Sevgiden Doğan Güç : Annelik

thb_eskikafali_06may10

Anneler günü ilk nasıl başladı hiç merak ettiniz mi? Ben biraz araştırdım. Aslında ilk ufukta görünüşü oldukça eskilere, Yunan mitolojisinde tanrıların annesi Rhea için düzenlenen bahar bayramına uzanıyor.

Ancak bizim anladığımız anlamda anneler gününü ilk defa Amerikalı öğretmen Anna Javis başlatmış. Kendisinin çok düşkün olduğu ve son zamanlarında hasta olan annesinin ölümü ile çok sarsılan Javis, tüm anneler için özel bir kutlama, bir anlamda yaptıkları için teşekkür edilebilecek bir gün olması gerektiğini düşünmüş.

Gerekli finansal destek sağlanınca ilk anneler günü 10 Mayıs 1908’de bir kilisede 407 çocuk ve ailesinin katılımıyla gerçekleşmiş.

Ardından Anna Jarvis bu günü Amerikan senatosunda onaylatmak istemiş. Çok başarılı bir kampanyanın ardından 8 Mayıs 1914’te senato anneler gününü her senenin ikinci Pazar günü olarak kabul etmiş.

Gerçi sonraki dönemde bu özel ve anlamlı günün bir ticari unsur olarak ele alınması Javis’i çok mutsuz etmiş.

Türkiye’de ise anneler günü Türk Kadınlar Birliği’nin girişimi ve önerisi ile 1955 yılından itibaren kutlanmaya başlamış.

Kısa bir tarihçeden sonra, zamanımıza dönmekte fayda var diye düşünüyorum :)

Kızımız doğduktan kısa bir süre sonra, sevgili eşim bana ne hissettiğimi sormaya başladı. Yani bir anne olarak hayatımda, hislerimde neler değişmişti. Dünyaya getirdiğim bu minik varlık benim hangi duygulara kucak açmamı sağlıyordu?

Onun bu soruları bana sorduğu zaman henüz çok ama çok taze bir anne olduğum için cevap veremiyordum. Cevap veremediğim için de kendimi kötü hissediyordum.

“Ben bu kadar mı ruhsuz bir anneyim?”

“Hayatım da hiç mi değişiklik olmadı ki ben hislerimi anlatamıyorum?”

“Yoksa bir şey hissetmiyor muyum? Olamaz!!! Yoksa ben histen yoksun, donuk bir anne mi olacağım? Zavallı yavrucak…”

tarzı düşünceler peşi sıra aklımdan geçiyordu.

Bilmiyordum ki bu kadar taze olan bir konuda, hislerim de tarif edilemeyecek kadar yeni ve minikti.

Kızım doğar doğmaz filmlerde olduğu gibi gözlerimden yaşlar akıp, o bahsi geçen annelik içgüdüsü ile duygusal bir an yaşamamıştım. Evet gözlerimden yaşlar akıyordu ve evet müthiş duygusal bir an yaşıyordum ama bunun en önemli sebebi tam otuziki saat karnımdan çıkartmaya çalıştığım kızıcığımın sağ salim kucağımda olması ve benim acılarımın nihayet sonlanmış olmasıydı.

İlk ayların minimum iletişim ile geçtiğini hatırlıyorum. Yani benim anladığım anlamda iletişim:  yani konuşarak, yani anlatarak, yani gülümseyerek. Onun yerine bol ağlama (hem Maya, hem ben), bol acı (hem Maya, hem ben), bol uykusuzluk (hem Maya, hem ben), bol emzirme ve  bol bez değiştirme ile dolu günler yaşayan bir kişi annelik hissini nasıl tarif edebilir? Etse de pek de olumlu şeyler anlatmaz muhtemelen…

Fakat dört sene sonra tekrar bu soruyu düşündüğümde söyleyecek o kadar çok şeyim, kelimelere dökebileceğim o kadar çok hissim var ki…

Sevgili kayınvalidem ben hamileyken bana “Huzurlu son aylarını yaşıyorsun, kıymetini bil. Bebeğin doğduğu andan itibaren, kocaman bir insan olana kadar ve hatta sonrasında da aklın hep onda olacak.” demişti. O kadar haklıymış ki…

Eminim pek çok anne kendi çocukları adına hemfikir olacaktır benimle. Maya’ya duyduğum sevgi başka hiçbir sevgiye benzemiyor. Eşime olan aşkımdan üstün değil ama farklı, çünkü içerisinde koruma isteğini ve acıma hissini de barındırıyor. Benim için kızım saflığın ve doğallığın temsilcisi. Olduğu gibi. Düz, net, saf.

