Paylaşmayı Öğrenmek

Yapılan araştırmalar paylaşmanın aslında insanın doğasında olmadığını, sosyal anlamda “öğretilen” bir şey olduğunu belirtir. Öncelikle biz ebeveynler çocuklarımıza paylaşmanın “güzel” bir şey olduğunu öğretmeye çabalarız.

Hatta onları zorladığımız anlar da olur. Onlar içinse eşyaları son derece kıymetlidir. “Senin oyuncağın benim oyuncağım. Benim oyuncağım yine benim oyuncağım” felsefesini benimsemiş çocuklara aksini anlatabilmek zor ve zaman isteyen bir çalışma sevgili dostlar.

Bu sadece çocuklar için böyle değil tabii. Bazen büyükler de paylaşmaktan çok haz etmiyorlar. Buna en güzel örnek – eğer seyrediyorsanız – Friends dizisinin bir bölümündeydi.


Gruptaki en çocuk kalmış karakteri canlandıran Joey’nin vazgeçemediği iki şeyden biri kızlar, ikincisiyse yemektir. Meşhur kız tavlama anlarından birinde, potansiyel kız arkadaş hayatının hatasını yaparak, Joey’nin kendisi için sipariş ettiği yemeğin tadına bakmak ister. Birkaç manevradan sonra başarılı olamayıp yemeğini kaptıran Joey, iyice sinirlenerek, “JOEY YEMEĞİNİ PAYLAŞMAZ!” diye bağırır ve tabii bu da ilişkinin sonu demek olur :)

Bizim ailede kıyafetler elden ele dolaşırdı. Anneannem anneme, annemden bizlere; büyük teyzem adaş kuzenim Defne’ye, ondan ablama ve en nihayetinde bana ulaşırdı elde ne varsa. Biz böyle elden ele dolaştırmaya çok alışık olduğumuz için hâlâ kullanmadığımız kıyafetlerimizi verecek uygun kişiler ararız. Kimisi almak istemez kullanılmış kıyafeti ya, (gerçi şimdi ikinci el mağazaları bile var) işte biz onlardan değiliz. Alışığız elden ele dolaştırmaya.

Bu da bir paylaşım yöntemi aslında ve çocuklarımıza öğretilmesi gereken bir davranış şekli. Şimdi ailemizin en küçüğü Maya’nın kuzeni Ceylin olduğu için, Maya her küçülen eşyasını Ceylin’e ayırıyor gururla. Çünkü bu Maya’nın büyüdüğünün bir göstergesi ve ailede artık en küçük o değil diye pek bir mutlu :)

Çok uzattım ama aslında gelmek istediğim nokta biraz bilgi aktarmak, herkesin işine yarar düşüncesiyle.

Artık kullanmadığım ve ailede de kimsenin ilgi göstermediği (İş tersine döndü, şimdi ben anneme ya da ablama verebiliyorum kullanmadıklarımı, hatta bazılarını babam bile kullanıyor!!! Nasıl olur demeyin oluyor, kocaman hırkalar falan tam ona göre) kıyafetleri toparlayıp Acil İhtiyaç Projesi Vakfı‘na gönderiyorum normalde. Onlar kıyafetleri ülkenin çeşitli illerinde ihtiyaçlı olanlara ulaştırıyorlar. Tabii sadece kıyafet değil, her türlü malzeme için gerekli ulaşımı gerçekleştiriyorlar. www.aipvakfi.org

Ancak bir grup eşyam var ki, inancım, bu vakıf aracılığıyla ulaştırılan kişilerin pek de işine yaramayacağı yönünde. Neler mi? Mesela tayyörler, eşimin takım elbiseleri, şık elbiseler, vs. Yani zamanında iş hayatımızda kullanmış olduğumuz, ancak senelerdir dolap bekleyen, öte yandan gayet iyi durumda olan kıyafetler. Hani insanın pek de kıyamadığı, kimselere vermeye elinin gitmediği eşyalardan bahsediyorum. Öte yandan eşyalar belli ki kullanılmıyor ve kullanılmayacak. Boşu boşuna dolapları doldurmaya devam edecek. Acaba nereye yollasam, kime versem diye düşünürken imdadıma İpekciğim yetişti. Onun sayesinde Marmara Üniversitesi‘nin dükkânından haberdar oldum.


