destek, gönüllü desteği, geçici yuvalık gibi…

PIT için ise bir köpeğe sponsor olabilirsiniz, yurtdışı işlemlerinin başlaması için ya da üç ay pansiyonda kalabilmesi için veya gidiş seyahat kutusunu alabilirsiniz, üç ay pansiyonda kalırken mamasına sponsor olabilirsiniz…

Yani istedikten sonra ufak büyük farklı şekillerde destek olunabilir…

Son olarak, hayat bir renk olsaydı, ne renk olurdu?

Mor olurdu herhalde :)

2 Yorum
  1. Cemal Gürsel Kirici
    25 Temmuz 2018 | 08:32

    Çesaldan Köpek evlat edinen bir arkadaşın önerini üzerine ve Sibel Hanımın yönlendirmesiyle Bronx la tanıştık .İlk Köpeğimiz , eşim 11 yıllık bir Hayır dan sonra ( küçük kızım 11 yaşında,büyük kızım ille Köpek isterim ya da bir kardeş deyince mecburen ve iyiki yaptık, çünkü eşim istemiyordu Köpeği ) tamam alalım dedi kendiliğinden. Şimdi Bronx evin sevgilisi- oğluşu- aşkı -kuzusu oldu.Teşekkürler emeği geçen herkese , Biz burada kendi çevremize ısrarla anlatıyoruz Çesalı .Önümüzdeki sene Çeşmeyi Çesalı ziyaret edeceğiz .Kolay gelsin. Sevgiler. Cemal.

  2. Defne Ongun Müminoğlu
    25 Temmuz 2018 | 12:41

    Ne güzel. Bronx çok şanslı gerçekten. Ben de ÇESAL ve PIT için elimden geleni yapacağım. Sevgiler :)

Yorumunuzu Yazın

Patili Dostlarımız

Şanslı bir çocukluk geçirdim. Kedilerimiz, köpeklerimiz, civcivlerimiz, tavşanımız, muhabbet kuşlarımız oldu. Özellikle kedi ve köpeklerimizin her biri bizim hayatımızda önemli izler bıraktı. Ben köpeklerimizin yanından ayrılmayan, adeta onlarla yaşayan bir çocuktum. Bahsettiğim kocaman çoban köpekleri, kurt köpekleri, av köpekleri,…

Ev halkı beni aradığında köpeklerin yuvalarında yerde otururken bulurlardı. Onlarla vakit geçirmek benim için en büyük mutluluktu.

Hastalanıp kucağımda ölen yavru köpeğimizi hiç unutmadım mesela. Hâlâ hatırladıkça gözlerim sulanır. Çok ama çok ağlamıştım.

Veya tüm kış ortada görünmeyip, yazın Tarabya’ya vardığımız anda arabanın motor sesini duyar duymaz ortaya çıkan “Mıgı” hâlâ hatıralarımızda var.

Hiçbir zaman ayırım yapmadım. “Kedici” veya “köpekçi” olmadım yani. Hepsi kendi karakteri çerçevesinde sevgilerini gösteriyorlardı. Bunu kabul etmekse bana düşendi zaten.

İlkokula giderken cebimde bisküviler taşırdım, yolumun üzerindeki bahçeli evde yaşayan kurt köpeği Andy’e vermek için. Sokakta beslediğimiz tekir kedi, sabahları okulun yarı yoluna kadar bana eşilik ederdi.

O nedenle hayvan sevmeyenlere hayret ediyorum. Ne kaçırdıklarını bilmediklerini düşünüyorum. Hele çığırtkan bir tepki verdiklerinde hayretle bakıyorum onlara. Sinirime dokunuyorlar.

Ama onlardan da çok, kedisini, köpeğini terk edenleri anlamıyor, onların duygudan uzak yaratıldıklarına inanıyorum. Vahşi buluyorum bu insanları. Kendi çocuğunu da terk edebilir belki diye düşünüyorum, patili bir bir aile ferdini sokağa bıraktıysa. İçlerinin nasıl el verdiğini anlamlandıramıyorum bile.

Tüm bu hisler hayatımın bir parçasıyken, bu sene ÇESAL (Çeşme Alaçatı Doğa ve Hayvan Severler Derneği)  ile gerçek anlamda tanıştım. O kadar tanıştım ki, 9 Ağustos, Perşembe günü Alaçatı Bazen Atölye‘de yapacağımız ÇILGIN SÖRFÇÜLER kitap etkinliğinde amacımız onlara fayda sağlamak olacak. Çeşme’de olan tüm çocukları bu etkinliğe bekliyoruz. (Detaylarını sosyal medyadan duyuruyor olacağız)

ÇESAL’ın şu anki en büyük hedefi hayvanlar için içinde klinik de olan kapsamlı bir merkez kurmak.

