Renkli Çakıl Taşları

Geçenlerde çok sevdiğim, genç bir yakınım akşamın ilerleyen saatlerinde beni aradı. Sesinde bir heyecan, bir çaresizlik… Hoşbeşden sonra, bekliyorum acaba asıl paylaşmak istediği nedir diye.

“Defne Abla, bizim okulun dergisine ‘Kişisel Gelişim’ hakkında bir yazı yazmam gerekiyor. Ama ne yazacağımı bir türlü bilmiyorum. N’olur aklınıza gelen şeyleri bana mail olarak atar mısınız?”

Yüzümde bir gülümseme belirdi. Ben de o yaşlardayken(ahhh ah gençlik, buu huuuuu),bu tarz alışılmışın dışında projeler ya da talepler hem beni çok heyecanlandırır, hem de panik olmama sebep olurdu. Kendi varlığımı bir şekilde gösterebileceğim, düşüncelerimi paylaşabileceğim, insanların dinleyeceği bir ortam ya da okuyacağı bir yazı hem müthiş bir heyecan kaynağı, hem de karın ağrısı olarak bende barınırdı.

Aradan seneler geçince insan bir şekilde, herhalde birikimler de arttığı için, konuları daha rahatlıkla irdeleyip, ifade edebiliyor.

Kişisel gelişim…

Nedir gerçekten? Ne kadar geniş bir konu değil mi? Tek cümle ile özetlemek mümkün değil.

Kişisel gelişim aslında bebeklikten başlayan ve son nefesle ancak tamamlanan bir şey.

Minicik bir bebeğin ilk birkaç senesindeki gelişimi daha fazla fiziksel boyutta olsa da, tabii ki iletişimi de hızlı bir şekilde gelişmekte. Ancak özellikle daha ilerleyen yaşlarda, öncelikle ebeveynlerin katkısıyla edinilen tecrübelerin her biri, iyi ya da kötü, minik çakıl taşları gibi bardağı doldurmaya başlıyor.

Okul hayatı, sosyal çevre, sunulan imkânlar, kişinin yaşadığı şehir ve ülke, karakterinin kendine has olmasıyla yönlendiği ilgi alanları ve daha burada sayamadığım pek çok unsur aslında kişisel gelişimin bir parçası.

Benim en çok ilgimi çeken ise burada hobilerin yeri. Neden mi? Çünkü hobiler insanın kendisinin bilinçli olarak yönlendiği konular. Diğerleri genelde ya kontrolümüz dışında olan etkenler, ya da farkında dahi olmadığımız bir süreçte elde edilenler.

Hobiler ise her şekle bürünebilir, herkes tarafından elde edilebilir, yaratıcılığı zorlar, kişinin gelişimine maksimumda katkı sağlar, zor zamanlarda imdada yetişir, mutlu olduğunuzda paylaşılarak çoğalır, başkalarını da mutlu eder. Onlar bana göre bardaktaki renkli çakıl taşları.

Belki meraklı bir tip olmam, belki yenilikleri denemeye pek bir hevesli olmam, belki de macera arayışım, çeşit çeşit kurslara katılmama neden oldu. Makyaj mı istersiniz, hem yurtiçi hem yurtdışı eğitimler aldım. Yemek pişirmek? Bayılırım ders almaya. Zaten üniversitede başlayan turizm ve otel yöneticiliği aşkım, mutfakta ve barda tecrübelerimle pekişince önüme gelen kursa katıldım diyebilirim. Şarap tadımı ve kursu mu var? Koluma bir arkadaşımı takmışım, ben oradayım. Her yere de birilerini sürüklemezsem olmazzzzz…
Dans? Evet evet bayılırım dans etmeye. Hele de Latin olursa. Mundo Latino severek dans dersleri aldığım bir yerdi mesela. Önce kendi başıma, sonra sevgili eşimin katılımıyla.
Tatile gittiğim mekanda sanat atölyesi mi var? Onu da deneyelim. Peçete kullanarak gayet basit bir teknikle yaptığım resim, şu an ailemizin yazlık evinde asılı durumda.

Başka?

Suda jimnastik? Evet evet spora mutlaka eklenmesi lazım.

Ve son aşkım. Flower designing. Sevgili Sezen’in atölyesinde, onunla baş başa yaptığımız çalışmalar sadece gözüme değil, ruhuma da hitap ediyordu. Adeta bir terapi kıvamında. Hâlâ da devam etmeye çalışıyoruz, zor ayarlansak da :)

Şimdi bunları okuduğunuzda bana iki farklı yorumda bulunabilirsiniz.