Marmara Üniversitesi’nde yaklaşık 51,000 adet öğrenci varmış. Bu öğrencilerin büyük çoğunluğunun maddi imkânı çok iyi değilmiş. Bu nedenle destek amaçlı bir mağaza açmışlar okulun içerisinde. Bu mağazada ev eşyasından, kıyafete kadar her türlü bağışlanmış ürün satışta. Satışta derken fiyatlar 1.5 ile 5 TL arasında! Yani amaç alınan malın karşılığında bir ödeme yapılmış olması ki ben bunu çok mantıklı buldum.

Burada yine öğrenciler çalışıyor, maaş alıyorlar. Örneğin dersleri öğledensonra olan bir öğrenci sabah 09:00-12:00 arasında mağazada çalışıyor, ardından derslerine giriyor, hem de para kazanmış oluyor.

Eve çıkanlar için ev eşyası lazım oluyor, iş görüşmelerine gidecekler için takım elbise ya da güzel bir etek gerekebiliyor.

Gelen mallar elden geçiriliyor. Özellikle kıyafetlerde bazen kişiler ellerinde kullanılmayan ne varsa yolluyormuş. Bunlardan bazıları pek iyi durumda olmuyormuş. Onları ayıklıyorlar ve Darülaceze’ye yolluyorlar. Yani her türlü değerlenmiş oluyor eşyalar.

Kimler eşya yolluyor/getiriyor diye merak ettim. Gönüllü derneklerden, üniversite personelinden, öğretim görevlilerinden ve bizim gibi dışarıdan kişilerden eşya geliyormuş.

Sevgili eşimle topladık kullanmadığımız cicilerimizi, Marmara Üniversitesi’ne haber verdik (Tel: 0216-3383869 Dahili 148) Resmi araçla geldiler, kapımızdan aldılar. Avrupa yakasındakiler için haftada bir gün (Çarşamba) alım yapılabiliyor ancak Asya tarafı için çok daha hızlılar.

Hem eşyalarımızın başkalarının işine yaramasından, hem doğru bir adrese yollamış olmaktan ötürü mutlu olduk. Üstüne üstlük dolaplarımız hafifledi, gereksiz eşyalardan kurtulmuş olduk.

Siz de hafiflemeye ne dersiniz? Bahar da geldi zaten…

İlk yorumu siz yapın :).

Yorumunuzu Yazın

Paylaşmayı Öğrenmek

Yapılan araştırmalar paylaşmanın aslında insanın doğasında olmadığını, sosyal anlamda “öğretilen” bir şey olduğunu belirtir. Öncelikle biz ebeveynler çocuklarımıza paylaşmanın “güzel” bir şey olduğunu öğretmeye çabalarız.

Hatta onları zorladığımız anlar da olur. Onlar içinse eşyaları son derece kıymetlidir. “Senin oyuncağın benim oyuncağım. Benim oyuncağım yine benim oyuncağım” felsefesini benimsemiş çocuklara aksini anlatabilmek zor ve zaman isteyen bir çalışma sevgili dostlar.

Bu sadece çocuklar için böyle değil tabii. Bazen büyükler de paylaşmaktan çok haz etmiyorlar. Buna en güzel örnek – eğer seyrediyorsanız – Friends dizisinin bir bölümündeydi.


Gruptaki en çocuk kalmış karakteri canlandıran Joey’nin vazgeçemediği iki şeyden biri kızlar, ikincisiyse yemektir. Meşhur kız tavlama anlarından birinde, potansiyel kız arkadaş hayatının hatasını yaparak, Joey’nin kendisi için sipariş ettiği yemeğin tadına bakmak ister. Birkaç manevradan sonra başarılı olamayıp yemeğini kaptıran Joey, iyice sinirlenerek, “JOEY YEMEĞİNİ PAYLAŞMAZ!” diye bağırır ve tabii bu da ilişkinin sonu demek olur :)

Bizim ailede kıyafetler elden ele dolaşırdı. Anneannem anneme, annemden bizlere; büyük teyzem adaş kuzenim Defne’ye, ondan ablama ve en nihayetinde bana ulaşırdı elde ne varsa. Biz böyle elden ele dolaştırmaya çok alışık olduğumuz için hâlâ kullanmadığımız kıyafetlerimizi verecek uygun kişiler ararız. Kimisi almak istemez kullanılmış kıyafeti ya, (gerçi şimdi ikinci el mağazaları bile var) işte biz onlardan değiliz. Alışığız elden ele dolaştırmaya.

