Sanat, Müzik ve Ragu

Spagetti bolonez!

Sakın Bologna’da “Bu sos sizden çıkmış,” deyip makarnanızı bu şekilde sipariş etmeyin!

Onun adı “Ragu alla bolognese”, “Ragu bolognese” veya sadece “ragu”. Yanlış olmasın :)

26-29 Mart 2018 tarihlerinde gerçekleşen “Bologna Children’s Book Fair” (Bologna Çocuk Kitapları Fuarı) de ziyaretçi olarak yer almak büyük mutluluktu. Benim gibi pek çok yazar, çizer, editör, yayınevi yetkilileri, ajanslar oradaydı. Kimisi yeni işbirlikleri için oradaydı, kimi lisans hakkı almak için, benim gibilerse ilham almak, bilgilenmek, kitap kokusunu doya doya içine çekmek için oradaydı.

Nefis mutfağı ve Orta Çağ mimari örnekleriyle bezenmiş birbirinden güzel sokakları ile başlı başına bir sanat harikası olan bu “kızıl” şehirde her sokak kitap kokuyor, her yerden müzik sesleri geliyor. Şehir “kızıl” sıfatını sadece kırmızı renkli tuğlalarından değil, aynı zamanda politik olarak sol eğilimli bir şehir olmasından da alıyor. 1088 senesinde kurulan Bologna Üniversitesi Avrupa’nın en eskisi. Dante, Erasmus ve Kopernik’in bu üniversiteden mezun olması şehrin sanatsal mirası hakkında bizlere bir fikir verebilir.

Her sene gerçekleşen Bologna Çocuk Kitapları Fuarı ise temelde resimli kitap üzerine yoğunlaşıyor.

Şehir derli toplu ve ufak olunca ulaşım da bir o kadar kolay.

Gündüz ayaklarınız fuarı arşınlamaktan halsiz düşse de, akşam sokaklar sizi çağırıyor. Meydanda bir café de oturup kahvenizi yudumlarken, çeşitli sokak çalgıcılarının eşsiz melodilerini dinliyorsunuz.

Ardından ara sokaklarda küçücük bir kitabevinde dünyaca tanınmış bir çizerin imza saatine denk gelip, her ne kadar “imza” densede, başlı başına bir sanat eseri olan çizimini hayranlıkla izliyorsunuz.

Herkes belli ki ya kitapla, ya resimle ilgili. Boşuna orada değiller. Yapılan çalışmalara sonsuz saygıları var.

Fuarda geri dönersek, bu sene konular dünyamızın sorunlarını, umutlarımızı, dünyada olması gereken nitelikleri içermekteydi.

Göç, savaş, farklılıklara saygı, insan hakları, kadınların yükselmek için gösterdikleri uğraşların vurgulanması, aile ilişkileri gibi konular ön plana çıkmıştı.

Pek çok konuşmacı misafir vardı. İlgi alanım çerçevesinde hepsine yetişmeye çalıştım.

Sanal dünyada da neler olduğunu takip etmeye gayret ediyorum. Çünkü her ne kadar kitap okumak söz konusu olduğunda tercihim basılı mecra olsa da, sanal dünyayı görmemezlikten gelemeyeceğimizi düşünüyorum. Yeni nesiller bunun içine doğuyor çünkü. Evde, okullarda tabletler sık sık kullanılıyor. Eğitici olanları eğlence ile birleştirdiğinizde zararlı değil yararlı hale gelebiliyorlar.

Bu konuyla ilgili, konu başlığı “İngiltere’deki çocuklara kitabı nasıl daha da sevdirebiliriz/okutabiliriz” olan panelde, bir çalışma dikkatimi çekti. Konuşmacılardan biri bir okulda yapılan projeden bahsetti. Burada çocuklardan bir araştırma yapmaları isteniliyor. Bu araştırmayı yaparken sorulara tabletlerden ulaşacak, değerlendirmeleri yine tabletlerinde yapacaklar. Sunum da bu araç ile olacak. ANCAK, cevapları ancak belirli bir kitabı okudularsa bulabilecekler. Bu çocuklar için çok yönlü ve eğlenceli bir çalışma olmuş.

Yani tabletleri yem olarak sunup kitabı okutmuşlar. Hâlimiz maalesef böyle ama bu da bir çözümdür hiç değilse…

Fuarda farklı dallarda ödül alan kitaplar vardı.

