Yıldızlar Parladıkça

thumb_star_001

İçten bir e-mail ve beraberinde gelen harika bir yazı. Kimden geldiği bende saklı. Fakat Türkiye’nin hâlâ kırk fırın ekmek yemesi gerektiğini çok net gösteriyor maalesef. Önü açık olan gençlerin kendi akranları tarafından bile engellenmeye çalışılmasını insanın aklı almıyor. Ufak bir çevrede yaşıyoruz. Bunu sık sık hissediyorum. Bizler evlatlarımızın eğitimi için neyimiz varsa ortaya koyuyoruz; hem kültürlü olsun, hem sosyal olsun, hem kuvvetli bir eğitimi olsun istiyoruz.Yakın çevremizde tersini düşünenlere de rastlamıyoruz.

Ancak bu mail beni sarstı.

Kendini geliştirmeye çalışan bir genç kız. Ona destek olan ailesi ve bir “gerçek” öğretmen. Başka meslek yapamadığı için değil, gerçekten çocukları sevdiği, onlara katkıda bulunmayı arzuladığı için bu mesleği seçmiş, mesleğine dört elle sarılan bir öğretmen.

Bu resim harika.

Sorun nerede öyleyse?

Bulundukları çevredekilerin “örümcek” kafalarında. Evet maalesef öyle. Başkalarına karışmak toplumumuzda nedense bir hak olarak görülüyor. Sormadan fikrini söylemek, söylediğinde diretmek, kendi inancını en doğru inanç olarak görüp, bunu empoze etmeye çalışmak… Tipiktir maalesef.

Kafalar da eskide kalınca maalesef bu durum beraberinde sorunları da getiriyor. En başta eğitim sorunu. Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki hâlâ kız çocukların okuması gereksiz görülüyor. Etiket olsun diye okutanlar da var. Ancak nihai amaç toplum tarafından makbul görülen bir “kısmet” ile evlendirmek. Birilerine “vermek”. Bir eşya, herhangi bir hediye gibi.

İşin kötü tarafı, bu genç kızın bahsettiği, kendi akranlarının da benzer bir bakış açısı taşımaları. Erkekler kızların okumasını gereksiz görürken, kızlar da ilk beğendikleri erkek ile evlenebilmeyi hayal ediyor, hedefliyorlar. (Öyle görmüşler, ailedeki örnek ve yönlendirme bu şekilde sonuçta.)

Tüm bu kokuşmuşluğun arasında bir yıldız yükselmeye çalışıyor. Pırıl pırıl parlıyor. Yazı yazmak istiyor. Kendini geliştirmek istiyor. Peki bu konuda yardımcı olması gereken edebiyat öğretmeni ne yapıyor? Yazılan yazıyı beğenmiyor, elinin tersiyle itiyor: “Olmamış!”

Başkası olsa belki de yazı yazmaya küser,  yeteneksiz olduğuna karar verdi. Tek bir kişinin yorumuyla…

Ama o bir yıldız. Parlamaya devam edecek. Etrafındaki başka bir yıldıza yöneliyor. O da bir öğretmen ama alanı bambaşka. Yazmak onun konusu değil. Başka şeyler öğretiyor çocuklara. Fakat bir yıldız her zaman parlar. Öğrencisinin yazısını keyifle okuyup, onu yönlendiriyor, yazı revize ediliyor ve iki yıldız elele tutuşuyorlar. Güzellikler üretiyorlar. Kimbilir bu minik yıldızdan ne kadar güzel yazılar, hikayeler, romanlar çıkacak ileride. Belki o zaman geriye dönüp kendisini beğenmeyen edebiyat öğretmenine kitabını imzalar…

Tüm bunlar olurken çok ilginç bir şey daha gerçekleşiyor. Küçük yıldızı destekleyen öğretmeni birden kendini keşfediyor. Minik yıldız sayesinde o da yazmaya başlıyor. Hem de beni derinden etkileyen bir yazı kaleme alıyor. Minik yıldıza elini uzattığını sanırken aslında minik yıldızın ona yardım ettiğini farkediyor birdenbire.

Sizlerle paylaşmadan rahat edemezdim. İznimi aldım ve burada bu yazıya olduğu gibi yer veriyorum.

“Acaba bu yıldızların artması için bizler neler yapabiliriz?” diye düşünüyorum…

BİR ÖĞRETMENİN GÜNLÜĞÜNDEN

Yazmak.. Kendini ifade etmek.. Kelimelerle insanların ruhuna dokunmak.. Hayatı bütün incelikleriyle hissetmek.. Var olduğunu anlamak.. Hayata bambaşka pencerelerden bakabilmek..

Yazmaya karar verdiğimde ne yazmalıyım diye düşündüm önce . Bu güne kadar hep ertelemiştim yazma isteğimi.. Zaman zaman iç sesim “ artık yazmalısın” dese de duymamazlıktan  gelmiştim..

