Yeni Sistemle Başa Çıkabilmek

thb_ebrubagran_27092012

Yeni eğitim sistemiyle ilgili kargaşa devam ederken, bu konuda atılan adımı geri döndürecek bir durumumuz olmadığına göre, ebeveynler olarak çocuklarımızı nasıl destekleyebileceğimiz konusuna odaklanmakta fayda var. Ama nasıl?

Tam bunları düşünürken Ebru Bağran benimle kontakt kurdu. Kendisi “Aile Psikolojik Danışmanlık ve Eğitim Merkezi”nde uzman psikolog danışman. 1.5 yaşında bir oğlu var. O da bir anne ve o da çocuğunun eğitimi için en iyisini isteyen bir ebeveyn. Yani kafamızdaki pek çok soruyu cevaplayabilecek, bizlere yol gösterebilecek bir kişi.

Ebru Hanım sorduğum sorulara sabırla ve detaylı bir biçimde cevap verdi. Uzun ve çok faydalı bir sohbet oldu. Daha fazla vaktinizi harcamamak adına, sizleri hemen Ebru Hanım ile başbaşa bırakıyorum :)

Ebru Hanım, “0 km.Bızdıklar” okurlarına kendinizi anlatır mısınız?

İstanbul Üniversitesi’nden 2004 yılında lisansımı ve pedogojik formasyon eğitimimi tamamlayarak mezun oldum. Yüksek lisansım, İstanbul Ticaret Üniversitesi‘nde “Uygulamalı Psikoloji” üzerine. Aile Psikolojik Danışmanlık ve Eğitim Merkezi’nde; oyun terapisi, öğrenme sürecinde karşılaşılan sorunlar, dikkat problemleri, sınav döneminde psikolojik destek  konuları üzerine çocuklar, gençler ve anne babalar ile çalışmalarımı sürdürüyorum.

Çocuk psikolojisinden her eğitim alan anlayabilir mi? Biraz kişilikle de alakalı diye düşünüyorum her zaman nedense. Doğru yaklaşımı sadece teorik olarak değil, içten gelen doğru hislerle yakalayabiliyorlar gibi bir düşüncem var. Bilmiyorum doğru mu…

Katılıyorum, çocukla çalışırken iç sesiniz size çok şey söyler. Çocukları sevmek ve işinize gönül vermek ilk şart. Bu kuralın sadece bizim için değil, çocukla etkileşimde olan her meslek kolunda geçerli olduğunu düşünüyorum. Öğretmen, okul yöneticisi, doktor, bakıcı… Zaten çocuklar bu konularda seçimlerini çok net belli ederler. Bir daha hastaneye gittiğinde o doktor amcasına gider, o öğretmenin dersi için can atar, haftasonu o bakıcı ablasının yolunu gözler…

İkinci olarak, çocukla aynı dili konuşabilmeyi, onun dünyasına girebilmeyi becerebilmelisiniz ki bu bizim işimiz için daha önde olması gereken bir özellik. Kişiliğin rolü de var tabii burada. Üniversiteden alınan teorik eğitim ve mesleki tecrübe de çok önemli. Bunu atlamamak gerekir. Bütün bu unsurları çocuğu anlamada bir bütün olarak düşünebiliriz.

Zor bir seneye başlıyoruz. 4+4+4 eğitim sistemi her ne kadar eleştirildiyse de uygulamaya apar topar konuldu. Uzmanlar pek de dinlenilmedi. Olan miniklere oluyor gibi geliyor bana. Siz bu konuda ne gibi zorluklar olduğunu düşünüyorsunuz?

Okul öncesi eğitim almadan ve zor şartlar altında eğitim-öğretim yapan okulların birinci sınıflarına başlayacak olan minikler okula hazır oluş ve adaptasyon döneminde zorluk yaşayabilirler haliyle. Üç yaşından itibaren okul öncesi kurumla tanışmış ve iyi bakım şartlarında, sevgi ortamında büyümüş çocukların daha az zorlanacağı inancındayım. Çünkü bir alt yapıya sahipler. Okul ortamıyla az çok  tanışmış durumdalar. Bilişsel, sosyal, fizyolojik ve duygusal anlamda sağlam bir temelle geliyorlar. Okul olgunluğuna ulaşmada bu unsurların hepsi çok önemlidir.

