Taze Taze Arınma Notları…

thb_nutritionaltherapy_2002

Bugün ANEL’de (“Aşk Meleğinin Aile Merkezi: Anael” başlıklı yazıma gözatmanızı öneririm)  harika bir seminer vardı. “Nutritional Therapy” başlıklı bu seminerde aktarılanlar artık daha sık duymaya başladığımız teşhis ve çözümleri içermekteydi.

Hastalandığımızda ya da vücudumuzun herhangi bir bölümünde sorun yaşadığımızda güvendiğimiz doktorumuza danışıp, gerekli testleri yaptırıp, uygun görülen ilaçları alıp iyileşmeye ve hayatımıza devam etmeye çalışırız. Ben de bu tarz yaklaşımı benimsemiş kişilerdenim.Doktorumun söyledikleri benim için çok önemlidir ve çoğunlukla doğruluğunu fazla sorgulamam.

Fakat bazı sorunlar tekrar eder. Neler mi? Mesela baş ağrıları, uykusuzluk, gaz, kronik yorgunluk, cilt sorunları, hazımsızlık, depresyon, solunum yolu problemleri, alerjiler,…

İşte bu noktada modern tıbbın ilaçla yapılan semptomları giderici çözümleri yetersiz kalabiliyor. Destekleyici yaklaşımlara açık olmak gerekiyor.

İşte bugünkü seminerde konunun uzmanı Marlene Bronté bize bu yaklaşımların ne olduğunu, yiyeceklerden nasıl faydalanabileceğimizi çok özet şekilde aktardı.

Bir sorunun çözülebilmesi için öncelikle bu sorunu oluşturan kaynağı belirlemek gerekiyor. Marlene Bronté’nin üzerinde durduğu sorun kaynağı vücudumuzdaki toksinler. Doğduğumuz andan itibaren şu veya bu şekilde vücudumuzda biriken toksinleri vücut atamadığı takdirde belirli bir süre sonra, süreklilik arz eden sorunlar ortaya çıkmaya başlıyor. Belki bunun farkına varamıyoruz bile. “Çok gazım var son günlerde” diye şikayetçi olan kaç kişi var etrafınızda? Benim oldukça çok. Ya da “Şu aralar başım felaket ağrıyor. Lodos mu var acaba?” tarzı konuşmaları sık sık duyarız.

Peki toksinler nerelerden geliyor?  Tabii ki büyük şehirlerdeki kirlenme ve hormonlu ürünler büyük bir kaynak. Beni şaşırtan dişlerimizdeki siyah dolgularımız. Cıva kaynağı olması nedeniyle toksik bir malzemeymiş.  Paraben, alkol, sigara, kuru temizleme esnasında kullanılan kimyasallar, aldığımız ilaçlar, şeker ve şekerli gıdalar, aşırı stress, kafein, makyaj malzemeleri, vücut kremleri,…

Şöyle bir bakınca insanın “Yani her şey!” diyesi geliyor. Gerçekten de öyle. Ve tüm bunları bilmemize rağmen izole bir hayat yaşayamıyoruz. Böyle bir kararı almak da uygulamak da kolay değil. Peki ne yapacağız? Vücudumuzun bu toksinlerden arınmasına yardımcı olacağız.

Marlene Bronte

 

Marlene bu noktada bizi uyarma ihtiyacı duyuyor: “Haftalık arınma programları uzun soluklu çözüm getirmez. Üstelik bir sorunu çözer gibi görünse de vücutta o an fark edemediğimiz başka bir problem yaratıyor olabilir.”

“Gerçek arınma sistemi konunun uzmanı ile birebir çalışmayı gerektirir ve en az bir seneye ihtiyaç vardır. Çünkü her kişinin vücudu farklıdır. Sunulan çözümlere vereceği tepki de farklı olur. Bir kişide işe yarayan bir teknik, başkasında yaramayabilir. İnce ince üzerinde çalışılması gereken bu sistemin bir seneden önce tam anlamıyla vücudu arındırması beklenmemelidir. Düşünün ki 20-25 sene ve hatta belki de daha fazla zamandır vücudunuzda oluşan bir birikimden bahsediyoruz.” diye ekliyor.

“Sihirli haplara inanmayın, tek yönlü beslenme ile önerilen arınma programlarına sakın yönlenmeyin. Vücudunuza yarardan çok zarar verirsiniz” diyor. Bu anlatılanlar bana son derece mantıklı geliyor.

Kilo vermek, selülitlerden (kadınlar için) kurtulmak için nasıl harika bir formül yoksa, bu da aynı yaklaşımla zaman alan, emek isteyen bir çalışma gerektiriyor. Spor yapmadan, dengeli beslenmeden yağlarınızdan kurtulamıyorsunuz. Bunu bir yaşam şekli hâline getirmeden de sürekliliği, kalıcılığı sağlayamıyorsunuz.