Bu da bir paylaşım yöntemi aslında ve çocuklarımıza öğretilmesi gereken bir davranış şekli. Şimdi ailemizin en küçüğü Maya’nın kuzeni Ceylin olduğu için, Maya her küçülen eşyasını Ceylin’e ayırıyor gururla. Çünkü bu Maya’nın büyüdüğünün bir göstergesi ve ailede artık en küçük o değil diye pek bir mutlu :)

Çok uzattım ama aslında gelmek istediğim nokta biraz bilgi aktarmak, herkesin işine yarar düşüncesiyle.

Artık kullanmadığım ve ailede de kimsenin ilgi göstermediği (İş tersine döndü, şimdi ben anneme ya da ablama verebiliyorum kullanmadıklarımı, hatta bazılarını babam bile kullanıyor!!! Nasıl olur demeyin oluyor, kocaman hırkalar falan tam ona göre) kıyafetleri toparlayıp Acil İhtiyaç Projesi Vakfı‘na gönderiyorum normalde. Onlar kıyafetleri ülkenin çeşitli illerinde ihtiyaçlı olanlara ulaştırıyorlar. Tabii sadece kıyafet değil, her türlü malzeme için gerekli ulaşımı gerçekleştiriyorlar. www.aipvakfi.org

Ancak bir grup eşyam var ki, inancım, bu vakıf aracılığıyla ulaştırılan kişilerin pek de işine yaramayacağı yönünde. Neler mi? Mesela tayyörler, eşimin takım elbiseleri, şık elbiseler, vs. Yani zamanında iş hayatımızda kullanmış olduğumuz, ancak senelerdir dolap bekleyen, öte yandan gayet iyi durumda olan kıyafetler. Hani insanın pek de kıyamadığı, kimselere vermeye elinin gitmediği eşyalardan bahsediyorum. Öte yandan eşyalar belli ki kullanılmıyor ve kullanılmayacak. Boşu boşuna dolapları doldurmaya devam edecek. Acaba nereye yollasam, kime versem diye düşünürken imdadıma İpekciğim yetişti. Onun sayesinde Marmara Üniversitesi‘nin dükkânından haberdar oldum.


Marmara Üniversitesi’nde yaklaşık 51,000 adet öğrenci varmış. Bu öğrencilerin büyük çoğunluğunun maddi imkânı çok iyi değilmiş. Bu nedenle destek amaçlı bir mağaza açmışlar okulun içerisinde. Bu mağazada ev eşyasından, kıyafete kadar her türlü bağışlanmış ürün satışta. Satışta derken fiyatlar 1.5 ile 5 TL arasında! Yani amaç alınan malın karşılığında bir ödeme yapılmış olması ki ben bunu çok mantıklı buldum.

Burada yine öğrenciler çalışıyor, maaş alıyorlar. Örneğin dersleri öğledensonra olan bir öğrenci sabah 09:00-12:00 arasında mağazada çalışıyor, ardından derslerine giriyor, hem de para kazanmış oluyor.

Eve çıkanlar için ev eşyası lazım oluyor, iş görüşmelerine gidecekler için takım elbise ya da güzel bir etek gerekebiliyor.

Gelen mallar elden geçiriliyor. Özellikle kıyafetlerde bazen kişiler ellerinde kullanılmayan ne varsa yolluyormuş. Bunlardan bazıları pek iyi durumda olmuyormuş. Onları ayıklıyorlar ve Darülaceze’ye yolluyorlar. Yani her türlü değerlenmiş oluyor eşyalar.

Kimler eşya yolluyor/getiriyor diye merak ettim. Gönüllü derneklerden, üniversite personelinden, öğretim görevlilerinden ve bizim gibi dışarıdan kişilerden eşya geliyormuş.

Sevgili eşimle topladık kullanmadığımız cicilerimizi, Marmara Üniversitesi’ne haber verdik (Tel: 0216-3383869 Dahili 148) Resmi araçla geldiler, kapımızdan aldılar. Avrupa yakasındakiler için haftada bir gün (Çarşamba) alım yapılabiliyor ancak Asya tarafı için çok daha hızlılar.

Hem eşyalarımızın başkalarının işine yaramasından, hem doğru bir adrese yollamış olmaktan ötürü mutlu olduk. Üstüne üstlük dolaplarımız hafifledi, gereksiz eşyalardan kurtulmuş olduk.

Siz de hafiflemeye ne dersiniz? Bahar da geldi zaten…

İlk yorumu siz yapın :).

Yorumunuzu Yazın