Birincisi doyumsuz ya da maymun iştahlı.

İkincisi çok yönlü, denemeye açık.

İlkini diyorsanız seyrek görüşelim lütfen :)) Şaka şaka…

Sözlükte “hobi” kelimesinin karşısında “görev ve meslek dışında severek yapılan, dinlendirici, oyalayıcı uğraş” diye yazıyor.

Benim de bugüne kadar yaptıklarım, gerçekten meslek edinmeyi düşünmeden, ilgimi çeken konularla tanışmış olmayı ve kendime standart hayatımdan bir paydos verip, bambaşka bir ortamda bulunabilmeyi hedefliyordu.

Etrafıma baktığımda kişilerin hobi ve meslek kelimelerini karıştırdığını düşünüyorum. Bu belki her kişinin hayalinin kendini çok çok mutlu hissettiği bir işinin olması. İşe giderken mutluluktan uçması, hatta yolda “canım işim, canım işim” diye şarkı söylemesi.

Size acı bir haber vereyim: bu sadece bir HAYAL!

Hemen bir açıklama getirmek isterim bu yorumuma, insan sevdiği işi yapabilir ama o yine de iştir ve beraberinde pek çok sorumluluk getirir. Kendi işinizse 24 saat aklınızdadır. Kâr etmeniz gerekir, elemanlarınıza karşı sorumluluklarınız vardır, müşterilerinize karşı daha da büyük sorumluluklarınız vardır. Başarılı olmak elzemdir. Rekabet ortamında benzerleriniz arasından sıyrılmanız gerekir. Ve bunu her gün yapmanız gerekir. Vazgeçemezsiniz, bırakamazsınız.

Bir müessesede çalışıyorsanız eğer, bu sefer oranın kurallarına uymak gerekir. Maaşınız bellidir. Yine müşterilerinizi ve bu sefer patronunuzu da mutlu etmeniz gerekir. İş arkadaşlarınızla iyi geçinmek çok önemlidir. Çalışma ortamına ve saatlerine mutlaka uymanız gerekir.

Gerekir de gerekir…

Bilmem anlatabiliyor muyum? (Bu cümleyi hafif Doğu şivesi ile söyleyince komik oluyor… Deneyin…)

Halbuki hobiler öyle mi? Para kazanma ya da kazandırma derdi olmayınca, nasıl da keyifli bir hâl alıyor yapılan çalışmalar.

Ancak bizde kopyacılık maksimumda. Başka hiçbir ülkede belki bu kadar çok yoktur. Herşeyi taklit ediyoruz. Zaten en güzel taklit çantalar da Türkiye’de yapılıyor. Sadece bu bile bir gösterge.

Birisi bir konuda başarılı mı? Hemen “Aman canım ne var ki, ben de yaparım. Zaten çiçekleri de ucuza alıyorlar. İki ders alsan hemen kendi kontaktlarını kullanıp organizasyonlara çiçek tasarlayabilirsin.”

Kardeşim, o kişi bunu meslek edinene kadar neler yaşamış? Ne eğitimler, ne tecrübeler, ne fedakârlıklar, nasıl bir yatırım, neler neler. Ne olur benim yaptığım çalışma sadece bir hobi olarak kalsa? Kime, ne zararı var?

Yapılan işe saygı duymaktan çok, küçümseyip, sonra da aynısını yapmaya çalışıyoruz toplum olarak. Sen de farklı bir şey yap. Olmaz mı? Ama öylesi zor. Yapılanı kopya etmek çok daha kolay.

Milletimin hobisi yok bu nedenle. Çünkü hobileri mesleğe çevirmeye çalışma derdinden kimse yaptığından hoşlanmıyor ki… Bir telaş, bir acele. Kopyalamaya çalışıyoruz her beğendiğimizi, sonra da ondan para kazanmaya çalışıp, tüm güzelliğini, tüm saflığını yok ediyoruz.

Öncelikle hobi edinmeyi öğrenmemiz lazım. İşte kişisel gelişim ancak bu şekilde renklenecek. Her bir hobi farklı bir renk katıyor bize. Ve biz çok renkli, çok keyifli, paylaşabilecek konusu fazlasıyla olan, hayattan zevk alabilen insanlar haline geliyoruz. Yaşımız ilerleyip, iş hayatından elimizi ayağımızı çektiğimiz dönemde de hobilerimiz imdadımıza yetişiyor, bir yaşam şekli olarak karşımıza çıkıyor.

