Sörfü Çocuklara Sevdiren Adam

Abdurrahim Korkmaz

Geçtiğimiz yaz sevgili arkadaşım Dilek Ogan sayesinde tanıdım onu. Kızıcık onun sayesinde ilk defa yedi yaşında sörfe bayıldı! Sörf kadar, hocasını da sevdi. Çocuklara olan yaklaşımı, sıcaklığı, onları kollaması ve sörfü son derece doğru bir sistemle sevdirmesi dikkatimi çekti.

Geçen seneden bu yana tüm kışı, yazın yapılacak sörf hayaliyle geçirdi benim minik. Yaz gelsin, Deniz, Alara, Melis’le buluşulsun ve Apo Hoca’yla (Abdurrahim Korkmaz) hep birlikte sörf yapılsın. Bu dört çocuk, yazın yayılmak varken, haftanın üç günü sabah 08:00’de denizdeydi. Sabahın o erken saatinde ilk selamlaştıkları kişi Apo Hoca, sonra da Alaçatı – ASPC’nin ve hocalarının baktığı o harika köpekler Poyraz ve Lodos idi :) 

Bu arada şunu da eklemeliyim ki, normalde okulda hocaların derse başlama saati 10:00. Fakat gerek rüzgârın daha sakin olduğu saat olması (gerçi ara ara doğa bize oyun oynamadı değil), gerekse denizde kimsenin olmaması, yani rahat ders yapabilme imkânı nedeniyle, bizim hocamız bızdıklar için erkenden denizde oluyordu. Hem de yüzünde kocaman bir gülümsemeyle :)

O son derece motive öğrenciler ise, saat 10:00’da dersleri son bulduğunda, ASPC’den ayrılmaktansa, orada kalıp vakit geçirmeyi, hocalarını seyretmeyi, birbirinden başarılı sörfçüleri izlemeyi tercih ediyorlardı.

Bence bir sporu sevmenin belki de en önemli ayağı, o sporu çocuğunuza ilk defa tanıştıran kişi.

Hayatı Mardin’de başlayan, muhtarın evindeki  televizyonda gördüğü bir sporu keşif için Çeşme’ye gelip, inşaatta çalışarak para biriktirip sörf öğrenen Apo Hoca, bence müthiş bir kişilik. Sadece azmi ve başarısı ile değil, insanlığıyla…

Bu nedenle, aşağıdaki sohbeti okurken vakit ayırmanızı rica edeceğim. Sindire sindire okuyun lütfen, çünkü ben anlatılanları büyük keyifle ve heyecanla dinledim.

Sindire sindire okuyun, çünkü inanın size çok ama çok iyi gelecek – aynen bana geldiği gibi…

ASPC

Öncelikle hikayeye en başından başlarsak, nasıl bir çocuk Abdurrahim?

İnsanüstü bir enerji varmış bende. Hep bir şeyler keşfetmeye yönelik bir enerji aslında. En büyük hayalim kuşlar gibi uçmakmış. Yani kuşları bile kıskanıyormuşum. Çok defa da denemişim. Hem de evin üzerinden çarşafla, şemsiyeyle atlayarak…

Annemler bir yere giderken düz yoldan yürürken, ben Mardin’in bitişik damlarından atlaya atlaya gidermişim. Çok meraklı, çok hareketli bir çocukmuşum.

Köyde her şeyi yaşayarak öğrendiğimiz için, şu an bazı şeyler bana çok doğal geliyor. Koyunlarımız, keçilerimiz vardı. Onların peşinden çok koşardım. Bendeki hayvan sevgisi de köydeki hayattan kaynaklanır. Kuşum, eşeğim, atım oldu mesela.

Kardeş?

Üç ağabeyim, iki ablam, bir de kız kardeşim var. Yedi kardeşiz.  Hepsi evli. 25’e yakın yeğen var. Bir ablam Ayvalık’ta, diğeri İstanbul’da. Her ikisi de gelin olarak gitti. Bir ağabeyim Mersin’de öğretmenlik yapıyor. İki ağabeyim ve kız kardeşim Mardin’de.

Aile nasıl bir aile?

Aile çiftçi. Tarım ve hayvancılıkla uğraşan bir aile. Kendi geçimini idame edecek kadar hayvanı, arazisi olan bir aile. Ben kendimi kırsal kesimde büyüdüğüm için çok şanslı görüyorum. Hem hayvanları, hem bitkileri yaşayarak öğrendim. Ama şehire geldiğimde de uyum sağlayabildim. Hiç dil bilmeden gittiğim Güney Afrika’da da çok zorlanmadım. Bu da aslında ailemin yetiştiriş şeklinden kaynaklanıyor. Belirli sınırlar içerisinde özgür bıraktılar bizi. Sorumluluk da verirlerdi.

Abdurrahim Korkmaz

Mardin’de olup sörfe merak sarma nasıl oluyor?

Ben 20 yaşında ilk defa sörfle ilgilendim. Öncesinde TRT1’in Adrenalin programını seyrettiğimde görüyordum. Hatta bizim evde televizyon yoktu. Muhtarın evinden gider seyrederdim. Merak ederdim. Kayağı, paraşütçüleri görürdüm. Eve döndüğümde onlar gibi uçabilirim düşüncesiyle denemeler yapardım. Ama sörfü hiçbir şekilde aklım almıyordu. Rüzgar var ama nasıl oluyor…

Ayvalık’ta ablama ziyarete gidince ve sörfü yakından görünce çok etkilendim. Bir insanın suyun üzerinde kelebek gibi uçtuğunu görünce adeta büyülendim. Bir sefer sörf yapan yabancı birisini sahilde 4-5 saat bekledim. Nasıl yaptığını öğrenmek istiyordum fakat İngilizce bilmiyordum. Ama adam benim bakışımdan, duruşumdan, onu bu kadar saat izlememden anladı. “Gel board’un üzerine çık,” dedi. Hem de profesyonel bir board idi. Üzerinde duramadım bile.