Okul olgunluğu tam olarak neyi ifade ediyor? Biraz açıklar mısınız?

Okul olgunluğu, bir çocuğun okul müfredatını öğrenebilmesi için optimum zamanı ifade eder. Yani en uygun zamanı. Gelişimin her aşamasında bir hazır oluş süreci gereklidir. Çocuk, daha önce yapamadığı becerileri bu hazır oluş sürecini tamamladığında birden yapabilmeye başlar. Yürüyebilmek, topa vurabilmek, kendi kendini besleyebilmek gibi…. 0-6 yaşda gelişim o kadar sistemli ve hızlı ilerler ki “yıl” ile değil “ay” ile değerlendirilir ve biz böylece yakından takip edebiliriz..Bu gelişimin her öğesi için böyle… Okul olgunluğu için de 72 ay diyoruz. Kolay adepte olmak, aileden ayrı kalma duygusuyla baş edebilmek, okul öncesi kurumla tanışmış olmak, güvenli bir aile yaşantısına sahip olmak bu süreci 66 aya indirebilir.

Bir çocuğun okula başlaması nasıl, hangi testler ve uygulamalarla belirlenir ya da belirlenmesi gerekir?

Bir çocuğun okula başlarken fizyolojik, duygusal, zihinsel ve sosyal anlamda okula ne ölçüde hazır olduğuna bakmak gereklidir. Bu, okula başlayan her çocuk için bir gerekliliktir. Böylelikle çocuğun güçlü ve geliştirilmesi gereken yanları ile ilgili, aile sürecin başında bilgi sahibi olur. Bu konuda uzman bir psikolojik danışman, psikolog ya da psikiyatrist; çocuğun güçlü yanlarının neler olduğu ve nasıl daha ileriye taşınabileceği, geliştirilmesi gereken yanları içinse neler yapılması gerektiği ve okul seçimi noktasında aileyi bilgilendirebilir.. Bu çocuğu akademik yaşama bir adım önde başlatır.

Okul olgunluğunu ölçen güvenilir ve yaygın  testler, kısa süreli hafıza, uzun süreli hafıza, dikkat, öğrenme hızı, kavram bilgisi, analitik düşünme becerisi, ince motor beceriler, konsantrasyon, dürtü kontrolü, görsel ve işitsel algı gibi akademik yaşamı etkileyen birçok faktör hakkında bilgi verir. Bu testler, çocuğun duygusal dünyası ve sosyal durumu ile ilgili de fikir verir. Testin skoru, uzmanın çocuk ile yaptığı görüşme ve test esnasında çocuğun tutumu bir bütün olarak değerlendirilmelidir.

Yeni eğitim sistemi

2007 doğumluları birinci sınıf seviyesine getirme esnasında çocukların psikolojisi açısından eğitimciler nelere dikkat etmeli?

2007 doğumluları birinci sınıfa kabul aşamasında, daha önce bahsettiğimiz okul olgunluğu testi ve bu testi yapan  uzmanın çocuk ile yaptığı görüşme ve gözlemin de payı olmalı. “Tamam, başlayabilir” dediğimiz andan itibaren burada edindiğimiz bilgiler üzerinden geliştirilmesi gereken yanlar  üzerinde durulmalı.