Henüz tanışmamış olanlar için ÇESAL’ı size yönetimden sevgili Sibel Akın anlatsın istedim. Sibel Hanım müthiş işler başarıyor. Onlar harika bir ekip ve sizlerin de onlara destek olacağınıza gönülden inanıyorum.

Sibel Hanım siz kimsiniz? ÇESAL öncesi hayatınız nasıldı?

İstanbul’da doğdum büyüdüm ancak 1995 yılından beri ailemle İsviçre’de yaşıyorum. Amerika’da işletme eğitimi aldım, İsviçre’de de iletişim üzerine master yaptım. Farklı reklam ajanslarında çalıştıktan sonra 2004 yılında kendi marka geliştirme ve iletişim danışmanlığı şirketim olan BrandSens’i kurdum. Eşim, iki oğlum ve üç köpeğimle Cenevre’de yaşıyorum, daha doğrusu yaşıyordum taa ki kendimi sahipsiz / terkedilmiş hayvanları kurtarmaya adayana kadar… ÇESAL’dan önce herkes gibi normal bir hayatım vardı, iş – ev – çocuklar, köpeğimiz Frosty. Benim bu işe gönül vermem 2010 yılında Alaçatı’da yazlık almamız ile başladı, o zamana kadar çok kısa tatil için geldiğimizden fark etmemiştik sokaklardaki her cins ve boy terk edilmiş köpekleri… O yaz önce şok yaşadık sonra gördüğümüz her hayvana yemek ve su taşımaya başladık ve şu anki ikinci köpeğimiz Molly ile karşılaştık, onu sokaktan kurtardık, yurtdışına köpek nasıl götürülür bilgi sahibi olduk ve hikaye böylece başladı…

ÇESAL’ı biraz tanıyalım istiyorum. Nasıl doğdu? Sizin burada üstlendiğiniz görev nedir? Kaç hayvan sizlerin koruması altında? Korunması gereken hayvanları nasıl tespit ediyorsunuz?

ÇESAL 2013 yılında Çeşme’de yaşayan bir grup hayvan sever tarafından kuruldu. Şu an benim görevim öncelikle yurtdışı sahiplendirmeler ve tüm iletişim kaynaklı işler, ama tabii çok az kişi ile götürüldüğü için zamanı geldiğinde her işin ucundan tutmak durumunda kalıyorum.

Şu anda ÇESAL merkezde ikiyüze yakın köpek ve otuza yakın kedimiz var. Bunun dışında otuza yakın hayvan da yurtdışı işlemleri yapılmış halde pansiyon ya da geçici evlerde.

Korunması gereken hayvanları biz tespit pek edemiyoruz zira onlar bizi buluyorJ Öncelikle kazalı ve hastalar, kısırlaşması gereken dişiler, kayıp veya terk olduğu bariz sokakta yaşayamayacak cins ev hayvanları, Çeşme Barınağına bırakılmış cins hayvanlar, hastalar ya da yavrular, hepsi ile ilgilenmeye çalışıyoruz. Bize gelen ihbarlarla ya da bizim tespitlerimizle hayvanları alıyoruz.

Ildırı'da zor bir hâlde iken

HEKTOR – Ildırı’da zor bir hâlde iken

HEKTOR – Bern’de yeni evinde

Neden Çeşme ve Alaçatı?

Biz yönetimdeki arkadaşların kimisi yaz/kış, kimisi ağırlıklı yazının burada oturuyor. Dolayısıyla hepimiz burada buluşuyoruz. Çeşme Bodrum gibi yazlık yerlerin sembolik bir önemi de var çünkü “yaz başı alınıp yaz sonu terk edilen köpek” diye bir alışkanlık var maalesef bu ülkede. Onca farkındalık çalışmasına rağmen insanlar hâlâ çocukları oyalansın diye pet shoplardan yavru cins köpekleri alıp, yaz sonu kışlığa götürmemek için ya sokağa ya barınağa terk ediyorlar ya da en iyi ihtimal bir fabrika bahçesinde sönüp gidiyor o zavallı hayvan… Goldenlar başta olmak üzere her boy ve cins bulmanız mümkün…

Türkiye’de kedilerin, köpeklerin sokakta var olmasına alışığız ama Avrupa veya Amerika’da sokakta hayvan neredeyse hiç görmeyiz. Bu fark neden kaynaklanıyor?