Eve dönerken aklımda sürekli sörf olunca, bu işi öğrenmek istediğime karar verdim. Nerede yapılır, nasıl öğrenilir diye düşünmeye başladım.

Abdurrahim Korkmaz

Peki Çeşme’yle ilk buluşma nasıl oldu?

Ayvalık’tan Mardin’e dönerken terminalde Atlas Dergisi’ni gördüm. Dergi, Çağla Kubat’ı , Alaçatı’yı ve sörfü detaylı bir şekilde anlatıyordu. Yazıyı okuyunca, sörfün merkezinin Alaçatı olduğunu öğrendim.  Herkesin sörfü burada öğrendiğini okuyunca, annemlere “Ben ablamı tekrar ziyarete gideceğim,” dedim.

Ablamla özel bir bağımız var çünkü ablam bizi büyüttü. Annemin bağda, tarlada işi vardı. O yüzden ablam bize baktı, annelik yaptı. O Ayvalık’a gidince onu çok özlediğim için ısrar ettim. Sonunda izin verdiler.

Ama o sefer Ayvalık yerine sırtımda çantam Alaçatı’ya geldim. Sora sora sörfün yapıldığı yeri buldum. Bir saat kadar denizdeki sörfçüleri seyrettikten sonra, sörf okullarını tek tek dolaşıp iş aramaya başladım. Fakat sezonun neredeyse sonu olması ve benim hiç tecrübem olmaması büyük engeldi.

Yine de aklıma koyduğum için, sonunda Port Alaçatı inşaatında iş buldum. Ustabaşına her işi yapabileceğimi söyledim. Tek şartım haftanın iki günü izinli olmaktı. Bu iki günü sörf öğrenmek için ayıracağımı söylediğimde önce çok garipsedi ama kabul etti.

Kalacak yer de verdiler. Haftanın iki günü sörf okullarında ders almak için bilgi toplamaya başladım. Fakat sörf dersleri çok pahalıydı. Benim buna ayıracak bütçem yoktu. Malzeme kiralayıp kendi kendime öğrenebileceğimi düşündüm.

Fakat malzeme kiralayabilmek için bile temel bir bilgi olması gerekiyor. Sonunda “Aktif Sörf Okulu” na gittim. Orada bana malzeme seçmemde yardımcı oldular.  Sezonluk daha hesaplı oluyordu. O şekilde kiraladım.

Sabahları şu an eğitim verdiğim yerlerde oturur,  ders verenleri dinlerdim. Onlar çıktıktan sonra kendi kendime çıkardım, çünkü utanırdım. Sabah 08:00, akşam 09:00 denizde olurdum. O esnada hocaların sörf tahtalarını taşımalarına da yardımcı olurdum.

Bu bir süre sonra sörf okulunun sahibinin dikkatini çekti. Ekim ayıydı, artık sezon bitiyordu. Beni çağırdı ve tanımak istedi. Ona durumumu anlatınca, bana iş teklif etti. Bahçede yardım istedi. Ben de seve seve kabul ettim. Sonuçta sörfe yakın olacaktım ve istediğim kadar malzeme kullanabilecektim.

Sabah erkenden kalkıyordum, bahçe işlerini tamamlıyordum. Ardından boş vaktim kaldığı için hocalara yardım ediyordum. Yelkenlerini toparlıyorum, sörf tahtalarını getiriyorum,… Hâl böyle olunca beni bahçe işinden sörflerin olduğu bölüme aldılar. Böylelikle yavaş yavaş malzemeleri de tanımaya başladım. Sörfümü de bu esnada ilerlettim. Hem de çok hızlı bir şekilde. Çünkü bütün kışı suda geçiriyordum.

ASPC

Benim ilgimi çeken, bu kadar iyi sörf yapmayı kendi kendinize öğrenmiş olmanız.

Evet tamamiyle kendim öğrendim. Ama daha ilerledikten sonra, iyi sörf yapanlara sorular sorar, onların yorumlarını alırdım. Kendi kendime öğrenmiş olmam aslında şu an bir eğitmen olarak işime yarıyor. Şöyle bir baktığımda sudaki insanın ne gibi bir sıkıntı yaşadığını görebiliyorüm çünkü o sıkıntıları ben de yaşamış ve kendim çözmüştüm. Salih Hoca’da (eski patronum) bana çok destek oldu. “Sen böyle çalış, her şeyi öğrenirsin…” diyordu. Okulda her işe el atıyordum. Canla başla çalışıyordum. Bir yandan da kendi kendime sörf öğreniyordum.

Tüm bu esnada aile sizi hâlâ Ayvalık’ta mı sanıyordu?

Evet.  Ablam durumu idare ediyordu. Arada onu ziyaret ediyordum. Durumu ona anlatmıştım.

Peki sonra aileniz öğrenince bu mesleği nasıl karşıladı?

Ailem yaptığım işi hiçbir zaman meslek olarak göremedi. Annem hâlâ hiç anlam veremiyor.  “Oğlum dünya üzerinde ekmeğini çıkarabileceğin kara parçası kalmadı da denizden mi çıkarıyorsun?” diyor.  Ona anlatmaya çalışıyorum. “Bak anne küçücük çocuklara sörf öğretiyorum. Büyük zevk alıyorum,” diyorum ama anlatamıyorum. Onlar beni hâlâ geri istiyor. Zaman içerisinde eğitmenlik lisansımı aldım. İlerledim. Birkaç gazete ve televizyon kanalı bana yer verdi. Bunları örnek olarak göstermeye çalışıyorum – iyi bir iş yaptığımı anlatmaya çalışıyorum.