Sessiz kitaplar hâlâ ülkemizde çok yaygın değilse de aslında yaratıcılığı çok besliyor bence. Bizde “Bu kitaba para mı verilir?! İçinde hiç yazı yok!” diyenleri duyuyorum. Maalesef henüz beynimizin sınırlarını esnetmeyi öğrenemedik. Öğrenemeyince yeni nesillere biz nasıl öğreteceğiz? Biraz yolumuz uzun sanki…

Fuarın konuklarından biri de meşhur “Diary of a Wimpy Kid”in yazarı Jeff Kinney idi. Kendisini dinleme şansım oldu.  Diary of a Wimpy Kid, 56 dile çevrilmiş ve 140 ülkede satışı yapılıyor. Yepyeni bir dil ise Napolitan idi. Yapılan basın toplantısında yazar ve çevirmen bir arada soruları yanıtladılar.


Jeff Kinney, ilk kitabı aslında yetişkinler için yazmak istediğini, ancak çizimlerinin türünden ötürü yayınevinin onu çocuk kitapları yazmaya yönlendirdiğinden bahsetti. Başka tarz bir şey çizip çizmek istemediği hakkındaki soruya ise, “Şu an güvenli sulardayım. Daha bir sure burada kalırım herhalde,” diye cevap verdi. İlham kaynağının temelde kendi çocukluğu olduğunu vurgulayan Kinney, onun için en büyük mutluluğun kitabını okuyan çocukların gerideki yetişkin sesi duymamaları olduğunu belirtti.

Fuarın bu seneki onur konuğu Çin idi. Çin için ayrılmış özel bölümde pek çok güzel kitap vardı. Yapılan açıklamalarda artık Çinli yazarların ve çizerlerin çok daha evrensel konulara değindiği, çizimlerin çok daha uluslararası standartlarda, yüksek kalitede olduğu idi.

Kısacası Bologna’da dolu dolu üç gün geçirdim. Şehirde salına salına dolaşmaktan tutun, fuarda koşturmaya kadar. Bir dahaki sene belki de sizlerle Bologna’da buluşur kahvemizi yudumlarız :)

İlk yorumu siz yapın :).

Yorumunuzu Yazın

Sanat, Müzik ve Ragu

Spagetti bolonez!

Sakın Bologna’da “Bu sos sizden çıkmış,” deyip makarnanızı bu şekilde sipariş etmeyin!

Onun adı “Ragu alla bolognese”, “Ragu bolognese” veya sadece “ragu”. Yanlış olmasın :)

26-29 Mart 2018 tarihlerinde gerçekleşen “Bologna Children’s Book Fair” (Bologna Çocuk Kitapları Fuarı) de ziyaretçi olarak yer almak büyük mutluluktu. Benim gibi pek çok yazar, çizer, editör, yayınevi yetkilileri, ajanslar oradaydı. Kimisi yeni işbirlikleri için oradaydı, kimi lisans hakkı almak için, benim gibilerse ilham almak, bilgilenmek, kitap kokusunu doya doya içine çekmek için oradaydı.

Nefis mutfağı ve Orta Çağ mimari örnekleriyle bezenmiş birbirinden güzel sokakları ile başlı başına bir sanat harikası olan bu “kızıl” şehirde her sokak kitap kokuyor, her yerden müzik sesleri geliyor. Şehir “kızıl” sıfatını sadece kırmızı renkli tuğlalarından değil, aynı zamanda politik olarak sol eğilimli bir şehir olmasından da alıyor. 1088 senesinde kurulan Bologna Üniversitesi Avrupa’nın en eskisi. Dante, Erasmus ve Kopernik’in bu üniversiteden mezun olması şehrin sanatsal mirası hakkında bizlere bir fikir verebilir.

Her sene gerçekleşen Bologna Çocuk Kitapları Fuarı ise temelde resimli kitap üzerine yoğunlaşıyor.

Şehir derli toplu ve ufak olunca ulaşım da bir o kadar kolay.

Gündüz ayaklarınız fuarı arşınlamaktan halsiz düşse de, akşam sokaklar sizi çağırıyor. Meydanda bir café de oturup kahvenizi yudumlarken, çeşitli sokak çalgıcılarının eşsiz melodilerini dinliyorsunuz.

