Sihirli 40 Hafta

thumb_sihirli30hafta_001

Hamilelik dönemim çok şükür sorunsuz geçmişti. Öyle beni kısıtlayacak mide bulantıları olmamış, olan mide yanmaları ya da yorgunlukların da üstesinden gelmiştim zaten. İşimi hamileliğimden ötürü aksatmamış, tam tersine dört elle sarılmıştım, zira insan boş kalınca kendini dinlemeye başlıyor. Öyle aş ermelerim de olmamıştı. Hiç gecenin bir vakti eşimi “Bana acil erik lazım, yoksa uyuyamayacağım!” diye alışverişe yollamamıştım.

Hep aklımda normal doğum vardı. Alternatifini düşünmedim bile. Benim için sezeryan ancak mecbur kalınırsa olabilecek bir “ameliyattı” ve ben de mecbur kalmayacağımı düşünüyordum.

Hamile yogası, hamile jimnastiği falan hepsini yaptım, kitapları hatmettim. Başıma neler geleceğini bir bir öğrendim.

Yediğime, içtiğime çok ama çok dikkat ettim. Sigaralı ortamlardan uzak durdum (o zamanlar iç mekânlarda sigara içiliyordu).

Her şey olması gerektiği gibi giderken doğuma birkaç hafta kala korkmaya başladım. Kocaman karnıma bakıp (toplamda 12-13 kilo almıştım) bu bebek nasıl benden çıkacak diye endişelenmeye başladım.

Canım çok tatlıdır benim. Öyle acıya falan hiç dayanıklı değilimdir. Hiç bir zaman da dayanıklıyım diye iddia etmedim. Neysem oyum… Acıya dayanıksızım. Ağrı eşiğim yerlerde… Yapacak bir şey yok. Lütfen kimse bana “Kendini olumlu yönde telkin edersen, başka şeyler düşünürsen acını hissetmezsin” diye bilmişlik yapmasın. Her yolu çeşitli vesilelerle denedim.

Endişe kat sayım giderek artınca sevgili anneciğim beni “Defneciğim, köyde kadınlar senelerdir tarlada, bir ağacın altında doğuruyor. Yanlarında ne doktor, ne ebe oluyor. Yine de başarıyorlar. Sen de başaracaksın!” diyerek rahatlatmaya çalıştıysa da kullandığı örnekleme o dönemde beni pek de mutlu etmiyordu, tahmin edebileceğiniz gibi…

Mutlu etmeyi bir tarafa bırakın, benim durumumun böylesine bir örnekle eşleştirilmesi iyice sinirime dokunmuştu!!!

Şunu da itiraf etmeliyim ki o dönemde bu konuyla ilgili zaten kimse beni rahatlatamazdı – epidurali verecek olan anestezi uzmanı dışında!!!

Geçen gün sevgili Devrim Atılkan’in kitabı Sihirli 40 Hafta‘nın sonlarındaki “Doğuran İlk Kadın: Havva” başlıklı bölümü okurken bu anım aklıma geldi. Çok güzel yazmış Devrim. Kitabın bu bölümünden neden bahsettiğimi daha iyi anlatabilmek için bir alıntı yapmak istiyorum:

“Şimdi kendinizi Havva’nın yerine koyun. Tarif edilmez zevklerle dolu dakikalar geçirdiniz. Fiziksel ve ruhsal doyuma ulaştınız. Geçen zaman içerisinde nedenini bilmediğiniz mide bulantıları başladı. Baş dönmeleri, kokuya karşı hassasiyetler ve en tuhafı bölgesel olarak kilo almaya başladınız. Her ne kadar Âdem karşısında rakibiniz olmasa da, aldığınız kilolar sizi rahatsız etmeye başladı. Günler, haftalar geçti. Yediğinize, içtiğinize dikkat etseniz de; elinizde olmayan bir yeme dürtüsü ile baş başa kaldınız. Ne mutlu ki size; Âdem’de yemek yeme konusunda size eşlik ediyor. Böylece karşılıklı göbek tokuşturuyorsunuz.
… gün geçtikçe büyüyen karnınızın yüzeyinde, sizin ayaklarınıza benzeyen ayak görüntüleri oluşuyor. Arada şöyle sıkı bir tekme yiyorsunuz. Tam Âdem’e kızacakken ‘ne vuruyorsun karnıma’ diye, onun uyuduğunu görüyorsunuz.
… Aylar geçtikçe, Âdem’e karşı tutkunuz iyice depreşiyor ve ‘iyi ki şu elmayı yedirmişim’ diyorsunuz. Ama artık Âdem’de korkmaya başlamış olmalı ki; size sokulmaz oluyor.