“Bakın nasıl ağabeyim öğretmense ben de öğretmenim,” diyorum. “Ama devlet güvencen var mı? Senin geleceğin garanti değil. Kimse sana kız vermez. Gel, evlendirelim seni, ” diyor annem.

Hatta ilk iki yıl  bayağı tepki gösterdi. “Hakkımı helâl etmem!” bile dedi. Ama sonra gördü ki ben sörfü gerçekten çok seviyorum ve kopamıyorum, bir aşk gibi, o zaman kabul etmek zorunda kaldı.

En büyük hayalim kendi yerimi kurmak… Bunu da biliyorlar.

ASPCKaç sene oldu Çeşme’ye geleli?

Sekiz yıldır buradayım.

ASPC’ye geçiş nasıl oldu?

Ben eski iş yerimde dört sene çalıştım. Sonra da buradan teklif gelince hoşuma gitti çünkü imkânlar daha farklı. Gerek malzeme, gerek iş ortamı olarak bir önceki iş yerime göre koşullar daha iyiydi. Ama eski patronumla söz verdiğim süre sonuna kadar çalıştım. Sezonu tamamladım. Ardından ayrıldım. Onları zor durumda bırakmamaya dikkat ettim.

Nereden nereye değil mi?

Gerçekten öyle. Bu istemekle alakalı. Ben Port Alaçatı’da çalışırken günde 8-9 ton taş kırardım. Her balyozu taşa vurduğumda gözüm sudaydı. Bir gün ben de bu yarışçılar gibi suda gidip geleceğim diyordum.

Abdurrahim Korkmaz

Çocuklarla çok iyi bir iletişiminiz var. Bizim ekip size bayılıyor. Müthiş bir güven ve gurur hissi var. Bunu nasıl başarıyorsunuz?

Bu herhalde aileden gelen bir şey. Ben çocukları melek olarak görüyorum. Belirli bir yaşa kadar çocuklar neyse odur. Sen onlara nasıl yaklaşırsan onlar da sana öyle yaklaşır. Aynı şey diğer canlılarda, hayvanlarda da var mesela. Yaklaştığın an seni hisseder ve ona göre davranır. Çocuklar da senin kalbini hissedebilir. Çocuk çocuktur. Kızılmaz. Bir şey yaptıysa da bilmeden yapmıştır. Kızmamak lazım. Çocukları gerçekten çok seviyorum. Ağabeylerimin çocuklarına da bakmayı çok severdim.

ASPC

Sörfe ideal başlama yaşı var mı?

Bence en ideali on yaş ama sekiz  yaş ve üzerinde de ufak ufak başlanılabilir. Bu biraz da çocuğa bağlı. Örneğin Maya geçen sene yedi  yaşında başlayabildi çünkü çok seviyor, dikkatle dinliyordu.  Geçen sene başladığında  zorlansa da, şimdi mesela yeri geliyor, 2.5’luk (2.5 metrekare) yelkenle gayet güzel gidip geliyor. İstemesi, doğru insanla suya çıkması da önemli.  Çocuklara sörfü onları korkutmadan, doğru malzeme ile tanıştırmak ilk tecrübelerinin olumlu olmasını sağlıyor.

Çocuğun istemesi ise olmazsa olmaz. Güçlü olması, anlatılanı dikkatle dinleyip uygulayabilmesiyse işin temeli.

Ben sörfü ilk defa geçen sene, Maya vesilesiyle denedim. Sörfe en geç kaç yaşında başlanır?

Bence öyle bir yaş yok. Geçen sene torununu getiren 65 yaşında bir dedeye bile öğrettim. O kadar keyifle seyrediyordu ki…  Bir gün “Hocam keşke ben de genç olsaydım da öğrenseydim,” dedi. “Gerçekten istiyorsanız ben size öğretirim,”dedim. Tabii ki genç bir insanın yaptıklarını yapamayacak. Yapmamalı zaten. Ama keyif alacağı kadar sörf yapabilir.  Zaman içerisinde trapez bile taktık. Karşı adaya kadar gidebildi.  Ve şimdi torunuyla ortak bir spor yapıyor. Çok büyük keyif.

Engel yok yani…

Kesinlikle yok.Geçen gün resepsiyona görme engelli 22 yaşında genç birisi gelip, sörf yapmak istediğini söyledi.  Gerçekten çok istiyordu. Ben de, “Tamam ben size sörfü denettiririm, öğretirim ama ortamın çok müsait olması lazım,” dedim. Suda kimse olmamalı. Belirli sınırlar içerisinde yapabilir tabii ki… Bu yüzden 15 Eylül’den sonra deneyeceğiz. İsteyince yapılabilir. Neden olmasın?

ASPC

Bugüne kadarki gözlemlerinizi düşünerek, ebeveynlere ne önerirsiniz? Sizce atladıkları ya da yanlış yaptıkları bir şey var mı?

Çocuklarına onların istemedikleri, hazır olmadıkları bir şey yaptırmamaları gerekiyor.  Geçen sene on yaşında bir öğrencim, suya ayağını basar basmaz ağlamaya başladı. Korktuğunu, sörf yapmak istemediğini söyledi. Ben de hiç zorlamadım. Hemen karaya çıktık. Biraz onunla sohbet ettikten sonra, anne ve babasını çağırıp, “Çocuğunuzun sörf yapmasını istiyorsanız,  birinizden birinin sörf öğrenmesi gerekiyor. Çünkü çocuklar ebeveynlerinin aynasıdır. Onlar ne yaparsa, çocuk da bunu örnek alır. Çocuğunuzu hiç zorlamayalım,” dedim.

Annesi öğrenmeye gönüllü oldu.