Her kişiye, her verilen faydalı olmasa da, bazen yararlı diye bilinen gıdalar bir vücutta sorun yaratabiliyor olsa da, bazı temel unsurlar var bilinmesi gereken.

Arınmaya yardımcı olan gıdalar nedir dersek, en başta meyve ve sebzeler geliyor. Taze, yani pişmemiş olanlar daha bile iyi. Omega 3 yine istenilenlerden. Ve son olarak da posalı yiyecekler.

İçeceklere gelirsek, en başta su, bol bol su. Ardından yeşil çay geliyor. Antioksidan içeriğiyle çok faydalı. Ve sebze suları. Günde beş tane havuç tüketmeniz – eğer gerekliyse – bir hayli zorken, beş havucun suyunu içebiliyorsunuz (posasını atmayın sakın, içeceğinize geri katın)

Toksinleri arttırıcı yiyeceklerden örnek vermemiz gerekirse, en başta en belalısı olan şeker var. Şekeri pek çok şekilde alabiliyoruz. Yediğimiz kek, kurabiye, pasta, tatlı, içtiğimiz bira, şarap, likörler,.. Hepsi birer şeker kaynağı ve toksik.

Diğer yandan kafein, ister kolalı içeceklerden, ister kahve ya da siyah çaydan olsun, kefein vücutta birikim oluşturan bir madde.

Gıda boyaları – doğal olmayanlarından bahsediliyor.

Ve et. Kimi insan, özellikle çocuklar için et gerekliyken, yaş ilerledikçe tüketimine dikkat edilmesi gereken ürünlerden.

Arınmanın tek şekli beslenme ile mi oluyor? derseniz, Marlene, cildi keseleme, egzersiz, sauna, hamam, buhar banyosu, vitamin ve bitki destekleri (mutlaka bir uzmanın size özel yapacağı çalışma sonrası alınacak şekilde) gibi diğer arınma şekillerini de belirtti.

Arınmanın da bazen yan etkileri olabiliyormuş vücutta. Örneğin baş ağrısı, bulantı, sık idrara çıkma, gaz ve sindirim sisteminde oluşabilen rahatsızlıklar.

Seminerin ardından bize ikram edilen yeşil çayımızı yudumlayıp kuru meyvelerden atıştırırken, bir kişi benim de çok merak ettiğim bir soruyu sordu: “Peki ya organik gıdalar???” İnansak mı inanmasak mı, alsak mı almasak mı…

Marlene sertifikalı satış yerlerinden alınacak mevsim sebze ve meyvelerinin diğerlerine göre 40% oranda daha fazla antioksidan barındırdığının artık kanıtlandığını belirtti. Bu da benim için daha düzenli Bomonti Organik Pazar yolu göründü demek oluyor!

Bu arada arınma programı çocuklar ve gençler için de yapılabiliyormuş. Çocuklarda problemin kaynağı keşfedilse de uygulatabilmek konusunda sorun çıkabiliyor doğal olarak.

Daha detaylı bilgi almak isteyenler için Marlene Bronté’ye nutritionalmedicine@hotmail.com e-mail adresinden ulaşabilirsiniz.

Bu vesile ile böylesine önemli bir seminere ev sahipliği yaptığı için ANAEL’e buradan tekrar teşekkür etmek istiyorum.

ANAEL’in diğer seminerlerini takip etmek isterseniz: www.anael.com.tr

Hepimize toksinlerden arınmış, sağlıklı beden ve ruhlar dilerim.

2 Yorum
  1. Tamer Gişan
    23 Şubat 2012 | 01:31

    Merhaba Defne Hanım, vücudu toksinlerden arındırmanın son zamanlarda bildiğim bir farklı yolu daha var. Sizin de bahsettiğiniz gibi destekleyici yaklaşımlar manasında; eski adıyla alternatif, yeni ve doğru adıyla destekleyici ya da tamamlayıcı tıp olarak adlandırılan ve teknik cihazlarla gerçekleştirilen bazı terapiler mevcut. Ve özellikle çalışma alanlarının başlarında da vücuttan toksinlerin atılması yer alıyor. Etki etme süresi daha kısa. Değişik kişilerde değişik metodların fayda göstermesi sebebiyle bu metodun da göz önünde bulundurulmasının iyi olabileceğini düşünüyorum.

  2. Defne Ongun Müminoğlu
    23 Şubat 2012 | 23:03

    Paylaşımınız için teşekkürler Tamer Bey.