Okula alışma sürecine baktığımızda bu, her çocuk için aynı olmayacaktır.. Bazı öğrenciler, kolayca okula adapte olacaklardır. Bazı öğrenciler sadece ilk günlerde zorlanacak, sonrasında ailenin ve öğretmenlerin uygun tutumu ile okula uyum sağlamaya başlayacaktır.. Diğer bir grup öğrenci ise isteyerek başladığı okuldan bir süre sonrası kurallar, her gün gidilmesi gibi sebepler yüzünden sıkılacak ve gitmek istememeye başlayacaktır.. Bu durum özellikle çocuğa sınır koymada zorlanan ailelerde daha sık görülmektedir. Son bir grup ise baştan itibaren şiddetle okula gitmeyi reddedecektir. Bunun çocuğun okulda herhangi bir şeyden rahatsız olması, anne babanın aşırı koruyucu tutum sergilemesi, anneden ayrı kalma korkusuyla baş edememesi gibi sebepleri olabilir. Okul fobisi olarak adlandırılan bu durumda çocuğu zorlamadan kaçınmak bir yandan da kararlı ve tutarlı olabilmek  gerekir. Uzman desteği çözüme ulaşmada  fayda sağlayacaktır.

Okulun ilk zamanları tüm bu tablolarla karşılaşacak olan eğitimcilerin olabildiğince, okulların psikolojik danışmanlık birimleri ile işbirliği içerisinde çalışmaları gerekli. Öğrencinin okula alışma ile ilgili sıkıntısı olabildiğince erken fark edilebilmeli. Sınıf öğrenci sayıları, okulda çalışan rehber öğretmen sayısı gibi faktörler de burada etken mutlaka.

Biz veliler olarak onlara nasıl destek olmalıyız? Gerek okula başlama aşamasında, gerekse tüm sene boyunca…

Bu dönemde TV’de, aile ve dost sohbetlerinde, her yerde yeni eğitim sistemini ve olası aksaklıkları  konuşuyoruz. Çocuklarda konuşulanlara kulak misafiri oluyor haliyle. Bunun olmamasına dikkat etmek gerek. Okula başlayacak çocuklarımızın yanında mümkün olduğunca eğitim sistemi  ve okul ortamı ile ilgili endişelerin dile getirilmemesi gerekir.  Çünkü bu konuşulanlar, çocukta güvensizlik ve tedirginlik yaratır. Okul yaşantısına adaptasyonunu geciktirici bir unsur oluşturur. Aksine bu dönemde ev içinde olumlu bir hava estirilmeli, birlikte yapılan ufak tefek okul alışverişleri, okulla ilgili hikaye kitapları, ebeveynin motive edici ve güven verici konuşmaları ile çocuk okula heveslendirilmelidir.

Bunun yanında, velilerin çocukları ile iletişimi  sağlam olmalı. Şunu kastediyorum: çocuk anne babasına her şeyi rahatlıkla anlatabilmeli. Korkuyorsa korktuğunu, zorlanıyorsa zorlandığını…
Bu da ailedeki iletişim kanallarının açık olmasıyla mümkün. O’nu dinlemek yerine hep siz doğruları anlatmayı seçtiğinizde bu kanallar bir süre sonra kapanır. Çünkü çocuk yanlış olduğunu düşündüğü veya sizin tarafınızdan kabul görmeyeceğine inandığı gerçek duygularını gizleme eğilimine girer. Böyle bir tavır sorunların çözümünü zorlaştırır ve uzatır.

Be nedenle, anne babaların mümkün olduğunca çocuklarına karşı sevecen ve destekleyici bir tutum içinde olmalarını, yaşadığı duyguları onun gözünden anlamaya çalışmalarını öneririm.

Eğitim yaşları

Sizce sistemsel olarak bizde eksiklik ya da daha iyi olması gereken şeyler neler? Ne yapılabilir?

4+4+4 eğitim modelinin teorik ve hayata geçirme açısından daha iyi temellendirilmesini dilerim. Okul öncesi eğitimin üç yaş itibariyle başlatılmasının, müfredatının zenginleştirilmesinin ve bu hizmetin ülkenin her yanındaki çocuğa ulaştırılabilmesinin gerekliliğinin  daha da arttığını düşünüyorum.

Bu yılki birinci sınıflar içinse, veli–öğretmen iletişimini çok önemsiyorum. Olumlu, destekleyici bir dialog içinde olmalarını öneririm. Olası sıkıntıları aşarken iki tarafında empatik davranması gerekli. Çünkü öğretmen için de veli için de yeni bir durum ve alışmak zaman alacaktır.