İkinci gün çocuğu board’umun üzerine çıkarttım. Annesiyle ders yaparken, o da benimle yakından izlesin istedim.

Üçüncü gün çocuk kendiliğinden annesine kendisinin de sörf yapmak istediğini söylemiş.

Özetle, çocuğun istemesi çok önemli. Ancak İmkânlar el verdiğince çocukları bu ortama getirmek bence çok faydalı. Çünkü sörf ile hem spor yapıyorlar, hem deniz ve güneşten faydalanıyorlar, hem de doğayı tanıyorlar. Üstelik çok sosyal bir spor. Burada bizim öncelikle öğrettiğimiz, birbirine yardım etmektir. Birlikte board, yelken taşımak, birbirine destek olmak,… Arkadaş ortamı var burada.

Bir de  ebeveynlerin çocuklarıyla ortak spor yapmaları çok güzel bir şey. Mesela eşinizi ya da sizi sörf yaparken görürken Maya  çok gururlanıyor. Her hâlinden belli. Gözleriyle sizleri takip ediyor.  Bu da onu daha da motive ediyor.

Abdurrahim Korkmaz

İki senedir hayatınızda Güney Afrika var. Hatta geçen sene altı ay kaldınız. Nasıl başladı bu macera?

O da tabii sörf merakından başladı. İnternetten çok araştırma yapıyordum. Kim nerede, nasıl sörf yapıyor hep takip ediyordum. Bir de okyanusta, dev dalgalar arasında sörf yapma isteği vardı içimde. Neresi iyi diye bakarken, İngilizce öğrenme isteğim de olduğundan, en hesaplı  yer olarak bir arkadaşım Güney Afrika’yı önerdi. Gerçekten de diğer yerlerle karşılaştırıldığında rakamlar çok daha iyiydi.

Sörf boardlarımı, yelkenlerimi, kitesörf ekipmanlarımı hazırladım. Yaklaşık 100 kg. ağırlık vardı yanımda. Hatta Güney Afrika’ya varınca havaalanında  beni kalacağım yere götürebilecek araç bulmada çok zorlandım.

Güney Afrika, hayatımda verip verebileceğim en iyi karardı. Sörfüme, dünyaya bakış açıma, insanlığıma inanılmaz katkıları oldu. Her sene altı ay gidebilmeyi çok isterim. Geçen sene İngilizce dersinden tanıştığım arkadaşlarıma ufak ufak sörf dersleri vermeye başlayınca, bir grup oluştu. Herkes çok memnun kaldı.  Hatta az önce de resmi olarak sörf eğitmeni olmak üzere iş teklifi aldım. Bu tabii çok heyecan verici.

Güney Afrika her türlü spor için imkân sunuyor insana. Dağa çıkabilirsin, sörf, kitesörf, paddling, … Ne istersen yapabilirsin. Bu anlamda benim için bir cennet.

Abdurrahim KorkmazBir de Afrikalı çocuklarla fotoğraflarınızı gördüm. Dikkatimi çekti. Özel bir sebebi var mı?

Capetown İngiliz, Hollandalı ve Almanların yaşadığı çok gelişmiş bir yer olarak görülse de, gerçek halkın yaşadığı yerlerde fakirlik çok fazla. Teneke şehir var mesela. İnsanların gelir kaynağı yok.  En temel ihtiyaçlar, su, elektrik, tuvalet,… bunlar bile yok. Ben de orayı görmek, o insanlarla da tanışmak istiyordum. Okula danıştım. Onlar da bir yardım kuruluşuyla her hafta oraya gidebileceğimi söylediler. Benim de çok hoşuma gitti. Her hafta düzenli olarak oraya gidip, çocuklarla top oynuyorduk. Sonra evlerinde bir sıkıntı varsa tamir ediyorduk. Boya, badana, tamirat,… Ne gerekiyorsa yapıyorduk. Çocukların hepsi yetiştirme yurdunda kalıyorlardı. Anne ya da babaları HIV’den ötürü hasta olduklarından ölmüşler. Çoğu kimsesizdi. Bu nedenle haftada bir gün bile olsa oraya gidip, çocuklarla oynamaktan, onları mutlu etmekten çok hoşlanıyordum. Onlar da bizi dört gözle beklerdi.

Orada bu çocuklarla tanıştıktan sonra ülkesine geri dönememiş, yaz kış onlara yardım için çalışan insanlarla tanıştım. Unutulmaz bir tecrübeydi benim için.

 

4 Yorum
  1. Müge
    5 Ağustos 2014 | 11:56

    Defnecim,yine çok nefis bir yazıydı :) Çocukların böyle inanılmaz biriyle sörfe başlamış olması çok büyük bir şans bizim için..Apo hoca,çok az insanın başarabileceği bir şeyi gerçekleştirmiş,çok etkileyici bir yazıydı,çok teşekkürler.
    Müge

  2. Defne Ongun Müminoğlu
    6 Ağustos 2014 | 11:25

    Ben de hem onları hem bizi bu anlamda çok şanslı görüyorum Mügeciğim. Çok sevgiler :)

  3. Eski Toprak
    7 Ağustos 2014 | 12:18

    Harika bir röportaj. Çok çok etkilendim.
    Demek böyle insanlar da var, dedirtiyor insana, hele de
    bugünlerde umut oluyor.
    Çocuklarını bu tür etkinliklerle tanıştıran ailelere de ayrıca tebrikler. Helal olsun!

