Walking On Eggs

İngilizcede sevdiğim bir söz bu “walking on eggs” – yani yumurtaların üzerinde yürümek. Sizce kırılmasından bu kadar korktuğumuz, bir yerden bir yere taşıyacağımız zaman ya özel bölmeli kutusuna koyduğumuz ya da ekstradan sarıp sarmaladığımız yumurtalar üzerinde yürümek mümkün mü?

Değil tabii ki…

Bizim bızdıklarla hayatımız da biraz böyle. Yeni nesil anneler (ve çoğu zaman babalar) her şeyi öylesine doğru, öylesine dengeli yapmaya çalışıyoruz ki sonunda dengemiz altüst oluyor ve kendimizi hedeflediğimizden bambaşka bir noktada buluyoruz.

Bir süre önce, hararetli bir tartışmanın içinde bulduk kendimizi. Aynı yaş gruplarında olan erkekli kadınlı bir grup ve anne-babalarımız oturmuş konuşuyorduk. Yakın zamanda bebeği olan bir arkadaşımız zamane ebeveynlerinin ne denli gereksiz girişimlerde bulunduğu hakkında görüşlerini bildirmeye başladı. Konu pedagoga gitmekti.

“Bizim zamanımızda pedagog mu varmış canım? Anne ve babalar disiplinli bir şekilde büyütürlermiş bizi. Bak taş gibi çıktık işte!” diye pedagoga gitmenin gereksiz bir adım olduğunu savunan arkadaşımızı babası gönülden destekledi.

“Tabii canım, şimdiki nesil her şey için bir doktora gidiyor. Para tuzağı bunların tümü.” dedi.

(Biraz Bill Cosby vari bir yorum. Geçenlerde Jay Leno Show’da zamane ebeveynlerini tatlı diliyle eleştiriyordu: “Torunumu köşede tek başına oturur görünce nedenini anlamak istedim. Kızım ‘time-out aldı’ dedi. Ona maç kaç kaç dedim!”)

Herkes konuyla ilgili yorum ve tecrübelerini paylaşmaya başladı birden. Çok komik bir görüntü içindeydik gerçekten. Herkesin söyleyecek ne çok lafı varmış… Cır cır başladık yine.

Ben bu düşünceyi pek doğru bulmayanlardanım. Dönemsel bazda, ağırlıklı olarak kendimi eğitmek için pedagoga gitme taraftarıyım. Mutlaka Maya’da bir sorun olması gerekmiyor. Eşim de aynı şekilde düşünüyor (ya da artık benim garipliklerime teslim oldu – sesini çıkartmıyor garibim.)
Eskiden pek çok şey farklı ele alınıyormuş. Nasıl her yenilik iyi demek değilse, aynı paralelde eski sistemlerin de kanıtlanmış en uygun çözümleri sunduğunu düşünmüyorum.

Tabii bu kadar net olmasa da fikrimi ben de beyan etmeden duramazdım.

“Valla biz destek alıyoruz, öncelikli olarak bizim için. Dönemsel olarak çocuğumuzla hangi oyunları oynayıp gelişimine destek verebileceğimizden, yine dönemsel yaşadığı sıkıntılara çözüm bulabilmek amacıyla. Ya da bazı geçişlerin daha acısız olabilmesi için. Mesela sütten kesmek, emziği bırakmak, okula başlamak gibi”

Arkadaşımız söylenenin bir bölümüne hak verdi: “Canım bir derdin varsa gidersin tabii. Ama yoksa ne diye gidicen, deli gibi para alıyorlar. Üstelik bir çok kitap var. Okursun uygularsın.”

Bizim de derdimiz aslında problem oluşmasını beklemeden, virajları yumuşak almak, kaza yapmamak, yumurtaları kırmamak. Zor tabii, bazen çok zor. İnsanın bazen sorularına cevap alamadığı ya da aldığı cevapların işe yaramadığı da oluyor. Çünkü her çocuk farklı ve her durum da farklı. Belirli durumda x yaş grubu şöyle davranır gibi bir genelleme size çözüm olamayabiliyor.