Zamanında denizciliğe merak sarmış bir kişi, yelkenlisi ile dünyayı dolaşabiliyor. Çiçek işine kendini vermiş bir diğeri, bahçesini kendi donatıyor rengârenk çiçeklerle. Onların nasıl yetiştirildiğini torununa gösterebiliyor, paylaşabiliyor.

Seçilerek edinilmiş her bir deneyim, insanı daha kuvvetli kılıyor, geliştiriyor, taşlar üst üste ekleniyor.

İşte kişisel gelişim bu bence. Her yerden edinilen tecrübeler, bilgi akışı. Ama en önemlisi hobilerimiz ve onların bize en başta manevi anlamda kattıkları.

Mutluluğu başkalarının yaptıklarında değil de kendi yapabildiklerimizde bulduğumuzda, daha renkli kişiler olacağımız kesin. Sırf bu sebepten belki de okullarda “hobi edinmek” başlıklı bir ders olmalı ki bizim bızdıklar hobi edinmenin önemini tecrübe ederek öğrensinler. Malum herşeyi okullardan bekliyoruz ya… Bizlerden hayır yok, bunu da okullar versin çocuğa… (Çok manidar oldu ama bu da başka bir yazının konusu sevgili Dostlar)

Hepinize kucak dolusu renkli çakıl taşları…

İşte kişisel gelişim bu bence. Her yerden edinilen tecrübeler, bilgi akışı. Ama en önemlisi hobilerimiz ve onların bize en başta manevi anlamda kattıkları.

Mutluluğu başkalarının yaptıklarında değil de kendi yapabildiklerimizde bulduğumuzda, daha renkli kişiler olacağımız kesin. Sırf bu sebepten belki de okullarda “hobi edinmek” başlıklı bir ders olmalı ki bizim bızdıklar hobi edinmenin önemini tecrübe ederek öğrensinler. Malum herşeyi okullardan bekliyoruz ya… Bizlerden hayır yok, bunu da okullar versin çocuğa… (Çok manidar oldu ama bu da başka bir yazının konusu sevgili Dostlar)

Hepinize kucak dolusu renkli çakıl taşları…

İşte kişisel gelişim bu bence. Her yerden edinilen tecrübeler, bilgi akışı.Ama en önemlisi hobilerimiz ve onların bize en başta manevi anlamda kattıkları.

Mutluluğu başkalarının yaptıklarında değil de kendi yapabildiklerimizde bulduğumuzda, daha renkli kişiler olacağımız kesin. Sırf bu sebepten belki de okullarda “hobi edinmek” başlıklı bir ders olmalı ki bizim bızdıklar hobi edinmenin önemini tecrübe ederek öğrensinler. Malum herşeyi okullardan bekliyoruz ya… Bizlerden hayır yok, bunu da okullar versin çocuğa… (Çok manidar oldu ama bu da başka bir yazının konusu sevgili Dostlar)

Hepinize kucak dolusu renkli çakıl taşları…

2 Yorum
  1. Anonymous
    5 Mart 2010 | 16:22

    Evime döner dönmez ilk işim tiryakisi olduğum yazılarına bakmak oldu. Ve – sıcak bir günde buzz gibi bir bardak bira içercesine kaçırdıklarımı okudum. Ne de güzel yazıyorsun. Kimi zaman gülümseten, kimi zaman insanın gözlerinin dolmasına yol açan yazılar…Bunu başarabilmek, inan bana, hiç de kolay bir şey değildir.
    Hele de ‘Analı Kızlı’…
    Ana kız ilişkisi bu kadar mı güzel anlatılır.
    Çok duygulandım çok…
    Ellerine, yüreğine sağlık canım benim.

    Eski Toprak

  2. Anonymous
    5 Mart 2010 | 18:57

    Ne de doğru yazmışsın.
    Şu kadarını söyleyeyim ki, uygar ülke insanlarının mutlaka hobileri, hayatlarına renk katan ilgi alanları var. Bizdeyse bunu yapabilenler, daha doğrusu hobilerin ne anlama geldiğini bilenler şaşılacak kadar az. Ama olacak, bir gün o da olacak…
    Sense, sevgili hocanın dediği gibi ışıklı yolunda yürümeye devam…
    Bella'nın arkadaşı…

Yorumunuzu Yazın

Renkli Çakıl Taşları

Geçenlerde çok sevdiğim, genç bir yakınım akşamın ilerleyen saatlerinde beni aradı. Sesinde bir heyecan, bir çaresizlik… Hoşbeşden sonra, bekliyorum acaba asıl paylaşmak istediği nedir diye.