Tüm öğretmenler çocuk psikolojisi okuyup, işin pratiğine hakim olabiliyorlar mı mesela? 

Öğretmenler, eğitim fakültelerinde verilen dersler içerisinde ya da pedogojik formasyon eğitimi alarak  bu bilgileri öğreniyorlar. Psikoloji mezunu bile olsanız okulda rehber öğretmen olarak görev yapmak için pedogojik formasyon eğitimi almalısınız. Çünkü buradaki bilgiler “eğitim pedogojisi” ile ilgili. İçeriğinde sınıf yönetimi, gelişim psikolojisi gibi dersler var. Ama tabii, söyleşinin başında da konuştuğumuz gibi bu bilgileri içselleştirmek, çocukları çok sevmek,  çocuklar ile  iletişime yatkın olmak gibi özellikler öne çıkıyor yine.

Küçük gruplarda ay farkı önemlidir. Yıllarca 72 ay ve sonrası öğrencileri okutmuş bir öğretmen aynı mantıkla 66 aylık çocuğa yaklaşırsa sorun yaşanır. Bildiğim kadarıyla Milli Eğitim Bakanlığı’nın öğretmenlere yönelik hazırlanmış birtakım bilgilendirici çalışmaları var. Ancak öğretmenin de bu konuda kendini geliştirmesi ve güncellemesi gerekir. Karşılaşacağı henüz bir oyun çocuğu çünkü…

Ebru Hanım’a verdiği bilgiler için çok teşekkür ediyoruz :)

Bu konuda olabilecek sorularınızı, aşağıdaki “yorum” bölümünü kullanarak bize iletirseniz, gelecek cevaba 0 km.Bızdıklar’da yer verme şansımız olur. Böylelikle benzer soruları olabilecek başkaları da faydalanır.

Sevgili Ebru Bağran ile direkt kontakt kurmak isterseniz,  iletişim bilgilerini aşağıda bulabilirsiniz:

ebru@ailedanismanlik.com  / www.epsist.org

İlk yorumu siz yapın :).

Yorumunuzu Yazın

Yeni Sistemle Başa Çıkabilmek

thb_ebrubagran_27092012

Yeni eğitim sistemiyle ilgili kargaşa devam ederken, bu konuda atılan adımı geri döndürecek bir durumumuz olmadığına göre, ebeveynler olarak çocuklarımızı nasıl destekleyebileceğimiz konusuna odaklanmakta fayda var. Ama nasıl?

Tam bunları düşünürken Ebru Bağran benimle kontakt kurdu. Kendisi “Aile Psikolojik Danışmanlık ve Eğitim Merkezi”nde uzman psikolog danışman. 1.5 yaşında bir oğlu var. O da bir anne ve o da çocuğunun eğitimi için en iyisini isteyen bir ebeveyn. Yani kafamızdaki pek çok soruyu cevaplayabilecek, bizlere yol gösterebilecek bir kişi.

Ebru Hanım sorduğum sorulara sabırla ve detaylı bir biçimde cevap verdi. Uzun ve çok faydalı bir sohbet oldu. Daha fazla vaktinizi harcamamak adına, sizleri hemen Ebru Hanım ile başbaşa bırakıyorum :)

Ebru Hanım, “0 km.Bızdıklar” okurlarına kendinizi anlatır mısınız?

İstanbul Üniversitesi’nden 2004 yılında lisansımı ve pedogojik formasyon eğitimimi tamamlayarak mezun oldum. Yüksek lisansım, İstanbul Ticaret Üniversitesi‘nde “Uygulamalı Psikoloji” üzerine. Aile Psikolojik Danışmanlık ve Eğitim Merkezi’nde; oyun terapisi, öğrenme sürecinde karşılaşılan sorunlar, dikkat problemleri, sınav döneminde psikolojik destek  konuları üzerine çocuklar, gençler ve anne babalar ile çalışmalarımı sürdürüyorum.