  4. Defne Ongun Müminoğlu
    8 Ağustos 2014 | 14:23

    Bence de çok etkileyici bir kişilik. Üstelik en güzel tarafı bunu son derece doğal, üçten geldiği gibi yapması. Yorum için çok teşekkürler :)

Yorumunuzu Yazın

Sörfü Çocuklara Sevdiren Adam

Abdurrahim Korkmaz

Geçtiğimiz yaz sevgili arkadaşım Dilek Ogan sayesinde tanıdım onu. Kızıcık onun sayesinde ilk defa yedi yaşında sörfe bayıldı! Sörf kadar, hocasını da sevdi. Çocuklara olan yaklaşımı, sıcaklığı, onları kollaması ve sörfü son derece doğru bir sistemle sevdirmesi dikkatimi çekti.

Geçen seneden bu yana tüm kışı, yazın yapılacak sörf hayaliyle geçirdi benim minik. Yaz gelsin, Deniz, Alara, Melis’le buluşulsun ve Apo Hoca’yla (Abdurrahim Korkmaz) hep birlikte sörf yapılsın. Bu dört çocuk, yazın yayılmak varken, haftanın üç günü sabah 08:00’de denizdeydi. Sabahın o erken saatinde ilk selamlaştıkları kişi Apo Hoca, sonra da Alaçatı – ASPC’nin ve hocalarının baktığı o harika köpekler Poyraz ve Lodos idi :) 

Bu arada şunu da eklemeliyim ki, normalde okulda hocaların derse başlama saati 10:00. Fakat gerek rüzgârın daha sakin olduğu saat olması (gerçi ara ara doğa bize oyun oynamadı değil), gerekse denizde kimsenin olmaması, yani rahat ders yapabilme imkânı nedeniyle, bizim hocamız bızdıklar için erkenden denizde oluyordu. Hem de yüzünde kocaman bir gülümsemeyle :)

O son derece motive öğrenciler ise, saat 10:00’da dersleri son bulduğunda, ASPC’den ayrılmaktansa, orada kalıp vakit geçirmeyi, hocalarını seyretmeyi, birbirinden başarılı sörfçüleri izlemeyi tercih ediyorlardı.

Bence bir sporu sevmenin belki de en önemli ayağı, o sporu çocuğunuza ilk defa tanıştıran kişi.

Hayatı Mardin’de başlayan, muhtarın evindeki  televizyonda gördüğü bir sporu keşif için Çeşme’ye gelip, inşaatta çalışarak para biriktirip sörf öğrenen Apo Hoca, bence müthiş bir kişilik. Sadece azmi ve başarısı ile değil, insanlığıyla…

Bu nedenle, aşağıdaki sohbeti okurken vakit ayırmanızı rica edeceğim. Sindire sindire okuyun lütfen, çünkü ben anlatılanları büyük keyifle ve heyecanla dinledim.

Sindire sindire okuyun, çünkü inanın size çok ama çok iyi gelecek – aynen bana geldiği gibi…

ASPC

Öncelikle hikayeye en başından başlarsak, nasıl bir çocuk Abdurrahim?

İnsanüstü bir enerji varmış bende. Hep bir şeyler keşfetmeye yönelik bir enerji aslında. En büyük hayalim kuşlar gibi uçmakmış. Yani kuşları bile kıskanıyormuşum. Çok defa da denemişim. Hem de evin üzerinden çarşafla, şemsiyeyle atlayarak…

Annemler bir yere giderken düz yoldan yürürken, ben Mardin’in bitişik damlarından atlaya atlaya gidermişim. Çok meraklı, çok hareketli bir çocukmuşum.

Köyde her şeyi yaşayarak öğrendiğimiz için, şu an bazı şeyler bana çok doğal geliyor. Koyunlarımız, keçilerimiz vardı. Onların peşinden çok koşardım. Bendeki hayvan sevgisi de köydeki hayattan kaynaklanır. Kuşum, eşeğim, atım oldu mesela.

Kardeş?

Üç ağabeyim, iki ablam, bir de kız kardeşim var. Yedi kardeşiz.  Hepsi evli. 25’e yakın yeğen var. Bir ablam Ayvalık’ta, diğeri İstanbul’da. Her ikisi de gelin olarak gitti. Bir ağabeyim Mersin’de öğretmenlik yapıyor. İki ağabeyim ve kız kardeşim Mardin’de.

Aile nasıl bir aile?

Aile çiftçi. Tarım ve hayvancılıkla uğraşan bir aile. Kendi geçimini idame edecek kadar hayvanı, arazisi olan bir aile. Ben kendimi kırsal kesimde büyüdüğüm için çok şanslı görüyorum. Hem hayvanları, hem bitkileri yaşayarak öğrendim. Ama şehire geldiğimde de uyum sağlayabildim. Hiç dil bilmeden gittiğim Güney Afrika’da da çok zorlanmadım. Bu da aslında ailemin yetiştiriş şeklinden kaynaklanıyor. Belirli sınırlar içerisinde özgür bıraktılar bizi. Sorumluluk da verirlerdi.

Abdurrahim Korkmaz

Mardin’de olup sörfe merak sarma nasıl oluyor?

Ben 20 yaşında ilk defa sörfle ilgilendim. Öncesinde TRT1’in Adrenalin programını seyrettiğimde görüyordum. Hatta bizim evde televizyon yoktu. Muhtarın evinden gider seyrederdim. Merak ederdim. Kayağı, paraşütçüleri görürdüm. Eve döndüğümde onlar gibi uçabilirim düşüncesiyle denemeler yapardım. Ama sörfü hiçbir şekilde aklım almıyordu. Rüzgar var ama nasıl oluyor…

Ayvalık’ta ablama ziyarete gidince ve sörfü yakından görünce çok etkilendim. Bir insanın suyun üzerinde kelebek gibi uçtuğunu görünce adeta büyülendim. Bir sefer sörf yapan yabancı birisini sahilde 4-5 saat bekledim. Nasıl yaptığını öğrenmek istiyordum fakat İngilizce bilmiyordum. Ama adam benim bakışımdan, duruşumdan, onu bu kadar saat izlememden anladı. “Gel board’un üzerine çık,” dedi. Hem de profesyonel bir board idi. Üzerinde duramadım bile.