Ardından ara sokaklarda küçücük bir kitabevinde dünyaca tanınmış bir çizerin imza saatine denk gelip, her ne kadar “imza” densede, başlı başına bir sanat eseri olan çizimini hayranlıkla izliyorsunuz.

Herkes belli ki ya kitapla, ya resimle ilgili. Boşuna orada değiller. Yapılan çalışmalara sonsuz saygıları var.

Fuarda geri dönersek, bu sene konular dünyamızın sorunlarını, umutlarımızı, dünyada olması gereken nitelikleri içermekteydi.

Göç, savaş, farklılıklara saygı, insan hakları, kadınların yükselmek için gösterdikleri uğraşların vurgulanması, aile ilişkileri gibi konular ön plana çıkmıştı.

Pek çok konuşmacı misafir vardı. İlgi alanım çerçevesinde hepsine yetişmeye çalıştım.

Sanal dünyada da neler olduğunu takip etmeye gayret ediyorum. Çünkü her ne kadar kitap okumak söz konusu olduğunda tercihim basılı mecra olsa da, sanal dünyayı görmemezlikten gelemeyeceğimizi düşünüyorum. Yeni nesiller bunun içine doğuyor çünkü. Evde, okullarda tabletler sık sık kullanılıyor. Eğitici olanları eğlence ile birleştirdiğinizde zararlı değil yararlı hale gelebiliyorlar.

Bu konuyla ilgili, konu başlığı “İngiltere’deki çocuklara kitabı nasıl daha da sevdirebiliriz/okutabiliriz” olan panelde, bir çalışma dikkatimi çekti. Konuşmacılardan biri bir okulda yapılan projeden bahsetti. Burada çocuklardan bir araştırma yapmaları isteniliyor. Bu araştırmayı yaparken sorulara tabletlerden ulaşacak, değerlendirmeleri yine tabletlerinde yapacaklar. Sunum da bu araç ile olacak. ANCAK, cevapları ancak belirli bir kitabı okudularsa bulabilecekler. Bu çocuklar için çok yönlü ve eğlenceli bir çalışma olmuş.

Yani tabletleri yem olarak sunup kitabı okutmuşlar. Hâlimiz maalesef böyle ama bu da bir çözümdür hiç değilse…

Fuarda farklı dallarda ödül alan kitaplar vardı.

Sessiz kitaplar hâlâ ülkemizde çok yaygın değilse de aslında yaratıcılığı çok besliyor bence. Bizde “Bu kitaba para mı verilir?! İçinde hiç yazı yok!” diyenleri duyuyorum. Maalesef henüz beynimizin sınırlarını esnetmeyi öğrenemedik. Öğrenemeyince yeni nesillere biz nasıl öğreteceğiz? Biraz yolumuz uzun sanki…

Fuarın konuklarından biri de meşhur “Diary of a Wimpy Kid”in yazarı Jeff Kinney idi. Kendisini dinleme şansım oldu.  Diary of a Wimpy Kid, 56 dile çevrilmiş ve 140 ülkede satışı yapılıyor. Yepyeni bir dil ise Napolitan idi. Yapılan basın toplantısında yazar ve çevirmen bir arada soruları yanıtladılar.


Jeff Kinney, ilk kitabı aslında yetişkinler için yazmak istediğini, ancak çizimlerinin türünden ötürü yayınevinin onu çocuk kitapları yazmaya yönlendirdiğinden bahsetti. Başka tarz bir şey çizip çizmek istemediği hakkındaki soruya ise, “Şu an güvenli sulardayım. Daha bir sure burada kalırım herhalde,” diye cevap verdi. İlham kaynağının temelde kendi çocukluğu olduğunu vurgulayan Kinney, onun için en büyük mutluluğun kitabını okuyan çocukların gerideki yetişkin sesi duymamaları olduğunu belirtti.

Fuarın bu seneki onur konuğu Çin idi. Çin için ayrılmış özel bölümde pek çok güzel kitap vardı. Yapılan açıklamalarda artık Çinli yazarların ve çizerlerin çok daha evrensel konulara değindiği, çizimlerin çok daha uluslararası standartlarda, yüksek kalitede olduğu idi.

Kısacası Bologna’da dolu dolu üç gün geçirdim. Şehirde salına salına dolaşmaktan tutun, fuarda koşturmaya kadar. Bir dahaki sene belki de sizlerle Bologna’da buluşur kahvemizi yudumlarız :)

İlk yorumu siz yapın :).

Yorumunuzu Yazın