Maya ile ilk pedagoga gittiğimizde sanırım 11 aylıktı. Ben emzirmeye devam ediyordum. Pedagogumuzun ilk yaptığı bana emzirmeyi bırakma zamanının geldiğini ama bunun için öncelikle kendimi hazır hissetmem gerektiğini vurgulamak oldu. Yaptığımız o ilk görüşmede ağlamamak için kendimi zor tuttuğumu hatırlıyorum. Çünkü kızıcığım ile paylaştığımız en özel an emzirme anımızdı. Sadece ikimiz vardık ve o da ben de bundan büyük keyif alıyorduk. Kendimi hazırlamam 2 ayımı aldı. 13 aylıkken Maya’ya artık onu emzirmeyeceğim mesajını gece uyku öncesi seansımızda verdim. O da bir iki deneme sonrası hiç üstelemedi. Gayet kolay bir geçiş yaşadık. Zaten pek çok ek gıda alıyordu – sebze meyve pürelerini keyifle yiyordu. Bizimki daha farklı bir ihtiyaçtı. Fiziksel ihtiyacın çok ötesinde.

Dönemsel ziyaretlerimizde benim takıldığım ya da tereddütte kaldığım pek çok konuya cevap bulabildim. Uyku düzeninden, birey olma aşamaları, emziği bırakma sürecinden, bezden kurtulmaya kadar pek çok konuda aldığım yardım çok kıymetliydi. Bunun ötesinde önerilen kitapları da okuyunca insan bayağı bilgileniyor. Zaten “What To Expect” serisi ile çocuğunu belirli bir noktaya getiren bir anne olarak, özellikle güvendiğim bir kişinin önerdiği gelişim kitapları benim ilgi alanıma giriyor.

Fakaat şu da bir gerçek ki bazen kafalar oldukça karışıyor. Çok yakın zamanda yaşadığım tecrübe güzel bir örnek olabilir belki. Mayacıkla oyun oynamamı isteyen pedagogumuz bizi gözlemliyordu. Zaten gözlem altındayken pek doğal olamıyor insan. Ne Maya ne de kazık kadar olmuş annesi… Kızıcık hamurla oynamak istedi. İki renk vardı. Sarı ve beyaz. O kendine beyazı seçti, bana da sarı kaldı. Birlikte oyun oynamaktan benim anladığım hem sohbet etmek, hem de her ikimizin de bir şeyler yapması ve sonra birbirimizinki hakkında yorum yapmak. Bu mantıkla ben biraz da Maya’yı kendimce rahatlatmak için yine cır cır konuşmaya başladım.

“Sen ne yapıyorsun Mayacım?”

“Peki ben ne yapayım? Güneş yapsam ne dersin?”

“Bak benim güneşim tamam. Sen ne durumdasın?”,…

derkeeeen doktorumuz “Defne Hanım çok konuşuyorsunuz, fazla yorum yapıyorsunuz” dedi.

Çok şaşırmıştım. Benim birlikte oyundan anladığım buydu. Oysa yapılması gereken Maya’nın oyunu yönlendirmesini sağlayıp, sadece onu izlemek ve gerekli yerlerde beğeni ya da ilgi göstermekmiş. Bunun da nedeni zaten her durumda belirli bir çerçevede hareket etmeye zorlanan çocukların (uyandığı andan yatana kadar konulan kurallar, belirli sistemi olan oyunlar, okul hayatı, vs.) sadece ve sadece kendilerinin yönlendirdiği ve yarattığı bir oyunu oynayabilmeleri ve bu tecrübeyi edinebilmeleri. Ancak bu süre boyunca da tüm enerjimizle orada olduğumuzu ona hissettirmek… Bize rol verseler bile o karakterin ne yapması gerektiğini, ne söylemesi gerektiğini bızdığımıza sormamız gerekiyormuş.

Ne kadar komplike geliyor değil mi? Yani orada olacaksın ama aynı zamanda olmayacaksın. Yorum yapacaksın ama fazla yapmayacaksın falan tarzı, hem o, hem de bu şeklinde bir durum.