İnsanoğlu hep böyle kalsa diye düşünmeden edemiyorum. Hangi aşamada bu saflık, bu iyi niyet, bu netlik yok olmaya başlıyor diye sorup duruyorum kendime.

Arkadaşlıkta da netliği, düzlüğü, sadeliği seven bir insan olarak, kızımın ileride bu özelliklerini yitirmemesini diliyorum sürekli. Ama kuvvetli de olsun, ama tehlikeyi algılayabilsin, asla altta kalmasın, kendini ezdirmesin,… Aklını ve zekâsını aynı anda kullanabilsin… O kadar çok dileğim var ki onun için…

Bir anne olmak ne kadar çok duyguyu barındırıyormuş içerisinde.  Adeta bir gökkuşağı, mavi de var pembe de, yeşil de var sarı da,…

İnsanın kendini sonsuz yorgun hissettiği bir anda  minicik kollarıyla boynunuza sarılan bir çocuğun inanılmaz iyileştirici etkisini hissetmeyen anne var mıdır? Ya da kendi ellerinizle sağlığı için onu hemşirelerin  iğneleriyle delik deşik edeceği kliniğe götürmenize rağmen, yine de gözyaşlarını sizin kollarınızda akıtan, yine de annesine sığınmak isteyen bir yavrucuğun o gözyaşlarının kalbinize aktığını hissetmez misiniz?

Annelik nasıl bir güçtür ki bir ufacık öpücük tüm yaraları iyileştirir?

Annelik nasıl bir güçtür ki hayatta korkuların yenilebilmesi için ufacık bir destek vermesi yeterlidir?

Annelik nasıl bir güçtür ki adeta büyüdükçe ona olan ihtiyacımız artar?

Tüm güçlü, sevgi dolu, üretken, yapıcı annelerin anneler günü kutlu olsun!

İlk yorumu siz yapın :).

Yorumunuzu Yazın

Sevgiden Doğan Güç : Annelik

thb_eskikafali_06may10

Anneler günü ilk nasıl başladı hiç merak ettiniz mi? Ben biraz araştırdım. Aslında ilk ufukta görünüşü oldukça eskilere, Yunan mitolojisinde tanrıların annesi Rhea için düzenlenen bahar bayramına uzanıyor.

Ancak bizim anladığımız anlamda anneler gününü ilk defa Amerikalı öğretmen Anna Javis başlatmış. Kendisinin çok düşkün olduğu ve son zamanlarında hasta olan annesinin ölümü ile çok sarsılan Javis, tüm anneler için özel bir kutlama, bir anlamda yaptıkları için teşekkür edilebilecek bir gün olması gerektiğini düşünmüş.

Gerekli finansal destek sağlanınca ilk anneler günü 10 Mayıs 1908’de bir kilisede 407 çocuk ve ailesinin katılımıyla gerçekleşmiş.

Ardından Anna Jarvis bu günü Amerikan senatosunda onaylatmak istemiş. Çok başarılı bir kampanyanın ardından 8 Mayıs 1914’te senato anneler gününü her senenin ikinci Pazar günü olarak kabul etmiş.

Gerçi sonraki dönemde bu özel ve anlamlı günün bir ticari unsur olarak ele alınması Javis’i çok mutsuz etmiş.

Türkiye’de ise anneler günü Türk Kadınlar Birliği’nin girişimi ve önerisi ile 1955 yılından itibaren kutlanmaya başlamış.

Kısa bir tarihçeden sonra, zamanımıza dönmekte fayda var diye düşünüyorum :)

Kızımız doğduktan kısa bir süre sonra, sevgili eşim bana ne hissettiğimi sormaya başladı. Yani bir anne olarak hayatımda, hislerimde neler değişmişti. Dünyaya getirdiğim bu minik varlık benim hangi duygulara kucak açmamı sağlıyordu?

Onun bu soruları bana sorduğu zaman henüz çok ama çok taze bir anne olduğum için cevap veremiyordum. Cevap veremediğim için de kendimi kötü hissediyordum.

“Ben bu kadar mı ruhsuz bir anneyim?”