Sabah   uyanıp  okula gittiğimde  bir öğrencim daha önce Kadınlar Günü ile ilgili yazmış olduğu bir yazısını düzelterek yanıma gelip  bana  tekrar  gösterdi. Kendisini  yazma  konusunda cesaretlendirip, yazısını  gözden geçirerek yanıma tekrar gelmesini  istemiştim. Çok beğendiğimi söyleyince gözleri parladı. O an yazmak için çok geç kaldığımı fark ettim. Aslında cesaretlendirmeye çalıştığım kişi belki de  kendimdim. Birinin bu konuda destek olmasını boşuna beklemiştim..

Bu gencecik pırıl pırıl genç kızın gözlerinde var olma, paylaşma, farkında olma duygularıyla  yazma isteğini ikinci kez görmek  beni o kadar etkilemişti ki. Kendisine yazısının beni de yazmaya teşvik ettiğini söyleyince çok sevinmiş, bu  sefer günlüğünü getirip okumamı istemişti. Bundan daha güzel daha özel bir paylaşım olabilir miydi?

Ayıp ,yasak, günah gibi kavramların kadının genlerine ilmek ilmek işlendiği toplumumuzda; kadın hep bir mücadele içinde. Hep kendini kanıtlama, var olma çabası içinde..  Dernekler, dayanışmalar, kadın hakları mücadelesiyle geçen yıllar.. Oysa tek mücadele vasıtamız gönlümüz olmalı. Yüreğimizle yaptığımız her iş, her eylem, her hareket hak ettiği değeri bulur nasıl olsa. Çünkü o yaralamaz ve kirletmez. En öldürücü silahlara karşı bile en güçlü kalkandır.

İşte onbeş yaşındaki bir genç kızın gözlerinde bu aydınlık mücadelenin ışıltılarını  görmüştüm. “Stresimin asıl nedeni ise tam lise tercihlerimi yaptığım sırada aile büyüklerinin kurduğu cümlelerdi. İşte o cümlelerin bir kaçı: “Bu kızı hiç okutmayın, hem kız kısmı okur mu? Okuyacak ta ne olacak iki gün sonra görücü gelmeye başlar. Şöyle helal süt emmiş efendi birine verirsiniz olur biter…” Ve daha neler  neler. Ne babam ne de annem ağızlarını açıp tek kelime etmediler. Beni okutacaklardı nasıl olsa kim ne derse desin. Asıl üzüldüğüm,  beni bir mal olarak görüp, alıp vermek gibi kelimelerin kullanılmasıydı. Hayat benim hayatım ama hayatımı yönlendiren başkaları. Eminim erkek olsaydım böyle olmazdı. Aklım işte tam bu noktada başıma geldi. Her ne olursa olsun okuyacaktım.” Bu sözler öğrencimin  yüreğinden geliyordu. Gözleri ışıl ışıl parlayan, geleceğe dair umutları olan yüreğinden..

Her cümlesinde ne istediğini bilen, hayatı, insanları sorgulayan, kendisinin farkında olan bir genç kızdı karşımda gördüğüm. Umudun bitmediğini birazcık cesaretlendirmeyle gençlerin içindeki ışığı ortaya çıkarmanın aslında ne kadar kolay olduğunu bir kez daha anlamıştım. Bunca yıllık meslek hayatımda dokunmaya çalıştığım bir çok  öğrencimden biriydi.Edebiyat öğretmeni yazısını beğenmemiş  o da yazısını benimle paylaşmıştı. İlk yazısı anlatım  bozukluklarının olduğu, verilmek istenilen mesajın yerine oturmadığı cümlelerden oluşan bir yazıydı. Fakat duygularını, heyecanını hissetmiştim. Bu yüzden onu cesaretlendirdim. Farkında olmadan bana öyle bir ders vermişti ki. Yazdıkları beğenilmese de yazılarının arkasında durup onları savunabilmeyi, en önemlisi vazgeçmemeyi..

Yazısının devamında okumak konusundaki  kararlılığını, kitaplarını okuyup etkilendiği yazarın hayatına nasıl yön verdiğini, kendisine olan saygısını, haklarını savunarak buna yaraşır bir şekilde yaşayacağını ve kimseye boyun eğmeyeceğini  söyleyerek yazısını tamamlamıştı.

Mutluydum.. Hayatın ne kadar değerli olduğunu, uzattığım elin de benim gibi hayata sımsıkı sarılmak istediğin hissediyordum. Bir genç kızın yüreğine dokunabilmiştim. Hayatın içinde rengarenk açan bir çiçekti artık. Yaşamın ona sunduğu her zorluğu aşabilmek için mücadele edecekti. Yazmaya  devam  edecekti. Etmeliydi de..”