Hanginiz daha şanslı?
Dünya üzerinde hiç denenmemiş, yaşanmamış ‘doğum’ eylemini, toprağın üzerinde doktorsuz, aletsiz ve muhtemelen hiç de steril olmayan koşulda gerçekleştirmiş olan Havva’mı ? Yoksa siz mi?”

Bu bölümü Havva’nın durumunda bile doğumun başarı ile gerçekleştiğini, dolayısıyla kendimizi korkmadan ‘doğa ana’ya bırakabileceğimizi belirterek tamamlıyor sevgili Devrim Atılkan. (Biraz annemin bana anlatmaya çalıştığı gibi…)

Sihirli 40 Hafta yazarın kendi hamilelik sürecinde yaşadıklarını sıcak bir anlatımla bizlere aktarıyor. İçerisinde pek çok faydalı bilgi var. Bunlardan benim en çok ilgimi çeken, doğal taşların ve bitkilerin hamilelikte ve doğum sonrasında anneye ve bebeğe olan faydalarının tek tek yazıldığı bölümler oldu.

Profesyonel anlamda bilgi içermekten ziyade, kendi yaşadıklarından başkalarını faydalandırmayı amaçlayan bir kitap.

Bir diğer özel tarafı da sevgili Devrim’in kendi cümlesiyle : “Yazar ve çizer geliri Çanakkale 18 Mart Hastanesi Yeni Doğan Yoğun Bakım Birimi için değerlendirilecek” olması. Bence sırf bu sebepten alınır ve keyifle okunur.

Bu arada kitabın sonundaki Önerilen Bloglar ve İnternet Siteleri bölümüne mutlaka bakınız :). Bakalım ne göreceksiniz…

2 Yorum
  1. devrim
    10 Mayıs 2014 | 03:40

    sonunda bugun bağışı gerçekleştirdik :)
    haber vermek istedim;)
    sevgiler
    devrim

  2. Defne Ongun Müminoğlu
    10 Mayıs 2014 | 13:38

    Tebrikler!!! Ellerine sağlık Devrimciğim :)

Yorumunuzu Yazın

Sihirli 40 Hafta

thumb_sihirli30hafta_001

Hamilelik dönemim çok şükür sorunsuz geçmişti. Öyle beni kısıtlayacak mide bulantıları olmamış, olan mide yanmaları ya da yorgunlukların da üstesinden gelmiştim zaten. İşimi hamileliğimden ötürü aksatmamış, tam tersine dört elle sarılmıştım, zira insan boş kalınca kendini dinlemeye başlıyor. Öyle aş ermelerim de olmamıştı. Hiç gecenin bir vakti eşimi “Bana acil erik lazım, yoksa uyuyamayacağım!” diye alışverişe yollamamıştım.

Hep aklımda normal doğum vardı. Alternatifini düşünmedim bile. Benim için sezeryan ancak mecbur kalınırsa olabilecek bir “ameliyattı” ve ben de mecbur kalmayacağımı düşünüyordum.

Hamile yogası, hamile jimnastiği falan hepsini yaptım, kitapları hatmettim. Başıma neler geleceğini bir bir öğrendim.

Yediğime, içtiğime çok ama çok dikkat ettim. Sigaralı ortamlardan uzak durdum (o zamanlar iç mekânlarda sigara içiliyordu).

Her şey olması gerektiği gibi giderken doğuma birkaç hafta kala korkmaya başladım. Kocaman karnıma bakıp (toplamda 12-13 kilo almıştım) bu bebek nasıl benden çıkacak diye endişelenmeye başladım.

Canım çok tatlıdır benim. Öyle acıya falan hiç dayanıklı değilimdir. Hiç bir zaman da dayanıklıyım diye iddia etmedim. Neysem oyum… Acıya dayanıksızım. Ağrı eşiğim yerlerde… Yapacak bir şey yok. Lütfen kimse bana “Kendini olumlu yönde telkin edersen, başka şeyler düşünürsen acını hissetmezsin” diye bilmişlik yapmasın. Her yolu çeşitli vesilelerle denedim.