Böyle bakıldığında çok zorlandığım anlar oluyor gerçekten:

Hem disiplinli, hem sevecen olacaksın.

Hem bir şeyler öğretebildiğinden emin olacaksın, hem her oyununda öğretme çabası olmayacak.

Hem hayata hazırlayacaksın, zorlukların üstesinden gelsin diye, hem de zorlandığında arkasında kapı gibi annesi ve babasının olduğu hissini vereceksin.

Hem her ağladığında gerekli ilgiyi göstereceksin, hem de bu ilgiyi abartmayacaksın ki ağlamak alışkanlık halini almasın.

Hem atmakta zorlandığı adımda onu biraz iteceksin, hem de kötü düşüp sonrasında hayatta adım atmaktan korkmasına engel olacaksın.

Hem üzülmenin normal olduğunu göstereceksin, hem de üzüntünün, kederin içinde onu boğmayacaksın.

Hem sana kendini açabilecek kadar yakın hissedecek, hem de saygısından hiçbir şey eksilmeyecek.

Hem kuvvetli bir anne örneği görecek, hem de sıcacık bir anne kucağı yaşayacak.

Liste uzayıp gider, Defne yumurtaların üzerinde yürümeye devam eder…

2 Yorum
  1. Anonymous
    16 Ocak 2010 | 15:48

    Bizim üç oğlumuz da boylu boslu aklı başında çoçuklardır. Zaten şimdi hepsı de baba. pedegog, psikolog lafı gecince eşim her zaman ''biz oğlanları götürmedik bak işte kavruk kaldılar !!'' der ve gülüşürüz. Ben işi uzmanına danışmaktan yanayım . Bizim cocuk büyüttüğümüz devirde böyle bir imkan yoktu, biz de vazgeçilmez el kitabı olarak Doktor Spock ne derse onu yapardık. Hoş adam sonradan önerdikleri için özür diledi ya neyse..Ben cocuklarıma büyürlerken benden ne gibi şikayetleri olduğunu sorup cevap aldıktan sonra onlara sadece şunu söyledim. '' Onlar benim doğrularımdı, siz de sizin doğrularınızı evlatlarınıza uygulayacaksınız, biz sizin yetişmiş halinizi görebiliyoruz bakalım sizin cocuklarınız nasıl olacak.'' Olay bence budur, artık o doğruları pedagog mu söyler, kendiniz mi bulursunuz bilinmez. Yalnız şurası gerçek ki herkes bir birey olarak değişik ve ne kadar kitabi de olsanız bazı tiplere imkan yok istemediğini yaptıramıyorsunuz..Çok çeşitli olanaklar içinde çocuk yetiştiren anne ve babalara kolaylıklar diliyorum.
    BABAYE

  2. Anonymous
    20 Ocak 2010 | 11:29

    Bilgi her zaman güçtür. Eski günlere baktığımızda bazı yaptıklarımıza nasıl da gülüyoruz.
    Okumak, öğrenmek, bilmek gerek.
    Ama…sonra oturup kendi aklıyla düşünmek gerek, kendi aklının, kendi koşullarının terazisine koyup tartmak gerek, diye düşünüyorum.
    Bir çocuğun hayatındaki en önemli unsurun 'sevildiğini bilmek' olduğunu düşünüyorum.
    Mutlu bir evde, onu seven, ona güven veren bir anne babayla yaşayan bir çocuk hayata doğru adımlarla başlamış demektir.
    Ve çoksevdiğim (maalesef) İngilizce bir deyim,'when you care it shows', yani çocuk o sevgiyi bilecektir.
    Özetle, bu sevgi dolu ve gerçekten ilgili genç anne babalar bilgilensinler, yeni teknikleri öğrensinler ama verdikleri bu sevginin de tıpkı ana sütü gibi çocuklarını sarıp sarmaladığını, koruduğunu bilsinler ve olabildiğince kuşkulardan uzak kalsınlar. Bu güzel günlerinin tadını çıkarmaya baksınlar.