Çocuk psikolojisinden her eğitim alan anlayabilir mi? Biraz kişilikle de alakalı diye düşünüyorum her zaman nedense. Doğru yaklaşımı sadece teorik olarak değil, içten gelen doğru hislerle yakalayabiliyorlar gibi bir düşüncem var. Bilmiyorum doğru mu…

Katılıyorum, çocukla çalışırken iç sesiniz size çok şey söyler. Çocukları sevmek ve işinize gönül vermek ilk şart. Bu kuralın sadece bizim için değil, çocukla etkileşimde olan her meslek kolunda geçerli olduğunu düşünüyorum. Öğretmen, okul yöneticisi, doktor, bakıcı… Zaten çocuklar bu konularda seçimlerini çok net belli ederler. Bir daha hastaneye gittiğinde o doktor amcasına gider, o öğretmenin dersi için can atar, haftasonu o bakıcı ablasının yolunu gözler…

İkinci olarak, çocukla aynı dili konuşabilmeyi, onun dünyasına girebilmeyi becerebilmelisiniz ki bu bizim işimiz için daha önde olması gereken bir özellik. Kişiliğin rolü de var tabii burada. Üniversiteden alınan teorik eğitim ve mesleki tecrübe de çok önemli. Bunu atlamamak gerekir. Bütün bu unsurları çocuğu anlamada bir bütün olarak düşünebiliriz.

Zor bir seneye başlıyoruz. 4+4+4 eğitim sistemi her ne kadar eleştirildiyse de uygulamaya apar topar konuldu. Uzmanlar pek de dinlenilmedi. Olan miniklere oluyor gibi geliyor bana. Siz bu konuda ne gibi zorluklar olduğunu düşünüyorsunuz?

Okul öncesi eğitim almadan ve zor şartlar altında eğitim-öğretim yapan okulların birinci sınıflarına başlayacak olan minikler okula hazır oluş ve adaptasyon döneminde zorluk yaşayabilirler haliyle. Üç yaşından itibaren okul öncesi kurumla tanışmış ve iyi bakım şartlarında, sevgi ortamında büyümüş çocukların daha az zorlanacağı inancındayım. Çünkü bir alt yapıya sahipler. Okul ortamıyla az çok  tanışmış durumdalar. Bilişsel, sosyal, fizyolojik ve duygusal anlamda sağlam bir temelle geliyorlar. Okul olgunluğuna ulaşmada bu unsurların hepsi çok önemlidir.

Okul olgunluğu tam olarak neyi ifade ediyor? Biraz açıklar mısınız?

Okul olgunluğu, bir çocuğun okul müfredatını öğrenebilmesi için optimum zamanı ifade eder. Yani en uygun zamanı. Gelişimin her aşamasında bir hazır oluş süreci gereklidir. Çocuk, daha önce yapamadığı becerileri bu hazır oluş sürecini tamamladığında birden yapabilmeye başlar. Yürüyebilmek, topa vurabilmek, kendi kendini besleyebilmek gibi…. 0-6 yaşda gelişim o kadar sistemli ve hızlı ilerler ki “yıl” ile değil “ay” ile değerlendirilir ve biz böylece yakından takip edebiliriz..Bu gelişimin her öğesi için böyle… Okul olgunluğu için de 72 ay diyoruz. Kolay adepte olmak, aileden ayrı kalma duygusuyla baş edebilmek, okul öncesi kurumla tanışmış olmak, güvenli bir aile yaşantısına sahip olmak bu süreci 66 aya indirebilir.

Bir çocuğun okula başlaması nasıl, hangi testler ve uygulamalarla belirlenir ya da belirlenmesi gerekir?

Bir çocuğun okula başlarken fizyolojik, duygusal, zihinsel ve sosyal anlamda okula ne ölçüde hazır olduğuna bakmak gereklidir. Bu, okula başlayan her çocuk için bir gerekliliktir. Böylelikle çocuğun güçlü ve geliştirilmesi gereken yanları ile ilgili, aile sürecin başında bilgi sahibi olur. Bu konuda uzman bir psikolojik danışman, psikolog ya da psikiyatrist; çocuğun güçlü yanlarının neler olduğu ve nasıl daha ileriye taşınabileceği, geliştirilmesi gereken yanları içinse neler yapılması gerektiği ve okul seçimi noktasında aileyi bilgilendirebilir.. Bu çocuğu akademik yaşama bir adım önde başlatır.