Yorumunuzu Yazın

Taze Taze Arınma Notları…

thb_nutritionaltherapy_2002

Bugün ANEL’de (“Aşk Meleğinin Aile Merkezi: Anael” başlıklı yazıma gözatmanızı öneririm)  harika bir seminer vardı. “Nutritional Therapy” başlıklı bu seminerde aktarılanlar artık daha sık duymaya başladığımız teşhis ve çözümleri içermekteydi.

Hastalandığımızda ya da vücudumuzun herhangi bir bölümünde sorun yaşadığımızda güvendiğimiz doktorumuza danışıp, gerekli testleri yaptırıp, uygun görülen ilaçları alıp iyileşmeye ve hayatımıza devam etmeye çalışırız. Ben de bu tarz yaklaşımı benimsemiş kişilerdenim.Doktorumun söyledikleri benim için çok önemlidir ve çoğunlukla doğruluğunu fazla sorgulamam.

Fakat bazı sorunlar tekrar eder. Neler mi? Mesela baş ağrıları, uykusuzluk, gaz, kronik yorgunluk, cilt sorunları, hazımsızlık, depresyon, solunum yolu problemleri, alerjiler,…

İşte bu noktada modern tıbbın ilaçla yapılan semptomları giderici çözümleri yetersiz kalabiliyor. Destekleyici yaklaşımlara açık olmak gerekiyor.

İşte bugünkü seminerde konunun uzmanı Marlene Bronté bize bu yaklaşımların ne olduğunu, yiyeceklerden nasıl faydalanabileceğimizi çok özet şekilde aktardı.

Bir sorunun çözülebilmesi için öncelikle bu sorunu oluşturan kaynağı belirlemek gerekiyor. Marlene Bronté’nin üzerinde durduğu sorun kaynağı vücudumuzdaki toksinler. Doğduğumuz andan itibaren şu veya bu şekilde vücudumuzda biriken toksinleri vücut atamadığı takdirde belirli bir süre sonra, süreklilik arz eden sorunlar ortaya çıkmaya başlıyor. Belki bunun farkına varamıyoruz bile. “Çok gazım var son günlerde” diye şikayetçi olan kaç kişi var etrafınızda? Benim oldukça çok. Ya da “Şu aralar başım felaket ağrıyor. Lodos mu var acaba?” tarzı konuşmaları sık sık duyarız.

Peki toksinler nerelerden geliyor?  Tabii ki büyük şehirlerdeki kirlenme ve hormonlu ürünler büyük bir kaynak. Beni şaşırtan dişlerimizdeki siyah dolgularımız. Cıva kaynağı olması nedeniyle toksik bir malzemeymiş.  Paraben, alkol, sigara, kuru temizleme esnasında kullanılan kimyasallar, aldığımız ilaçlar, şeker ve şekerli gıdalar, aşırı stress, kafein, makyaj malzemeleri, vücut kremleri,…

Şöyle bir bakınca insanın “Yani her şey!” diyesi geliyor. Gerçekten de öyle. Ve tüm bunları bilmemize rağmen izole bir hayat yaşayamıyoruz. Böyle bir kararı almak da uygulamak da kolay değil. Peki ne yapacağız? Vücudumuzun bu toksinlerden arınmasına yardımcı olacağız.

Marlene Bronte

 

Marlene bu noktada bizi uyarma ihtiyacı duyuyor: “Haftalık arınma programları uzun soluklu çözüm getirmez. Üstelik bir sorunu çözer gibi görünse de vücutta o an fark edemediğimiz başka bir problem yaratıyor olabilir.”

“Gerçek arınma sistemi konunun uzmanı ile birebir çalışmayı gerektirir ve en az bir seneye ihtiyaç vardır. Çünkü her kişinin vücudu farklıdır. Sunulan çözümlere vereceği tepki de farklı olur. Bir kişide işe yarayan bir teknik, başkasında yaramayabilir. İnce ince üzerinde çalışılması gereken bu sistemin bir seneden önce tam anlamıyla vücudu arındırması beklenmemelidir. Düşünün ki 20-25 sene ve hatta belki de daha fazla zamandır vücudunuzda oluşan bir birikimden bahsediyoruz.” diye ekliyor.

“Sihirli haplara inanmayın, tek yönlü beslenme ile önerilen arınma programlarına sakın yönlenmeyin. Vücudunuza yarardan çok zarar verirsiniz” diyor. Bu anlatılanlar bana son derece mantıklı geliyor.

Kilo vermek, selülitlerden (kadınlar için) kurtulmak için nasıl harika bir formül yoksa, bu da aynı yaklaşımla zaman alan, emek isteyen bir çalışma gerektiriyor. Spor yapmadan, dengeli beslenmeden yağlarınızdan kurtulamıyorsunuz. Bunu bir yaşam şekli hâline getirmeden de sürekliliği, kalıcılığı sağlayamıyorsunuz.