    Eski Toprak

Yorumunuzu Yazın

Walking On Eggs

İngilizcede sevdiğim bir söz bu “walking on eggs” – yani yumurtaların üzerinde yürümek. Sizce kırılmasından bu kadar korktuğumuz, bir yerden bir yere taşıyacağımız zaman ya özel bölmeli kutusuna koyduğumuz ya da ekstradan sarıp sarmaladığımız yumurtalar üzerinde yürümek mümkün mü?

Değil tabii ki…

Bizim bızdıklarla hayatımız da biraz böyle. Yeni nesil anneler (ve çoğu zaman babalar) her şeyi öylesine doğru, öylesine dengeli yapmaya çalışıyoruz ki sonunda dengemiz altüst oluyor ve kendimizi hedeflediğimizden bambaşka bir noktada buluyoruz.

Bir süre önce, hararetli bir tartışmanın içinde bulduk kendimizi. Aynı yaş gruplarında olan erkekli kadınlı bir grup ve anne-babalarımız oturmuş konuşuyorduk. Yakın zamanda bebeği olan bir arkadaşımız zamane ebeveynlerinin ne denli gereksiz girişimlerde bulunduğu hakkında görüşlerini bildirmeye başladı. Konu pedagoga gitmekti.

“Bizim zamanımızda pedagog mu varmış canım? Anne ve babalar disiplinli bir şekilde büyütürlermiş bizi. Bak taş gibi çıktık işte!” diye pedagoga gitmenin gereksiz bir adım olduğunu savunan arkadaşımızı babası gönülden destekledi.

“Tabii canım, şimdiki nesil her şey için bir doktora gidiyor. Para tuzağı bunların tümü.” dedi.

(Biraz Bill Cosby vari bir yorum. Geçenlerde Jay Leno Show’da zamane ebeveynlerini tatlı diliyle eleştiriyordu: “Torunumu köşede tek başına oturur görünce nedenini anlamak istedim. Kızım ‘time-out aldı’ dedi. Ona maç kaç kaç dedim!”)

Herkes konuyla ilgili yorum ve tecrübelerini paylaşmaya başladı birden. Çok komik bir görüntü içindeydik gerçekten. Herkesin söyleyecek ne çok lafı varmış… Cır cır başladık yine.

Ben bu düşünceyi pek doğru bulmayanlardanım. Dönemsel bazda, ağırlıklı olarak kendimi eğitmek için pedagoga gitme taraftarıyım. Mutlaka Maya’da bir sorun olması gerekmiyor. Eşim de aynı şekilde düşünüyor (ya da artık benim garipliklerime teslim oldu – sesini çıkartmıyor garibim.)
Eskiden pek çok şey farklı ele alınıyormuş. Nasıl her yenilik iyi demek değilse, aynı paralelde eski sistemlerin de kanıtlanmış en uygun çözümleri sunduğunu düşünmüyorum.

Tabii bu kadar net olmasa da fikrimi ben de beyan etmeden duramazdım.

“Valla biz destek alıyoruz, öncelikli olarak bizim için. Dönemsel olarak çocuğumuzla hangi oyunları oynayıp gelişimine destek verebileceğimizden, yine dönemsel yaşadığı sıkıntılara çözüm bulabilmek amacıyla. Ya da bazı geçişlerin daha acısız olabilmesi için. Mesela sütten kesmek, emziği bırakmak, okula başlamak gibi”

Arkadaşımız söylenenin bir bölümüne hak verdi: “Canım bir derdin varsa gidersin tabii. Ama yoksa ne diye gidicen, deli gibi para alıyorlar. Üstelik bir çok kitap var. Okursun uygularsın.”

Bizim de derdimiz aslında problem oluşmasını beklemeden, virajları yumuşak almak, kaza yapmamak, yumurtaları kırmamak. Zor tabii, bazen çok zor. İnsanın bazen sorularına cevap alamadığı ya da aldığı cevapların işe yaramadığı da oluyor. Çünkü her çocuk farklı ve her durum da farklı. Belirli durumda x yaş grubu şöyle davranır gibi bir genelleme size çözüm olamayabiliyor.