Amerika’da da durum pek parlak değil. Sokaklarda terk edilmiş hayvanlar var aslında ama toplayıp barınaklara kapatıyorlar ve bir müddet sonra da maalesef uyutuluyor bu hayvanlar. Ama Avrupa bu konuda çok daha medeni. Birincisi insanlar gerçekten hayvan ve doğa aşığı. Özellikle İsviçre, Almanya, Hollanda,  İngiltere, … Genel bir hayvan kayıt sistemi var – aldığınız tüm kedi ve köpeklerin çipli olma zorunluluğu var ve bu çip no genel kayıt sistemine dahil ediliyor. Yani sokakta bulunan bir hayvanın çipi okunduğunda tüm bilgileri ve sahibinin adı, telefonu anında herhangi bir veterinerin ulaşımına açık. Bu sayede kayıp köpek olmuyor.

Terk etmenin de cezası çok ağır. Örneğin İsviçre’de kedi ya da köpeği sokağa terk etmenin cezası 20.000 Franktan başlıyor. Herhangi bir şiddet uygularsanız da hapis cezası var. Ama en önemli fark bence insanların kendisinden ve yetiştirdikleri çocuklardan kaynaklanıyor. Avrupa’da hayvanlar, özellikle kedi ve köpekler hemen her evde vardır ve ailenin bir üyesidir. Kimse onları sokağa terk etmeyi düşünmez bile… Köpekten korkan çocuk görmezsiniz. Tam tersi, hepsi hayvan aşığıdır. Okullardaki programlarda da doğa ve hayvan sevgisi her zaman  vurgulanır, zaten eğitimin bir parçasıdır.

Türkiye’de “hayvan hakları” diye bir nosyon var mı? Veya ne kadar var? İnsanların hayvanlara yönelik ne yapmaları, nasıl bir yaklaşımda olmaları gerekiyor?

Türkiye’de hayvan hakları diye bir nosyon maalesef yok. 5199 nolu kanun var ama çok yetersiz. Kaldı ki bu hâli ile bile uygulanmıyor. Hayvan hakları için çabalayan bir avuç insan var. Ancak biz de kendi içimizde yeterince örgütlü değiliz, her zaman egolar ve kişisel istekler ön plana çıkarılıyor. Birlik olunabilse belki ciddi ses getirecek bir hayvan sever kitlesi var ama olmuyor… Bir de klavye başında yorum yapmayı hayvan severlik zanneden bir kesim de var. Halbuki sorun çok büyük ve bu herkesin sorunu, hayvanı sevmese bile, evine almak istemese bile, herkesin bir türlü çözümün bir parçası olması gerekiyor. İşe kendi çevrenizdeki, sokağınızdaki hayvanlara yardım ederek başlayabilirsiniz. Ama bu sadece artık yemek vermek su kabı koymakla da olmuyor bence, o hayvan kısır mı? Nerede nasıl kısırlaştırabiliriz? Aşıları var mı? Düzenli iç dış paraziti yapılıyor mu? İnanın bunların hiçbiri çok maliyetli işler de değil, hatta belediye iyi çalışıyorsa orada da kısırlaştırması ve kuduz aşısı yaptırılabilir. Sonra sürekli kapınızın önündeki hayvanın takibi de önemli, birkaç gün yok olduysa, ne oldu? Kim aldı? gibi soruların sorulması lazım… Bunlar sadece sokakta yaşayanlar. Evinize aldığınız hayvana ise ailenin bir ferdi gibi davranmalısınız ki biz burada çok çok eksiğiz, hala onları MAL olarak görüyoruz…

BRONX – Menemen’de tarlada zincirliyken

BRONX – Zürih Havalimanı’nda yeni ailesi karşılarken

Sizin yurt dışında PIT’i (Pets In Turkey) kurma nedeniniz neydi ve nasıl bir süreç oldu?

PIT 2017 yılında kuruldu. İsviçre’de kurulmuş bu dernek, başta ÇESAL olmak üzere Türkiye’den hayvan kurtarmak ve Avrupa’ya sahiplendirme yapmak, ayrıca buradaki hayvanlara klinik ve kısırlaştırma için bağış toplamak üzere kuruldu. Ben ÇESAL bünyesinde zaten yurtdışı sahiplendirme yapıyordum ama işin boyutu büyüyünce artık orada bir dernek olması gerektiğine karar verdim ve böyle başladı. 2014 yılından beri yüzden fazla köpek Avrupa’ya sahiplendirdik bunun kırk tanesi PIT ile 2017de gerçekleşti. Bu sene de ilk altı ayda 35 köpek oldu. Hepsini kontrat imzalayarak ve ciddi bir filtrelemeden sonra veriyoruz ve takibini de gönüllülerimiz aracılığı ile yapıyoruz.