Eve dönerken aklımda sürekli sörf olunca, bu işi öğrenmek istediğime karar verdim. Nerede yapılır, nasıl öğrenilir diye düşünmeye başladım.

Abdurrahim Korkmaz

Peki Çeşme’yle ilk buluşma nasıl oldu?

Ayvalık’tan Mardin’e dönerken terminalde Atlas Dergisi’ni gördüm. Dergi, Çağla Kubat’ı , Alaçatı’yı ve sörfü detaylı bir şekilde anlatıyordu. Yazıyı okuyunca, sörfün merkezinin Alaçatı olduğunu öğrendim.  Herkesin sörfü burada öğrendiğini okuyunca, annemlere “Ben ablamı tekrar ziyarete gideceğim,” dedim.

Ablamla özel bir bağımız var çünkü ablam bizi büyüttü. Annemin bağda, tarlada işi vardı. O yüzden ablam bize baktı, annelik yaptı. O Ayvalık’a gidince onu çok özlediğim için ısrar ettim. Sonunda izin verdiler.

Ama o sefer Ayvalık yerine sırtımda çantam Alaçatı’ya geldim. Sora sora sörfün yapıldığı yeri buldum. Bir saat kadar denizdeki sörfçüleri seyrettikten sonra, sörf okullarını tek tek dolaşıp iş aramaya başladım. Fakat sezonun neredeyse sonu olması ve benim hiç tecrübem olmaması büyük engeldi.

Yine de aklıma koyduğum için, sonunda Port Alaçatı inşaatında iş buldum. Ustabaşına her işi yapabileceğimi söyledim. Tek şartım haftanın iki günü izinli olmaktı. Bu iki günü sörf öğrenmek için ayıracağımı söylediğimde önce çok garipsedi ama kabul etti.

Kalacak yer de verdiler. Haftanın iki günü sörf okullarında ders almak için bilgi toplamaya başladım. Fakat sörf dersleri çok pahalıydı. Benim buna ayıracak bütçem yoktu. Malzeme kiralayıp kendi kendime öğrenebileceğimi düşündüm.

Fakat malzeme kiralayabilmek için bile temel bir bilgi olması gerekiyor. Sonunda “Aktif Sörf Okulu” na gittim. Orada bana malzeme seçmemde yardımcı oldular.  Sezonluk daha hesaplı oluyordu. O şekilde kiraladım.

Sabahları şu an eğitim verdiğim yerlerde oturur,  ders verenleri dinlerdim. Onlar çıktıktan sonra kendi kendime çıkardım, çünkü utanırdım. Sabah 08:00, akşam 09:00 denizde olurdum. O esnada hocaların sörf tahtalarını taşımalarına da yardımcı olurdum.

Bu bir süre sonra sörf okulunun sahibinin dikkatini çekti. Ekim ayıydı, artık sezon bitiyordu. Beni çağırdı ve tanımak istedi. Ona durumumu anlatınca, bana iş teklif etti. Bahçede yardım istedi. Ben de seve seve kabul ettim. Sonuçta sörfe yakın olacaktım ve istediğim kadar malzeme kullanabilecektim.

Sabah erkenden kalkıyordum, bahçe işlerini tamamlıyordum. Ardından boş vaktim kaldığı için hocalara yardım ediyordum. Yelkenlerini toparlıyorum, sörf tahtalarını getiriyorum,… Hâl böyle olunca beni bahçe işinden sörflerin olduğu bölüme aldılar. Böylelikle yavaş yavaş malzemeleri de tanımaya başladım. Sörfümü de bu esnada ilerlettim. Hem de çok hızlı bir şekilde. Çünkü bütün kışı suda geçiriyordum.

ASPC

Benim ilgimi çeken, bu kadar iyi sörf yapmayı kendi kendinize öğrenmiş olmanız.

Evet tamamiyle kendim öğrendim. Ama daha ilerledikten sonra, iyi sörf yapanlara sorular sorar, onların yorumlarını alırdım. Kendi kendime öğrenmiş olmam aslında şu an bir eğitmen olarak işime yarıyor. Şöyle bir baktığımda sudaki insanın ne gibi bir sıkıntı yaşadığını görebiliyorüm çünkü o sıkıntıları ben de yaşamış ve kendim çözmüştüm. Salih Hoca’da (eski patronum) bana çok destek oldu. “Sen böyle çalış, her şeyi öğrenirsin…” diyordu. Okulda her işe el atıyordum. Canla başla çalışıyordum. Bir yandan da kendi kendime sörf öğreniyordum.

Tüm bu esnada aile sizi hâlâ Ayvalık’ta mı sanıyordu?

Evet.  Ablam durumu idare ediyordu. Arada onu ziyaret ediyordum. Durumu ona anlatmıştım.

Peki sonra aileniz öğrenince bu mesleği nasıl karşıladı?

Ailem yaptığım işi hiçbir zaman meslek olarak göremedi. Annem hâlâ hiç anlam veremiyor.  “Oğlum dünya üzerinde ekmeğini çıkarabileceğin kara parçası kalmadı da denizden mi çıkarıyorsun?” diyor.  Ona anlatmaya çalışıyorum. “Bak anne küçücük çocuklara sörf öğretiyorum. Büyük zevk alıyorum,” diyorum ama anlatamıyorum. Onlar beni hâlâ geri istiyor. Zaman içerisinde eğitmenlik lisansımı aldım. İlerledim. Birkaç gazete ve televizyon kanalı bana yer verdi. Bunları örnek olarak göstermeye çalışıyorum – iyi bir iş yaptığımı anlatmaya çalışıyorum.