Maya ile ilk pedagoga gittiğimizde sanırım 11 aylıktı. Ben emzirmeye devam ediyordum. Pedagogumuzun ilk yaptığı bana emzirmeyi bırakma zamanının geldiğini ama bunun için öncelikle kendimi hazır hissetmem gerektiğini vurgulamak oldu. Yaptığımız o ilk görüşmede ağlamamak için kendimi zor tuttuğumu hatırlıyorum. Çünkü kızıcığım ile paylaştığımız en özel an emzirme anımızdı. Sadece ikimiz vardık ve o da ben de bundan büyük keyif alıyorduk. Kendimi hazırlamam 2 ayımı aldı. 13 aylıkken Maya’ya artık onu emzirmeyeceğim mesajını gece uyku öncesi seansımızda verdim. O da bir iki deneme sonrası hiç üstelemedi. Gayet kolay bir geçiş yaşadık. Zaten pek çok ek gıda alıyordu – sebze meyve pürelerini keyifle yiyordu. Bizimki daha farklı bir ihtiyaçtı. Fiziksel ihtiyacın çok ötesinde.

Dönemsel ziyaretlerimizde benim takıldığım ya da tereddütte kaldığım pek çok konuya cevap bulabildim. Uyku düzeninden, birey olma aşamaları, emziği bırakma sürecinden, bezden kurtulmaya kadar pek çok konuda aldığım yardım çok kıymetliydi. Bunun ötesinde önerilen kitapları da okuyunca insan bayağı bilgileniyor. Zaten “What To Expect” serisi ile çocuğunu belirli bir noktaya getiren bir anne olarak, özellikle güvendiğim bir kişinin önerdiği gelişim kitapları benim ilgi alanıma giriyor.

Fakaat şu da bir gerçek ki bazen kafalar oldukça karışıyor. Çok yakın zamanda yaşadığım tecrübe güzel bir örnek olabilir belki. Mayacıkla oyun oynamamı isteyen pedagogumuz bizi gözlemliyordu. Zaten gözlem altındayken pek doğal olamıyor insan. Ne Maya ne de kazık kadar olmuş annesi… Kızıcık hamurla oynamak istedi. İki renk vardı. Sarı ve beyaz. O kendine beyazı seçti, bana da sarı kaldı. Birlikte oyun oynamaktan benim anladığım hem sohbet etmek, hem de her ikimizin de bir şeyler yapması ve sonra birbirimizinki hakkında yorum yapmak. Bu mantıkla ben biraz da Maya’yı kendimce rahatlatmak için yine cır cır konuşmaya başladım.

“Sen ne yapıyorsun Mayacım?”

“Peki ben ne yapayım? Güneş yapsam ne dersin?”

“Bak benim güneşim tamam. Sen ne durumdasın?”,…

derkeeeen doktorumuz “Defne Hanım çok konuşuyorsunuz, fazla yorum yapıyorsunuz” dedi.

Çok şaşırmıştım. Benim birlikte oyundan anladığım buydu. Oysa yapılması gereken Maya’nın oyunu yönlendirmesini sağlayıp, sadece onu izlemek ve gerekli yerlerde beğeni ya da ilgi göstermekmiş. Bunun da nedeni zaten her durumda belirli bir çerçevede hareket etmeye zorlanan çocukların (uyandığı andan yatana kadar konulan kurallar, belirli sistemi olan oyunlar, okul hayatı, vs.) sadece ve sadece kendilerinin yönlendirdiği ve yarattığı bir oyunu oynayabilmeleri ve bu tecrübeyi edinebilmeleri. Ancak bu süre boyunca da tüm enerjimizle orada olduğumuzu ona hissettirmek… Bize rol verseler bile o karakterin ne yapması gerektiğini, ne söylemesi gerektiğini bızdığımıza sormamız gerekiyormuş.

Ne kadar komplike geliyor değil mi? Yani orada olacaksın ama aynı zamanda olmayacaksın. Yorum yapacaksın ama fazla yapmayacaksın falan tarzı, hem o, hem de bu şeklinde bir durum.