Her kişiye, her verilen faydalı olmasa da, bazen yararlı diye bilinen gıdalar bir vücutta sorun yaratabiliyor olsa da, bazı temel unsurlar var bilinmesi gereken.

Arınmaya yardımcı olan gıdalar nedir dersek, en başta meyve ve sebzeler geliyor. Taze, yani pişmemiş olanlar daha bile iyi. Omega 3 yine istenilenlerden. Ve son olarak da posalı yiyecekler.

İçeceklere gelirsek, en başta su, bol bol su. Ardından yeşil çay geliyor. Antioksidan içeriğiyle çok faydalı. Ve sebze suları. Günde beş tane havuç tüketmeniz – eğer gerekliyse – bir hayli zorken, beş havucun suyunu içebiliyorsunuz (posasını atmayın sakın, içeceğinize geri katın)

Toksinleri arttırıcı yiyeceklerden örnek vermemiz gerekirse, en başta en belalısı olan şeker var. Şekeri pek çok şekilde alabiliyoruz. Yediğimiz kek, kurabiye, pasta, tatlı, içtiğimiz bira, şarap, likörler,.. Hepsi birer şeker kaynağı ve toksik.

Diğer yandan kafein, ister kolalı içeceklerden, ister kahve ya da siyah çaydan olsun, kefein vücutta birikim oluşturan bir madde.

Gıda boyaları – doğal olmayanlarından bahsediliyor.

Ve et. Kimi insan, özellikle çocuklar için et gerekliyken, yaş ilerledikçe tüketimine dikkat edilmesi gereken ürünlerden.

Arınmanın tek şekli beslenme ile mi oluyor? derseniz, Marlene, cildi keseleme, egzersiz, sauna, hamam, buhar banyosu, vitamin ve bitki destekleri (mutlaka bir uzmanın size özel yapacağı çalışma sonrası alınacak şekilde) gibi diğer arınma şekillerini de belirtti.

Arınmanın da bazen yan etkileri olabiliyormuş vücutta. Örneğin baş ağrısı, bulantı, sık idrara çıkma, gaz ve sindirim sisteminde oluşabilen rahatsızlıklar.

Seminerin ardından bize ikram edilen yeşil çayımızı yudumlayıp kuru meyvelerden atıştırırken, bir kişi benim de çok merak ettiğim bir soruyu sordu: “Peki ya organik gıdalar???” İnansak mı inanmasak mı, alsak mı almasak mı…

Marlene sertifikalı satış yerlerinden alınacak mevsim sebze ve meyvelerinin diğerlerine göre 40% oranda daha fazla antioksidan barındırdığının artık kanıtlandığını belirtti. Bu da benim için daha düzenli Bomonti Organik Pazar yolu göründü demek oluyor!

Bu arada arınma programı çocuklar ve gençler için de yapılabiliyormuş. Çocuklarda problemin kaynağı keşfedilse de uygulatabilmek konusunda sorun çıkabiliyor doğal olarak.

Daha detaylı bilgi almak isteyenler için Marlene Bronté’ye nutritionalmedicine@hotmail.com e-mail adresinden ulaşabilirsiniz.

Bu vesile ile böylesine önemli bir seminere ev sahipliği yaptığı için ANAEL’e buradan tekrar teşekkür etmek istiyorum.

ANAEL’in diğer seminerlerini takip etmek isterseniz: www.anael.com.tr

Hepimize toksinlerden arınmış, sağlıklı beden ve ruhlar dilerim.

2 Yorum
  1. Tamer Gişan
    23 Şubat 2012 | 01:31

    Merhaba Defne Hanım, vücudu toksinlerden arındırmanın son zamanlarda bildiğim bir farklı yolu daha var. Sizin de bahsettiğiniz gibi destekleyici yaklaşımlar manasında; eski adıyla alternatif, yeni ve doğru adıyla destekleyici ya da tamamlayıcı tıp olarak adlandırılan ve teknik cihazlarla gerçekleştirilen bazı terapiler mevcut. Ve özellikle çalışma alanlarının başlarında da vücuttan toksinlerin atılması yer alıyor. Etki etme süresi daha kısa. Değişik kişilerde değişik metodların fayda göstermesi sebebiyle bu metodun da göz önünde bulundurulmasının iyi olabileceğini düşünüyorum.

  2. Defne Ongun Müminoğlu
    23 Şubat 2012 | 23:03

    Paylaşımınız için teşekkürler Tamer Bey.

Yorumunuzu Yazın