“Bakın nasıl ağabeyim öğretmense ben de öğretmenim,” diyorum. “Ama devlet güvencen var mı? Senin geleceğin garanti değil. Kimse sana kız vermez. Gel, evlendirelim seni, ” diyor annem.

Hatta ilk iki yıl  bayağı tepki gösterdi. “Hakkımı helâl etmem!” bile dedi. Ama sonra gördü ki ben sörfü gerçekten çok seviyorum ve kopamıyorum, bir aşk gibi, o zaman kabul etmek zorunda kaldı.

En büyük hayalim kendi yerimi kurmak… Bunu da biliyorlar.

ASPCKaç sene oldu Çeşme’ye geleli?

Sekiz yıldır buradayım.

ASPC’ye geçiş nasıl oldu?

Ben eski iş yerimde dört sene çalıştım. Sonra da buradan teklif gelince hoşuma gitti çünkü imkânlar daha farklı. Gerek malzeme, gerek iş ortamı olarak bir önceki iş yerime göre koşullar daha iyiydi. Ama eski patronumla söz verdiğim süre sonuna kadar çalıştım. Sezonu tamamladım. Ardından ayrıldım. Onları zor durumda bırakmamaya dikkat ettim.

Nereden nereye değil mi?

Gerçekten öyle. Bu istemekle alakalı. Ben Port Alaçatı’da çalışırken günde 8-9 ton taş kırardım. Her balyozu taşa vurduğumda gözüm sudaydı. Bir gün ben de bu yarışçılar gibi suda gidip geleceğim diyordum.

Abdurrahim Korkmaz

Çocuklarla çok iyi bir iletişiminiz var. Bizim ekip size bayılıyor. Müthiş bir güven ve gurur hissi var. Bunu nasıl başarıyorsunuz?

Bu herhalde aileden gelen bir şey. Ben çocukları melek olarak görüyorum. Belirli bir yaşa kadar çocuklar neyse odur. Sen onlara nasıl yaklaşırsan onlar da sana öyle yaklaşır. Aynı şey diğer canlılarda, hayvanlarda da var mesela. Yaklaştığın an seni hisseder ve ona göre davranır. Çocuklar da senin kalbini hissedebilir. Çocuk çocuktur. Kızılmaz. Bir şey yaptıysa da bilmeden yapmıştır. Kızmamak lazım. Çocukları gerçekten çok seviyorum. Ağabeylerimin çocuklarına da bakmayı çok severdim.

ASPC

Sörfe ideal başlama yaşı var mı?

Bence en ideali on yaş ama sekiz  yaş ve üzerinde de ufak ufak başlanılabilir. Bu biraz da çocuğa bağlı. Örneğin Maya geçen sene yedi  yaşında başlayabildi çünkü çok seviyor, dikkatle dinliyordu.  Geçen sene başladığında  zorlansa da, şimdi mesela yeri geliyor, 2.5’luk (2.5 metrekare) yelkenle gayet güzel gidip geliyor. İstemesi, doğru insanla suya çıkması da önemli.  Çocuklara sörfü onları korkutmadan, doğru malzeme ile tanıştırmak ilk tecrübelerinin olumlu olmasını sağlıyor.

Çocuğun istemesi ise olmazsa olmaz. Güçlü olması, anlatılanı dikkatle dinleyip uygulayabilmesiyse işin temeli.

Ben sörfü ilk defa geçen sene, Maya vesilesiyle denedim. Sörfe en geç kaç yaşında başlanır?

Bence öyle bir yaş yok. Geçen sene torununu getiren 65 yaşında bir dedeye bile öğrettim. O kadar keyifle seyrediyordu ki…  Bir gün “Hocam keşke ben de genç olsaydım da öğrenseydim,” dedi. “Gerçekten istiyorsanız ben size öğretirim,”dedim. Tabii ki genç bir insanın yaptıklarını yapamayacak. Yapmamalı zaten. Ama keyif alacağı kadar sörf yapabilir.  Zaman içerisinde trapez bile taktık. Karşı adaya kadar gidebildi.  Ve şimdi torunuyla ortak bir spor yapıyor. Çok büyük keyif.

Engel yok yani…

Kesinlikle yok.Geçen gün resepsiyona görme engelli 22 yaşında genç birisi gelip, sörf yapmak istediğini söyledi.  Gerçekten çok istiyordu. Ben de, “Tamam ben size sörfü denettiririm, öğretirim ama ortamın çok müsait olması lazım,” dedim. Suda kimse olmamalı. Belirli sınırlar içerisinde yapabilir tabii ki… Bu yüzden 15 Eylül’den sonra deneyeceğiz. İsteyince yapılabilir. Neden olmasın?

ASPC

Bugüne kadarki gözlemlerinizi düşünerek, ebeveynlere ne önerirsiniz? Sizce atladıkları ya da yanlış yaptıkları bir şey var mı?

Çocuklarına onların istemedikleri, hazır olmadıkları bir şey yaptırmamaları gerekiyor.  Geçen sene on yaşında bir öğrencim, suya ayağını basar basmaz ağlamaya başladı. Korktuğunu, sörf yapmak istemediğini söyledi. Ben de hiç zorlamadım. Hemen karaya çıktık. Biraz onunla sohbet ettikten sonra, anne ve babasını çağırıp, “Çocuğunuzun sörf yapmasını istiyorsanız,  birinizden birinin sörf öğrenmesi gerekiyor. Çünkü çocuklar ebeveynlerinin aynasıdır. Onlar ne yaparsa, çocuk da bunu örnek alır. Çocuğunuzu hiç zorlamayalım,” dedim.

Annesi öğrenmeye gönüllü oldu.

