The Invisible String

thb_invisiblestring_1108201

Geçenlerde kızıcık “Ben hiç evlenmeyeceğim!” dedi. Nereden çıktı bu cümle birdenbire şaşırdım açıkcası.

“Hayatım daha biraz erken değil mi bu konuyu düşünmek için, daha altı yaşındasın. Hem zaten istemezsen evlenmezsin, herkesin evlenmesi de şart değil.” dedim (Hani modern, ileri görüşlü ebeveyn olacağım ya…)

“Yok yok ben evlenmeyeceğim.” dedi gayet kesin bir şekilde. Hay Allah, bir hata mı ettik eşimle acaba diye düşündüm. Hani öyle tartışan, sorunlu bir çift de değiliz. Tam tersi aslında. Evimiz huzurludur, Mayacık gergin bir ortamda büyümüyor.

Biraz daha kurcaladıktan sonra, sebebini söyledi nihayet.

“Senden ayrılmak istemiyorum.”

Kendi ayakları üzerinde durabilecek, bağlı ama bağımlı olmayacak bir çocuk yetiştirmeye çalışırken, duyduğum bu cümle gururumu okşasa da çok mutlu etmedi, edemedi açıkcası.

Çünkü sene içerisinde okula giderken ya da çeşitli ortamlarda benden uzaklaşması gerektiğinde yaşadığımız zor durumları da özetliyordu.

“Annelerle kızları hiç ayrılmazlar biliyor musun Mayacığım?” dedim bir anlık duraksamadan sonra. Bak bize mesela. Teyzen yurt dışında, ben İstanbul’dayım, anneannen çoğunlukla Mersin’de. Ama bizler hep birlikteyiz aslında.

“Nasıl yani?” dedi haklı olarak.

“Yani vücularımız aynı yerde olmasa da, birbirimizi düşünüyoruz, kalbimiz birbirimiz için pıt pıt atıyor, bir sevincimiz ya da bir sıkıntımız olsa hemen birbirimizi arıyoruz, yazıyoruz, mutlaka paylaşıyoruz ta ki kendimizi iyi hissedene kadar.” diye anlatmaya çalıştım.

Sessizlik içinde dinledi beni bızdık. Ne kadar ikna olduğunu henüz bilmiyorum ama bu temayı ufak ufak işlemeye karar verdim.

Bu noktada bana yardımcı olan bir kitaptan bahsetmek istiyorum aslında.

Patrice Karst tarafından yazılmış bu harika kitabın ismi The Invisible String, yani “Görünmeyen İp”.

Hikâye çocuklara ve büyüklere hiçbir zaman gerçek anlamda yalnız olmadıklarını anlatıyor. Birbirini seven insanların mesafelerden bağımsız olarak, birbirlerine karşı duydukları kuvvetli sevgi bağından ötürü yakın olduklarını güzel bir kurguyla sunuyor.

Patrice Karst, bu kitabı sevdiklerinden uzak olmaktan endişe duyan çocuklar için yazmış.

Hikâyenin içeriğine gelince, ikiz kardeşler Liza ve Jeremy gece uyurken çok kuvvetli bir yağmur başlıyor ve gök gürültüsü onları uyandırıyor. Annelerine koşuyorlar korkuyla.

Anneleri sesin sadece gök gürültüsü olduğunu ve yatağa dönebileceklerini söylüyor. Onlarsa annelerinin yanından uzaklaşmak istemiyorlar. Anneleri bu noktada onlara “Görünmeyen İp” ten bahsetmeye başlıyor.  Gerçekten bir ip tutarmış gibi yapıp, çocuklarına birbirini seven insanların her zaman bu görünmeyen ip sayesinde birbirine bağlı olduğunu anlatıyor. Okuldayken, arkadaşlarıyla oynarken, denizaltında balıkları seyrederken, dağın tepesindeyken, Paris’te bale yaparken, ormanda keşif yaparken veya uzayda dolaşırken,…

Üstelik bu görünmeyen ip ile kedilerine, arkadaşlarına, ölmüş amcalarına bile ulaşabiliyor, onlara sevgilerini aktarabiliyorlar.

“Görünmeyen İp” aslında sevginin ta kendisi ve onları hiç bırakmıyor.

Tüm bunları anneleriyle uzun uzun konuşan ve aldıkları bilgiyle rahatlayan ikizler yataklarına dönüp huzur içerisinde uyumaya başlıyorlar.

Bana çok güzel bir anlatım şekli gibi geldi. Denemeye kararlıyım. Ne dersiniz?

3 Yorum
  1. Tugba
    12 Ağustos 2012 | 12:25

    Defne, ayni durum, ayni soylemler bizde de var.
    Ama bence gelip gecici cunku ben kendimi de hatirliyorum ayni sekilde….

  2. EceEÜ
    29 Ağustos 2012 | 10:34

    ah ah diyeceğim sadece…
    iyi ki var o ip Defne’cik!
    :)

  3. sebnem
    29 Ağustos 2012 | 13:04

    defnecim,

    iyi ki varsin, kitap harika, fikir harika, pek cok duruma uyarlayabiliriz kocaman opucukler

Yorumunuzu Yazın

The Invisible String

thb_invisiblestring_1108201

Geçenlerde kızıcık “Ben hiç evlenmeyeceğim!” dedi. Nereden çıktı bu cümle birdenbire şaşırdım açıkcası.