Okul olgunluğunu ölçen güvenilir ve yaygın  testler, kısa süreli hafıza, uzun süreli hafıza, dikkat, öğrenme hızı, kavram bilgisi, analitik düşünme becerisi, ince motor beceriler, konsantrasyon, dürtü kontrolü, görsel ve işitsel algı gibi akademik yaşamı etkileyen birçok faktör hakkında bilgi verir. Bu testler, çocuğun duygusal dünyası ve sosyal durumu ile ilgili de fikir verir. Testin skoru, uzmanın çocuk ile yaptığı görüşme ve test esnasında çocuğun tutumu bir bütün olarak değerlendirilmelidir.

Yeni eğitim sistemi

2007 doğumluları birinci sınıf seviyesine getirme esnasında çocukların psikolojisi açısından eğitimciler nelere dikkat etmeli?

2007 doğumluları birinci sınıfa kabul aşamasında, daha önce bahsettiğimiz okul olgunluğu testi ve bu testi yapan  uzmanın çocuk ile yaptığı görüşme ve gözlemin de payı olmalı. “Tamam, başlayabilir” dediğimiz andan itibaren burada edindiğimiz bilgiler üzerinden geliştirilmesi gereken yanlar  üzerinde durulmalı.

Okula alışma sürecine baktığımızda bu, her çocuk için aynı olmayacaktır.. Bazı öğrenciler, kolayca okula adapte olacaklardır. Bazı öğrenciler sadece ilk günlerde zorlanacak, sonrasında ailenin ve öğretmenlerin uygun tutumu ile okula uyum sağlamaya başlayacaktır.. Diğer bir grup öğrenci ise isteyerek başladığı okuldan bir süre sonrası kurallar, her gün gidilmesi gibi sebepler yüzünden sıkılacak ve gitmek istememeye başlayacaktır.. Bu durum özellikle çocuğa sınır koymada zorlanan ailelerde daha sık görülmektedir. Son bir grup ise baştan itibaren şiddetle okula gitmeyi reddedecektir. Bunun çocuğun okulda herhangi bir şeyden rahatsız olması, anne babanın aşırı koruyucu tutum sergilemesi, anneden ayrı kalma korkusuyla baş edememesi gibi sebepleri olabilir. Okul fobisi olarak adlandırılan bu durumda çocuğu zorlamadan kaçınmak bir yandan da kararlı ve tutarlı olabilmek  gerekir. Uzman desteği çözüme ulaşmada  fayda sağlayacaktır.

Okulun ilk zamanları tüm bu tablolarla karşılaşacak olan eğitimcilerin olabildiğince, okulların psikolojik danışmanlık birimleri ile işbirliği içerisinde çalışmaları gerekli. Öğrencinin okula alışma ile ilgili sıkıntısı olabildiğince erken fark edilebilmeli. Sınıf öğrenci sayıları, okulda çalışan rehber öğretmen sayısı gibi faktörler de burada etken mutlaka.

Biz veliler olarak onlara nasıl destek olmalıyız? Gerek okula başlama aşamasında, gerekse tüm sene boyunca…

Bu dönemde TV’de, aile ve dost sohbetlerinde, her yerde yeni eğitim sistemini ve olası aksaklıkları  konuşuyoruz. Çocuklarda konuşulanlara kulak misafiri oluyor haliyle. Bunun olmamasına dikkat etmek gerek. Okula başlayacak çocuklarımızın yanında mümkün olduğunca eğitim sistemi  ve okul ortamı ile ilgili endişelerin dile getirilmemesi gerekir.  Çünkü bu konuşulanlar, çocukta güvensizlik ve tedirginlik yaratır. Okul yaşantısına adaptasyonunu geciktirici bir unsur oluşturur. Aksine bu dönemde ev içinde olumlu bir hava estirilmeli, birlikte yapılan ufak tefek okul alışverişleri, okulla ilgili hikaye kitapları, ebeveynin motive edici ve güven verici konuşmaları ile çocuk okula heveslendirilmelidir.