İkinci gün çocuğu board’umun üzerine çıkarttım. Annesiyle ders yaparken, o da benimle yakından izlesin istedim.

Üçüncü gün çocuk kendiliğinden annesine kendisinin de sörf yapmak istediğini söylemiş.

Özetle, çocuğun istemesi çok önemli. Ancak İmkânlar el verdiğince çocukları bu ortama getirmek bence çok faydalı. Çünkü sörf ile hem spor yapıyorlar, hem deniz ve güneşten faydalanıyorlar, hem de doğayı tanıyorlar. Üstelik çok sosyal bir spor. Burada bizim öncelikle öğrettiğimiz, birbirine yardım etmektir. Birlikte board, yelken taşımak, birbirine destek olmak,… Arkadaş ortamı var burada.

Bir de  ebeveynlerin çocuklarıyla ortak spor yapmaları çok güzel bir şey. Mesela eşinizi ya da sizi sörf yaparken görürken Maya  çok gururlanıyor. Her hâlinden belli. Gözleriyle sizleri takip ediyor.  Bu da onu daha da motive ediyor.

Abdurrahim Korkmaz

İki senedir hayatınızda Güney Afrika var. Hatta geçen sene altı ay kaldınız. Nasıl başladı bu macera?

O da tabii sörf merakından başladı. İnternetten çok araştırma yapıyordum. Kim nerede, nasıl sörf yapıyor hep takip ediyordum. Bir de okyanusta, dev dalgalar arasında sörf yapma isteği vardı içimde. Neresi iyi diye bakarken, İngilizce öğrenme isteğim de olduğundan, en hesaplı  yer olarak bir arkadaşım Güney Afrika’yı önerdi. Gerçekten de diğer yerlerle karşılaştırıldığında rakamlar çok daha iyiydi.

Sörf boardlarımı, yelkenlerimi, kitesörf ekipmanlarımı hazırladım. Yaklaşık 100 kg. ağırlık vardı yanımda. Hatta Güney Afrika’ya varınca havaalanında  beni kalacağım yere götürebilecek araç bulmada çok zorlandım.

Güney Afrika, hayatımda verip verebileceğim en iyi karardı. Sörfüme, dünyaya bakış açıma, insanlığıma inanılmaz katkıları oldu. Her sene altı ay gidebilmeyi çok isterim. Geçen sene İngilizce dersinden tanıştığım arkadaşlarıma ufak ufak sörf dersleri vermeye başlayınca, bir grup oluştu. Herkes çok memnun kaldı.  Hatta az önce de resmi olarak sörf eğitmeni olmak üzere iş teklifi aldım. Bu tabii çok heyecan verici.

Güney Afrika her türlü spor için imkân sunuyor insana. Dağa çıkabilirsin, sörf, kitesörf, paddling, … Ne istersen yapabilirsin. Bu anlamda benim için bir cennet.

Abdurrahim KorkmazBir de Afrikalı çocuklarla fotoğraflarınızı gördüm. Dikkatimi çekti. Özel bir sebebi var mı?

Capetown İngiliz, Hollandalı ve Almanların yaşadığı çok gelişmiş bir yer olarak görülse de, gerçek halkın yaşadığı yerlerde fakirlik çok fazla. Teneke şehir var mesela. İnsanların gelir kaynağı yok.  En temel ihtiyaçlar, su, elektrik, tuvalet,… bunlar bile yok. Ben de orayı görmek, o insanlarla da tanışmak istiyordum. Okula danıştım. Onlar da bir yardım kuruluşuyla her hafta oraya gidebileceğimi söylediler. Benim de çok hoşuma gitti. Her hafta düzenli olarak oraya gidip, çocuklarla top oynuyorduk. Sonra evlerinde bir sıkıntı varsa tamir ediyorduk. Boya, badana, tamirat,… Ne gerekiyorsa yapıyorduk. Çocukların hepsi yetiştirme yurdunda kalıyorlardı. Anne ya da babaları HIV’den ötürü hasta olduklarından ölmüşler. Çoğu kimsesizdi. Bu nedenle haftada bir gün bile olsa oraya gidip, çocuklarla oynamaktan, onları mutlu etmekten çok hoşlanıyordum. Onlar da bizi dört gözle beklerdi.

Orada bu çocuklarla tanıştıktan sonra ülkesine geri dönememiş, yaz kış onlara yardım için çalışan insanlarla tanıştım. Unutulmaz bir tecrübeydi benim için.

 

4 Yorum
  1. Müge
    5 Ağustos 2014 | 11:56

    Defnecim,yine çok nefis bir yazıydı :) Çocukların böyle inanılmaz biriyle sörfe başlamış olması çok büyük bir şans bizim için..Apo hoca,çok az insanın başarabileceği bir şeyi gerçekleştirmiş,çok etkileyici bir yazıydı,çok teşekkürler.
    Müge

  2. Defne Ongun Müminoğlu
    6 Ağustos 2014 | 11:25

    Ben de hem onları hem bizi bu anlamda çok şanslı görüyorum Mügeciğim. Çok sevgiler :)

  3. Eski Toprak
    7 Ağustos 2014 | 12:18

    Harika bir röportaj. Çok çok etkilendim.
    Demek böyle insanlar da var, dedirtiyor insana, hele de
    bugünlerde umut oluyor.
    Çocuklarını bu tür etkinliklerle tanıştıran ailelere de ayrıca tebrikler. Helal olsun!

  4. Defne Ongun Müminoğlu
    8 Ağustos 2014 | 14:23

    Bence de çok etkileyici bir kişilik. Üstelik en güzel tarafı bunu son derece doğal, üçten geldiği gibi yapması. Yorum için çok teşekkürler :)

Yorumunuzu Yazın