Endişe kat sayım giderek artınca sevgili anneciğim beni “Defneciğim, köyde kadınlar senelerdir tarlada, bir ağacın altında doğuruyor. Yanlarında ne doktor, ne ebe oluyor. Yine de başarıyorlar. Sen de başaracaksın!” diyerek rahatlatmaya çalıştıysa da kullandığı örnekleme o dönemde beni pek de mutlu etmiyordu, tahmin edebileceğiniz gibi…

Mutlu etmeyi bir tarafa bırakın, benim durumumun böylesine bir örnekle eşleştirilmesi iyice sinirime dokunmuştu!!!

Şunu da itiraf etmeliyim ki o dönemde bu konuyla ilgili zaten kimse beni rahatlatamazdı – epidurali verecek olan anestezi uzmanı dışında!!!

Geçen gün sevgili Devrim Atılkan’in kitabı Sihirli 40 Hafta‘nın sonlarındaki “Doğuran İlk Kadın: Havva” başlıklı bölümü okurken bu anım aklıma geldi. Çok güzel yazmış Devrim. Kitabın bu bölümünden neden bahsettiğimi daha iyi anlatabilmek için bir alıntı yapmak istiyorum:

“Şimdi kendinizi Havva’nın yerine koyun. Tarif edilmez zevklerle dolu dakikalar geçirdiniz. Fiziksel ve ruhsal doyuma ulaştınız. Geçen zaman içerisinde nedenini bilmediğiniz mide bulantıları başladı. Baş dönmeleri, kokuya karşı hassasiyetler ve en tuhafı bölgesel olarak kilo almaya başladınız. Her ne kadar Âdem karşısında rakibiniz olmasa da, aldığınız kilolar sizi rahatsız etmeye başladı. Günler, haftalar geçti. Yediğinize, içtiğinize dikkat etseniz de; elinizde olmayan bir yeme dürtüsü ile baş başa kaldınız. Ne mutlu ki size; Âdem’de yemek yeme konusunda size eşlik ediyor. Böylece karşılıklı göbek tokuşturuyorsunuz.
… gün geçtikçe büyüyen karnınızın yüzeyinde, sizin ayaklarınıza benzeyen ayak görüntüleri oluşuyor. Arada şöyle sıkı bir tekme yiyorsunuz. Tam Âdem’e kızacakken ‘ne vuruyorsun karnıma’ diye, onun uyuduğunu görüyorsunuz.
… Aylar geçtikçe, Âdem’e karşı tutkunuz iyice depreşiyor ve ‘iyi ki şu elmayı yedirmişim’ diyorsunuz. Ama artık Âdem’de korkmaya başlamış olmalı ki; size sokulmaz oluyor.

Hanginiz daha şanslı?
Dünya üzerinde hiç denenmemiş, yaşanmamış ‘doğum’ eylemini, toprağın üzerinde doktorsuz, aletsiz ve muhtemelen hiç de steril olmayan koşulda gerçekleştirmiş olan Havva’mı ? Yoksa siz mi?”

Bu bölümü Havva’nın durumunda bile doğumun başarı ile gerçekleştiğini, dolayısıyla kendimizi korkmadan ‘doğa ana’ya bırakabileceğimizi belirterek tamamlıyor sevgili Devrim Atılkan. (Biraz annemin bana anlatmaya çalıştığı gibi…)

Sihirli 40 Hafta yazarın kendi hamilelik sürecinde yaşadıklarını sıcak bir anlatımla bizlere aktarıyor. İçerisinde pek çok faydalı bilgi var. Bunlardan benim en çok ilgimi çeken, doğal taşların ve bitkilerin hamilelikte ve doğum sonrasında anneye ve bebeğe olan faydalarının tek tek yazıldığı bölümler oldu.

Profesyonel anlamda bilgi içermekten ziyade, kendi yaşadıklarından başkalarını faydalandırmayı amaçlayan bir kitap.

Bir diğer özel tarafı da sevgili Devrim’in kendi cümlesiyle : “Yazar ve çizer geliri Çanakkale 18 Mart Hastanesi Yeni Doğan Yoğun Bakım Birimi için değerlendirilecek” olması. Bence sırf bu sebepten alınır ve keyifle okunur.

Bu arada kitabın sonundaki Önerilen Bloglar ve İnternet Siteleri bölümüne mutlaka bakınız :). Bakalım ne göreceksiniz…

2 Yorum
  1. devrim
    10 Mayıs 2014 | 03:40

    sonunda bugun bağışı gerçekleştirdik :)
    haber vermek istedim;)
    sevgiler
    devrim

  2. Defne Ongun Müminoğlu
    10 Mayıs 2014 | 13:38

    Tebrikler!!! Ellerine sağlık Devrimciğim :)

Yorumunuzu Yazın