Bronx – Yeni evinde

Bizlere bir gününüzü anlatır mısınız?

Çok seyahat ettiğim için günler hepsi farklı ama bol patili geçiyor. Alaçatı’daki evde yurtdışı köpeklerine geçici yuvalık yaptığımdan, evde her zaman en az yedi köpek oluyor ve kışın bu sayı on-onikiye kadar çıkıyor. Bu da sabah 06:00 civarı kalkış, onların yemek faslı ardından kimisinin aşısı, kimisinin tedavisi ile uğraşmak demek. Bunun dışında gelen telefonlar, mesajlar, açılacak ilanlar, güncellemeler her günkü rutin, tabii acil vakalar, toplantılar, bağış etkinliklerinin organizasyonları da var…

Size bir seyahat günümü anlatayım mesela –  eğer köpek ya da köpekler İsviçre’ye teslim edilecekse İzmir – Zürih SunExpress uçağı ile uçuyoruz. Bu da sabah 04:00 kalkış, köpeklerin ilacı,…hazırlığı ve 05:00 olmadan yola çıkış demek çünkü uçak 07:30’da. İnince gümrük işlemleri,… Genelde aileler havaalanında bekliyor. Teslimat yapıldıktan sonra benim evime üç saat daha yolum oluyor, Cenevre’ye varışım 15:00 civarı yani 11-12 saatlik bir yolculuk ve ben bunu ayda en az iki kere yapıyorum…

Mutlaka ilginç olaylar yaşıyorsunuzdur. Bizlerle bir tanesini paylaşır mısınız?

Yaşıyoruz evet. Bu kış bizi çok şaşırtan ve duygulandıran Ares oldu. Merkezdeydi. Yavru iken kurtarılmış, kanlı ishal virüsünü yenmiş ancak sağır kalmıştı. Çok da perişan durumdaydı ama biz çiplettik ve İsviçre’de aile bulduk. Gittikten bir müddet sonra oradaki veteriner Ares’in aslında sağır olmadığını bir kulağının pisi otu ile dolu olduğunu ve diğerinde de kayma olduğu tespit etti ve ameliyat etti – Ares artık duyuyor ve çok mutlu:)

ÇESAL ve PIT için bizler ne yapabiliriz?

ÇESAL için her türlü destek çok önemli, mama desteği, klinik için maddi destek, gönüllü desteği, geçici yuvalık gibi…

PIT için ise bir köpeğe sponsor olabilirsiniz, yurtdışı işlemlerinin başlaması için ya da üç ay pansiyonda kalabilmesi için veya gidiş seyahat kutusunu alabilirsiniz, üç ay pansiyonda kalırken mamasına sponsor olabilirsiniz…

Yani istedikten sonra ufak büyük farklı şekillerde destek olunabilir…

Son olarak, hayat bir renk olsaydı, ne renk olurdu?

Mor olurdu herhalde :)

2 Yorum
  1. Cemal Gürsel Kirici
    25 Temmuz 2018 | 08:32

    Çesaldan Köpek evlat edinen bir arkadaşın önerini üzerine ve Sibel Hanımın yönlendirmesiyle Bronx la tanıştık .İlk Köpeğimiz , eşim 11 yıllık bir Hayır dan sonra ( küçük kızım 11 yaşında,büyük kızım ille Köpek isterim ya da bir kardeş deyince mecburen ve iyiki yaptık, çünkü eşim istemiyordu Köpeği ) tamam alalım dedi kendiliğinden. Şimdi Bronx evin sevgilisi- oğluşu- aşkı -kuzusu oldu.Teşekkürler emeği geçen herkese , Biz burada kendi çevremize ısrarla anlatıyoruz Çesalı .Önümüzdeki sene Çeşmeyi Çesalı ziyaret edeceğiz .Kolay gelsin. Sevgiler. Cemal.

  2. Defne Ongun Müminoğlu
    25 Temmuz 2018 | 12:41

    Ne güzel. Bronx çok şanslı gerçekten. Ben de ÇESAL ve PIT için elimden geleni yapacağım. Sevgiler :)

Yorumunuzu Yazın