“Defne Abla, bizim okulun dergisine ‘Kişisel Gelişim’ hakkında bir yazı yazmam gerekiyor. Ama ne yazacağımı bir türlü bilmiyorum. N’olur aklınıza gelen şeyleri bana mail olarak atar mısınız?”

Yüzümde bir gülümseme belirdi. Ben de o yaşlardayken(ahhh ah gençlik, buu huuuuu),bu tarz alışılmışın dışında projeler ya da talepler hem beni çok heyecanlandırır, hem de panik olmama sebep olurdu. Kendi varlığımı bir şekilde gösterebileceğim, düşüncelerimi paylaşabileceğim, insanların dinleyeceği bir ortam ya da okuyacağı bir yazı hem müthiş bir heyecan kaynağı, hem de karın ağrısı olarak bende barınırdı.

Aradan seneler geçince insan bir şekilde, herhalde birikimler de arttığı için, konuları daha rahatlıkla irdeleyip, ifade edebiliyor.

Kişisel gelişim…

Nedir gerçekten? Ne kadar geniş bir konu değil mi? Tek cümle ile özetlemek mümkün değil.

Kişisel gelişim aslında bebeklikten başlayan ve son nefesle ancak tamamlanan bir şey.

Minicik bir bebeğin ilk birkaç senesindeki gelişimi daha fazla fiziksel boyutta olsa da, tabii ki iletişimi de hızlı bir şekilde gelişmekte. Ancak özellikle daha ilerleyen yaşlarda, öncelikle ebeveynlerin katkısıyla edinilen tecrübelerin her biri, iyi ya da kötü, minik çakıl taşları gibi bardağı doldurmaya başlıyor.

Okul hayatı, sosyal çevre, sunulan imkânlar, kişinin yaşadığı şehir ve ülke, karakterinin kendine has olmasıyla yönlendiği ilgi alanları ve daha burada sayamadığım pek çok unsur aslında kişisel gelişimin bir parçası.

Benim en çok ilgimi çeken ise burada hobilerin yeri. Neden mi? Çünkü hobiler insanın kendisinin bilinçli olarak yönlendiği konular. Diğerleri genelde ya kontrolümüz dışında olan etkenler, ya da farkında dahi olmadığımız bir süreçte elde edilenler.

Hobiler ise her şekle bürünebilir, herkes tarafından elde edilebilir, yaratıcılığı zorlar, kişinin gelişimine maksimumda katkı sağlar, zor zamanlarda imdada yetişir, mutlu olduğunuzda paylaşılarak çoğalır, başkalarını da mutlu eder. Onlar bana göre bardaktaki renkli çakıl taşları.

Belki meraklı bir tip olmam, belki yenilikleri denemeye pek bir hevesli olmam, belki de macera arayışım, çeşit çeşit kurslara katılmama neden oldu. Makyaj mı istersiniz, hem yurtiçi hem yurtdışı eğitimler aldım. Yemek pişirmek? Bayılırım ders almaya. Zaten üniversitede başlayan turizm ve otel yöneticiliği aşkım, mutfakta ve barda tecrübelerimle pekişince önüme gelen kursa katıldım diyebilirim. Şarap tadımı ve kursu mu var? Koluma bir arkadaşımı takmışım, ben oradayım. Her yere de birilerini sürüklemezsem olmazzzzz…
Dans? Evet evet bayılırım dans etmeye. Hele de Latin olursa. Mundo Latino severek dans dersleri aldığım bir yerdi mesela. Önce kendi başıma, sonra sevgili eşimin katılımıyla.
Tatile gittiğim mekanda sanat atölyesi mi var? Onu da deneyelim. Peçete kullanarak gayet basit bir teknikle yaptığım resim, şu an ailemizin yazlık evinde asılı durumda.

Başka?

Suda jimnastik? Evet evet spora mutlaka eklenmesi lazım.

Ve son aşkım. Flower designing. Sevgili Sezen’in atölyesinde, onunla baş başa yaptığımız çalışmalar sadece gözüme değil, ruhuma da hitap ediyordu. Adeta bir terapi kıvamında. Hâlâ da devam etmeye çalışıyoruz, zor ayarlansak da :)

Şimdi bunları okuduğunuzda bana iki farklı yorumda bulunabilirsiniz.