Böyle bakıldığında çok zorlandığım anlar oluyor gerçekten:

Hem disiplinli, hem sevecen olacaksın.

Hem bir şeyler öğretebildiğinden emin olacaksın, hem her oyununda öğretme çabası olmayacak.

Hem hayata hazırlayacaksın, zorlukların üstesinden gelsin diye, hem de zorlandığında arkasında kapı gibi annesi ve babasının olduğu hissini vereceksin.

Hem her ağladığında gerekli ilgiyi göstereceksin, hem de bu ilgiyi abartmayacaksın ki ağlamak alışkanlık halini almasın.

Hem atmakta zorlandığı adımda onu biraz iteceksin, hem de kötü düşüp sonrasında hayatta adım atmaktan korkmasına engel olacaksın.

Hem üzülmenin normal olduğunu göstereceksin, hem de üzüntünün, kederin içinde onu boğmayacaksın.

Hem sana kendini açabilecek kadar yakın hissedecek, hem de saygısından hiçbir şey eksilmeyecek.

Hem kuvvetli bir anne örneği görecek, hem de sıcacık bir anne kucağı yaşayacak.

Liste uzayıp gider, Defne yumurtaların üzerinde yürümeye devam eder…

2 Yorum
  1. Anonymous
    16 Ocak 2010 | 15:48

    Bizim üç oğlumuz da boylu boslu aklı başında çoçuklardır. Zaten şimdi hepsı de baba. pedegog, psikolog lafı gecince eşim her zaman ''biz oğlanları götürmedik bak işte kavruk kaldılar !!'' der ve gülüşürüz. Ben işi uzmanına danışmaktan yanayım . Bizim cocuk büyüttüğümüz devirde böyle bir imkan yoktu, biz de vazgeçilmez el kitabı olarak Doktor Spock ne derse onu yapardık. Hoş adam sonradan önerdikleri için özür diledi ya neyse..Ben cocuklarıma büyürlerken benden ne gibi şikayetleri olduğunu sorup cevap aldıktan sonra onlara sadece şunu söyledim. '' Onlar benim doğrularımdı, siz de sizin doğrularınızı evlatlarınıza uygulayacaksınız, biz sizin yetişmiş halinizi görebiliyoruz bakalım sizin cocuklarınız nasıl olacak.'' Olay bence budur, artık o doğruları pedagog mu söyler, kendiniz mi bulursunuz bilinmez. Yalnız şurası gerçek ki herkes bir birey olarak değişik ve ne kadar kitabi de olsanız bazı tiplere imkan yok istemediğini yaptıramıyorsunuz..Çok çeşitli olanaklar içinde çocuk yetiştiren anne ve babalara kolaylıklar diliyorum.
    BABAYE

  2. Anonymous
    20 Ocak 2010 | 11:29

    Bilgi her zaman güçtür. Eski günlere baktığımızda bazı yaptıklarımıza nasıl da gülüyoruz.
    Okumak, öğrenmek, bilmek gerek.
    Ama…sonra oturup kendi aklıyla düşünmek gerek, kendi aklının, kendi koşullarının terazisine koyup tartmak gerek, diye düşünüyorum.
    Bir çocuğun hayatındaki en önemli unsurun 'sevildiğini bilmek' olduğunu düşünüyorum.
    Mutlu bir evde, onu seven, ona güven veren bir anne babayla yaşayan bir çocuk hayata doğru adımlarla başlamış demektir.
    Ve çoksevdiğim (maalesef) İngilizce bir deyim,'when you care it shows', yani çocuk o sevgiyi bilecektir.
    Özetle, bu sevgi dolu ve gerçekten ilgili genç anne babalar bilgilensinler, yeni teknikleri öğrensinler ama verdikleri bu sevginin de tıpkı ana sütü gibi çocuklarını sarıp sarmaladığını, koruduğunu bilsinler ve olabildiğince kuşkulardan uzak kalsınlar. Bu güzel günlerinin tadını çıkarmaya baksınlar.

    Eski Toprak

Yorumunuzu Yazın