“Hayatım da hiç mi değişiklik olmadı ki ben hislerimi anlatamıyorum?”

“Yoksa bir şey hissetmiyor muyum? Olamaz!!! Yoksa ben histen yoksun, donuk bir anne mi olacağım? Zavallı yavrucak…”

tarzı düşünceler peşi sıra aklımdan geçiyordu.

Bilmiyordum ki bu kadar taze olan bir konuda, hislerim de tarif edilemeyecek kadar yeni ve minikti.

Kızım doğar doğmaz filmlerde olduğu gibi gözlerimden yaşlar akıp, o bahsi geçen annelik içgüdüsü ile duygusal bir an yaşamamıştım. Evet gözlerimden yaşlar akıyordu ve evet müthiş duygusal bir an yaşıyordum ama bunun en önemli sebebi tam otuziki saat karnımdan çıkartmaya çalıştığım kızıcığımın sağ salim kucağımda olması ve benim acılarımın nihayet sonlanmış olmasıydı.

İlk ayların minimum iletişim ile geçtiğini hatırlıyorum. Yani benim anladığım anlamda iletişim:  yani konuşarak, yani anlatarak, yani gülümseyerek. Onun yerine bol ağlama (hem Maya, hem ben), bol acı (hem Maya, hem ben), bol uykusuzluk (hem Maya, hem ben), bol emzirme ve  bol bez değiştirme ile dolu günler yaşayan bir kişi annelik hissini nasıl tarif edebilir? Etse de pek de olumlu şeyler anlatmaz muhtemelen…

Fakat dört sene sonra tekrar bu soruyu düşündüğümde söyleyecek o kadar çok şeyim, kelimelere dökebileceğim o kadar çok hissim var ki…

Sevgili kayınvalidem ben hamileyken bana “Huzurlu son aylarını yaşıyorsun, kıymetini bil. Bebeğin doğduğu andan itibaren, kocaman bir insan olana kadar ve hatta sonrasında da aklın hep onda olacak.” demişti. O kadar haklıymış ki…

Eminim pek çok anne kendi çocukları adına hemfikir olacaktır benimle. Maya’ya duyduğum sevgi başka hiçbir sevgiye benzemiyor. Eşime olan aşkımdan üstün değil ama farklı, çünkü içerisinde koruma isteğini ve acıma hissini de barındırıyor. Benim için kızım saflığın ve doğallığın temsilcisi. Olduğu gibi. Düz, net, saf.

İnsanoğlu hep böyle kalsa diye düşünmeden edemiyorum. Hangi aşamada bu saflık, bu iyi niyet, bu netlik yok olmaya başlıyor diye sorup duruyorum kendime.

Arkadaşlıkta da netliği, düzlüğü, sadeliği seven bir insan olarak, kızımın ileride bu özelliklerini yitirmemesini diliyorum sürekli. Ama kuvvetli de olsun, ama tehlikeyi algılayabilsin, asla altta kalmasın, kendini ezdirmesin,… Aklını ve zekâsını aynı anda kullanabilsin… O kadar çok dileğim var ki onun için…

Bir anne olmak ne kadar çok duyguyu barındırıyormuş içerisinde.  Adeta bir gökkuşağı, mavi de var pembe de, yeşil de var sarı da,…

İnsanın kendini sonsuz yorgun hissettiği bir anda  minicik kollarıyla boynunuza sarılan bir çocuğun inanılmaz iyileştirici etkisini hissetmeyen anne var mıdır? Ya da kendi ellerinizle sağlığı için onu hemşirelerin  iğneleriyle delik deşik edeceği kliniğe götürmenize rağmen, yine de gözyaşlarını sizin kollarınızda akıtan, yine de annesine sığınmak isteyen bir yavrucuğun o gözyaşlarının kalbinize aktığını hissetmez misiniz?

Annelik nasıl bir güçtür ki bir ufacık öpücük tüm yaraları iyileştirir?

Annelik nasıl bir güçtür ki hayatta korkuların yenilebilmesi için ufacık bir destek vermesi yeterlidir?

Annelik nasıl bir güçtür ki adeta büyüdükçe ona olan ihtiyacımız artar?

Tüm güçlü, sevgi dolu, üretken, yapıcı annelerin anneler günü kutlu olsun!

İlk yorumu siz yapın :).

Yorumunuzu Yazın