“Hayatım daha biraz erken değil mi bu konuyu düşünmek için, daha altı yaşındasın. Hem zaten istemezsen evlenmezsin, herkesin evlenmesi de şart değil.” dedim (Hani modern, ileri görüşlü ebeveyn olacağım ya…)

“Yok yok ben evlenmeyeceğim.” dedi gayet kesin bir şekilde. Hay Allah, bir hata mı ettik eşimle acaba diye düşündüm. Hani öyle tartışan, sorunlu bir çift de değiliz. Tam tersi aslında. Evimiz huzurludur, Mayacık gergin bir ortamda büyümüyor.

Biraz daha kurcaladıktan sonra, sebebini söyledi nihayet.

“Senden ayrılmak istemiyorum.”

Kendi ayakları üzerinde durabilecek, bağlı ama bağımlı olmayacak bir çocuk yetiştirmeye çalışırken, duyduğum bu cümle gururumu okşasa da çok mutlu etmedi, edemedi açıkcası.

Çünkü sene içerisinde okula giderken ya da çeşitli ortamlarda benden uzaklaşması gerektiğinde yaşadığımız zor durumları da özetliyordu.

“Annelerle kızları hiç ayrılmazlar biliyor musun Mayacığım?” dedim bir anlık duraksamadan sonra. Bak bize mesela. Teyzen yurt dışında, ben İstanbul’dayım, anneannen çoğunlukla Mersin’de. Ama bizler hep birlikteyiz aslında.

“Nasıl yani?” dedi haklı olarak.

“Yani vücularımız aynı yerde olmasa da, birbirimizi düşünüyoruz, kalbimiz birbirimiz için pıt pıt atıyor, bir sevincimiz ya da bir sıkıntımız olsa hemen birbirimizi arıyoruz, yazıyoruz, mutlaka paylaşıyoruz ta ki kendimizi iyi hissedene kadar.” diye anlatmaya çalıştım.

Sessizlik içinde dinledi beni bızdık. Ne kadar ikna olduğunu henüz bilmiyorum ama bu temayı ufak ufak işlemeye karar verdim.

Bu noktada bana yardımcı olan bir kitaptan bahsetmek istiyorum aslında.

Patrice Karst tarafından yazılmış bu harika kitabın ismi The Invisible String, yani “Görünmeyen İp”.

Hikâye çocuklara ve büyüklere hiçbir zaman gerçek anlamda yalnız olmadıklarını anlatıyor. Birbirini seven insanların mesafelerden bağımsız olarak, birbirlerine karşı duydukları kuvvetli sevgi bağından ötürü yakın olduklarını güzel bir kurguyla sunuyor.

Patrice Karst, bu kitabı sevdiklerinden uzak olmaktan endişe duyan çocuklar için yazmış.

Hikâyenin içeriğine gelince, ikiz kardeşler Liza ve Jeremy gece uyurken çok kuvvetli bir yağmur başlıyor ve gök gürültüsü onları uyandırıyor. Annelerine koşuyorlar korkuyla.

Anneleri sesin sadece gök gürültüsü olduğunu ve yatağa dönebileceklerini söylüyor. Onlarsa annelerinin yanından uzaklaşmak istemiyorlar. Anneleri bu noktada onlara “Görünmeyen İp” ten bahsetmeye başlıyor.  Gerçekten bir ip tutarmış gibi yapıp, çocuklarına birbirini seven insanların her zaman bu görünmeyen ip sayesinde birbirine bağlı olduğunu anlatıyor. Okuldayken, arkadaşlarıyla oynarken, denizaltında balıkları seyrederken, dağın tepesindeyken, Paris’te bale yaparken, ormanda keşif yaparken veya uzayda dolaşırken,…

Üstelik bu görünmeyen ip ile kedilerine, arkadaşlarına, ölmüş amcalarına bile ulaşabiliyor, onlara sevgilerini aktarabiliyorlar.

“Görünmeyen İp” aslında sevginin ta kendisi ve onları hiç bırakmıyor.

Tüm bunları anneleriyle uzun uzun konuşan ve aldıkları bilgiyle rahatlayan ikizler yataklarına dönüp huzur içerisinde uyumaya başlıyorlar.

Bana çok güzel bir anlatım şekli gibi geldi. Denemeye kararlıyım. Ne dersiniz?

3 Yorum
  1. Tugba
    12 Ağustos 2012 | 12:25

    Defne, ayni durum, ayni soylemler bizde de var.
    Ama bence gelip gecici cunku ben kendimi de hatirliyorum ayni sekilde….

  2. EceEÜ
    29 Ağustos 2012 | 10:34

    ah ah diyeceğim sadece…
    iyi ki var o ip Defne’cik!
    :)

  3. sebnem
    29 Ağustos 2012 | 13:04

    defnecim,

    iyi ki varsin, kitap harika, fikir harika, pek cok duruma uyarlayabiliriz kocaman opucukler

Yorumunuzu Yazın