Birincisi doyumsuz ya da maymun iştahlı.

İkincisi çok yönlü, denemeye açık.

İlkini diyorsanız seyrek görüşelim lütfen :)) Şaka şaka…

Sözlükte “hobi” kelimesinin karşısında “görev ve meslek dışında severek yapılan, dinlendirici, oyalayıcı uğraş” diye yazıyor.

Benim de bugüne kadar yaptıklarım, gerçekten meslek edinmeyi düşünmeden, ilgimi çeken konularla tanışmış olmayı ve kendime standart hayatımdan bir paydos verip, bambaşka bir ortamda bulunabilmeyi hedefliyordu.

Etrafıma baktığımda kişilerin hobi ve meslek kelimelerini karıştırdığını düşünüyorum. Bu belki her kişinin hayalinin kendini çok çok mutlu hissettiği bir işinin olması. İşe giderken mutluluktan uçması, hatta yolda “canım işim, canım işim” diye şarkı söylemesi.

Size acı bir haber vereyim: bu sadece bir HAYAL!

Hemen bir açıklama getirmek isterim bu yorumuma, insan sevdiği işi yapabilir ama o yine de iştir ve beraberinde pek çok sorumluluk getirir. Kendi işinizse 24 saat aklınızdadır. Kâr etmeniz gerekir, elemanlarınıza karşı sorumluluklarınız vardır, müşterilerinize karşı daha da büyük sorumluluklarınız vardır. Başarılı olmak elzemdir. Rekabet ortamında benzerleriniz arasından sıyrılmanız gerekir. Ve bunu her gün yapmanız gerekir. Vazgeçemezsiniz, bırakamazsınız.

Bir müessesede çalışıyorsanız eğer, bu sefer oranın kurallarına uymak gerekir. Maaşınız bellidir. Yine müşterilerinizi ve bu sefer patronunuzu da mutlu etmeniz gerekir. İş arkadaşlarınızla iyi geçinmek çok önemlidir. Çalışma ortamına ve saatlerine mutlaka uymanız gerekir.

Gerekir de gerekir…

Bilmem anlatabiliyor muyum? (Bu cümleyi hafif Doğu şivesi ile söyleyince komik oluyor… Deneyin…)

Halbuki hobiler öyle mi? Para kazanma ya da kazandırma derdi olmayınca, nasıl da keyifli bir hâl alıyor yapılan çalışmalar.

Ancak bizde kopyacılık maksimumda. Başka hiçbir ülkede belki bu kadar çok yoktur. Herşeyi taklit ediyoruz. Zaten en güzel taklit çantalar da Türkiye’de yapılıyor. Sadece bu bile bir gösterge.

Birisi bir konuda başarılı mı? Hemen “Aman canım ne var ki, ben de yaparım. Zaten çiçekleri de ucuza alıyorlar. İki ders alsan hemen kendi kontaktlarını kullanıp organizasyonlara çiçek tasarlayabilirsin.”

Kardeşim, o kişi bunu meslek edinene kadar neler yaşamış? Ne eğitimler, ne tecrübeler, ne fedakârlıklar, nasıl bir yatırım, neler neler. Ne olur benim yaptığım çalışma sadece bir hobi olarak kalsa? Kime, ne zararı var?

Yapılan işe saygı duymaktan çok, küçümseyip, sonra da aynısını yapmaya çalışıyoruz toplum olarak. Sen de farklı bir şey yap. Olmaz mı? Ama öylesi zor. Yapılanı kopya etmek çok daha kolay.

Milletimin hobisi yok bu nedenle. Çünkü hobileri mesleğe çevirmeye çalışma derdinden kimse yaptığından hoşlanmıyor ki… Bir telaş, bir acele. Kopyalamaya çalışıyoruz her beğendiğimizi, sonra da ondan para kazanmaya çalışıp, tüm güzelliğini, tüm saflığını yok ediyoruz.

Öncelikle hobi edinmeyi öğrenmemiz lazım. İşte kişisel gelişim ancak bu şekilde renklenecek. Her bir hobi farklı bir renk katıyor bize. Ve biz çok renkli, çok keyifli, paylaşabilecek konusu fazlasıyla olan, hayattan zevk alabilen insanlar haline geliyoruz. Yaşımız ilerleyip, iş hayatından elimizi ayağımızı çektiğimiz dönemde de hobilerimiz imdadımıza yetişiyor, bir yaşam şekli olarak karşımıza çıkıyor.