Bunun yanında, velilerin çocukları ile iletişimi  sağlam olmalı. Şunu kastediyorum: çocuk anne babasına her şeyi rahatlıkla anlatabilmeli. Korkuyorsa korktuğunu, zorlanıyorsa zorlandığını…
Bu da ailedeki iletişim kanallarının açık olmasıyla mümkün. O’nu dinlemek yerine hep siz doğruları anlatmayı seçtiğinizde bu kanallar bir süre sonra kapanır. Çünkü çocuk yanlış olduğunu düşündüğü veya sizin tarafınızdan kabul görmeyeceğine inandığı gerçek duygularını gizleme eğilimine girer. Böyle bir tavır sorunların çözümünü zorlaştırır ve uzatır.

Be nedenle, anne babaların mümkün olduğunca çocuklarına karşı sevecen ve destekleyici bir tutum içinde olmalarını, yaşadığı duyguları onun gözünden anlamaya çalışmalarını öneririm.

Eğitim yaşları

Sizce sistemsel olarak bizde eksiklik ya da daha iyi olması gereken şeyler neler? Ne yapılabilir?

4+4+4 eğitim modelinin teorik ve hayata geçirme açısından daha iyi temellendirilmesini dilerim. Okul öncesi eğitimin üç yaş itibariyle başlatılmasının, müfredatının zenginleştirilmesinin ve bu hizmetin ülkenin her yanındaki çocuğa ulaştırılabilmesinin gerekliliğinin  daha da arttığını düşünüyorum.

Bu yılki birinci sınıflar içinse, veli–öğretmen iletişimini çok önemsiyorum. Olumlu, destekleyici bir dialog içinde olmalarını öneririm. Olası sıkıntıları aşarken iki tarafında empatik davranması gerekli. Çünkü öğretmen için de veli için de yeni bir durum ve alışmak zaman alacaktır.

Tüm öğretmenler çocuk psikolojisi okuyup, işin pratiğine hakim olabiliyorlar mı mesela? 

Öğretmenler, eğitim fakültelerinde verilen dersler içerisinde ya da pedogojik formasyon eğitimi alarak  bu bilgileri öğreniyorlar. Psikoloji mezunu bile olsanız okulda rehber öğretmen olarak görev yapmak için pedogojik formasyon eğitimi almalısınız. Çünkü buradaki bilgiler “eğitim pedogojisi” ile ilgili. İçeriğinde sınıf yönetimi, gelişim psikolojisi gibi dersler var. Ama tabii, söyleşinin başında da konuştuğumuz gibi bu bilgileri içselleştirmek, çocukları çok sevmek,  çocuklar ile  iletişime yatkın olmak gibi özellikler öne çıkıyor yine.

Küçük gruplarda ay farkı önemlidir. Yıllarca 72 ay ve sonrası öğrencileri okutmuş bir öğretmen aynı mantıkla 66 aylık çocuğa yaklaşırsa sorun yaşanır. Bildiğim kadarıyla Milli Eğitim Bakanlığı’nın öğretmenlere yönelik hazırlanmış birtakım bilgilendirici çalışmaları var. Ancak öğretmenin de bu konuda kendini geliştirmesi ve güncellemesi gerekir. Karşılaşacağı henüz bir oyun çocuğu çünkü…

Ebru Hanım’a verdiği bilgiler için çok teşekkür ediyoruz :)

Bu konuda olabilecek sorularınızı, aşağıdaki “yorum” bölümünü kullanarak bize iletirseniz, gelecek cevaba 0 km.Bızdıklar’da yer verme şansımız olur. Böylelikle benzer soruları olabilecek başkaları da faydalanır.

Sevgili Ebru Bağran ile direkt kontakt kurmak isterseniz,  iletişim bilgilerini aşağıda bulabilirsiniz:

ebru@ailedanismanlik.com  / www.epsist.org

İlk yorumu siz yapın :).

Yorumunuzu Yazın