Zamanında denizciliğe merak sarmış bir kişi, yelkenlisi ile dünyayı dolaşabiliyor. Çiçek işine kendini vermiş bir diğeri, bahçesini kendi donatıyor rengârenk çiçeklerle. Onların nasıl yetiştirildiğini torununa gösterebiliyor, paylaşabiliyor.

Seçilerek edinilmiş her bir deneyim, insanı daha kuvvetli kılıyor, geliştiriyor, taşlar üst üste ekleniyor.

İşte kişisel gelişim bu bence. Her yerden edinilen tecrübeler, bilgi akışı. Ama en önemlisi hobilerimiz ve onların bize en başta manevi anlamda kattıkları.

Mutluluğu başkalarının yaptıklarında değil de kendi yapabildiklerimizde bulduğumuzda, daha renkli kişiler olacağımız kesin. Sırf bu sebepten belki de okullarda “hobi edinmek” başlıklı bir ders olmalı ki bizim bızdıklar hobi edinmenin önemini tecrübe ederek öğrensinler. Malum herşeyi okullardan bekliyoruz ya… Bizlerden hayır yok, bunu da okullar versin çocuğa… (Çok manidar oldu ama bu da başka bir yazının konusu sevgili Dostlar)

Hepinize kucak dolusu renkli çakıl taşları…

İşte kişisel gelişim bu bence. Her yerden edinilen tecrübeler, bilgi akışı. Ama en önemlisi hobilerimiz ve onların bize en başta manevi anlamda kattıkları.

Mutluluğu başkalarının yaptıklarında değil de kendi yapabildiklerimizde bulduğumuzda, daha renkli kişiler olacağımız kesin. Sırf bu sebepten belki de okullarda “hobi edinmek” başlıklı bir ders olmalı ki bizim bızdıklar hobi edinmenin önemini tecrübe ederek öğrensinler. Malum herşeyi okullardan bekliyoruz ya… Bizlerden hayır yok, bunu da okullar versin çocuğa… (Çok manidar oldu ama bu da başka bir yazının konusu sevgili Dostlar)

Hepinize kucak dolusu renkli çakıl taşları…

İşte kişisel gelişim bu bence. Her yerden edinilen tecrübeler, bilgi akışı.Ama en önemlisi hobilerimiz ve onların bize en başta manevi anlamda kattıkları.

Mutluluğu başkalarının yaptıklarında değil de kendi yapabildiklerimizde bulduğumuzda, daha renkli kişiler olacağımız kesin. Sırf bu sebepten belki de okullarda “hobi edinmek” başlıklı bir ders olmalı ki bizim bızdıklar hobi edinmenin önemini tecrübe ederek öğrensinler. Malum herşeyi okullardan bekliyoruz ya… Bizlerden hayır yok, bunu da okullar versin çocuğa… (Çok manidar oldu ama bu da başka bir yazının konusu sevgili Dostlar)

Hepinize kucak dolusu renkli çakıl taşları…

2 Yorum
  1. Anonymous
    5 Mart 2010 | 16:22

    Evime döner dönmez ilk işim tiryakisi olduğum yazılarına bakmak oldu. Ve – sıcak bir günde buzz gibi bir bardak bira içercesine kaçırdıklarımı okudum. Ne de güzel yazıyorsun. Kimi zaman gülümseten, kimi zaman insanın gözlerinin dolmasına yol açan yazılar…Bunu başarabilmek, inan bana, hiç de kolay bir şey değildir.
    Hele de ‘Analı Kızlı’…
    Ana kız ilişkisi bu kadar mı güzel anlatılır.
    Çok duygulandım çok…
    Ellerine, yüreğine sağlık canım benim.

    Eski Toprak

  2. Anonymous
    5 Mart 2010 | 18:57

    Ne de doğru yazmışsın.
    Şu kadarını söyleyeyim ki, uygar ülke insanlarının mutlaka hobileri, hayatlarına renk katan ilgi alanları var. Bizdeyse bunu yapabilenler, daha doğrusu hobilerin ne anlama geldiğini bilenler şaşılacak kadar az. Ama olacak, bir gün o da olacak…
    Sense, sevgili hocanın dediği gibi ışıklı yolunda yürümeye devam…
    Bella'nın arkadaşı…

Yorumunuzu Yazın