 

5 Yorum
  1. AYŞE
    29 Nisan 2011 | 15:32

    yazınız gerçekten çok güzel olmuş bence o yıldızlar çoğalacaklar önce inanmak karanlığın içinde bir ışık yakmak nasıl sonradan nasıl olsa yol bulunur ama önce inanmak tekrar tebrik ederim

  2. Defne
    29 Nisan 2011 | 23:07

    Asıl elele tutuşan o iki yıldızı tebrik etmek lazım Ayşeciğim. Çok teşekkürler güzel yorumun için :)

  3. AYŞE
    30 Nisan 2011 | 22:35

    o zaman bende yürekten o iki yıldızı da tebrik ediyorum
    böyle öğretmenlere ülkede ihtiyaç var gençlerin çabasını geri çeviren değil gençlere yardım etmeye çalışan öğretmenlere ihtiyaç var

  4. mahmut
    6 Temmuz 2011 | 14:54

    doğrusu bunları okurken o kadar çok yerlere gitimki bilirisiniz.bunları dile getiren bir öğretmenden ziyade bir insan olabilmek daha çok önemlidir.duygulandığım kadarda şaşırdım.nedenmi bunu zaten yazılarınızda belli etmişsiniz.işte bütün mesele bu balık verme yerine, ona balık tutumayı öğretebilmek.emin olun gerisini zaten getirecektir.gelişim ve başarılarınızın devamını dilerim.

  5. hacer
    6 Temmuz 2011 | 18:29

    İnsanlar birbirlerinin kaderini bir şekilde etkiliyebiliyorlar. Özellikle biz öğretmenler öğrencileri hem olumlu hem olumsuz yönde etkiliyebiliyoruz. Bunu yapaken kimi zaman bilinçli kimi zamanda farkında olmadan yapabiliyoruz. İnsanın doğru zamanda doğru yerde olması çok önemli… İnanıyorum ki birçok öğrencimin iyi yerlere gelmesinde payım var. inşallah daha nice yıldızların el birliği ile parlamasını ve ışığı ile yeni nesileri aydınlatmasını sağlayabiliriz…

Yorumunuzu Yazın

Yıldızlar Parladıkça

thumb_star_001

İçten bir e-mail ve beraberinde gelen harika bir yazı. Kimden geldiği bende saklı. Fakat Türkiye’nin hâlâ kırk fırın ekmek yemesi gerektiğini çok net gösteriyor maalesef. Önü açık olan gençlerin kendi akranları tarafından bile engellenmeye çalışılmasını insanın aklı almıyor. Ufak bir çevrede yaşıyoruz. Bunu sık sık hissediyorum. Bizler evlatlarımızın eğitimi için neyimiz varsa ortaya koyuyoruz; hem kültürlü olsun, hem sosyal olsun, hem kuvvetli bir eğitimi olsun istiyoruz.Yakın çevremizde tersini düşünenlere de rastlamıyoruz.

Ancak bu mail beni sarstı.

Kendini geliştirmeye çalışan bir genç kız. Ona destek olan ailesi ve bir “gerçek” öğretmen. Başka meslek yapamadığı için değil, gerçekten çocukları sevdiği, onlara katkıda bulunmayı arzuladığı için bu mesleği seçmiş, mesleğine dört elle sarılan bir öğretmen.

Bu resim harika.

Sorun nerede öyleyse?

Bulundukları çevredekilerin “örümcek” kafalarında. Evet maalesef öyle. Başkalarına karışmak toplumumuzda nedense bir hak olarak görülüyor. Sormadan fikrini söylemek, söylediğinde diretmek, kendi inancını en doğru inanç olarak görüp, bunu empoze etmeye çalışmak… Tipiktir maalesef.

Kafalar da eskide kalınca maalesef bu durum beraberinde sorunları da getiriyor. En başta eğitim sorunu. Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki hâlâ kız çocukların okuması gereksiz görülüyor. Etiket olsun diye okutanlar da var. Ancak nihai amaç toplum tarafından makbul görülen bir “kısmet” ile evlendirmek. Birilerine “vermek”. Bir eşya, herhangi bir hediye gibi.

İşin kötü tarafı, bu genç kızın bahsettiği, kendi akranlarının da benzer bir bakış açısı taşımaları. Erkekler kızların okumasını gereksiz görürken, kızlar da ilk beğendikleri erkek ile evlenebilmeyi hayal ediyor, hedefliyorlar. (Öyle görmüşler, ailedeki örnek ve yönlendirme bu şekilde sonuçta.)

Tüm bu kokuşmuşluğun arasında bir yıldız yükselmeye çalışıyor. Pırıl pırıl parlıyor. Yazı yazmak istiyor. Kendini geliştirmek istiyor. Peki bu konuda yardımcı olması gereken edebiyat öğretmeni ne yapıyor? Yazılan yazıyı beğenmiyor, elinin tersiyle itiyor: “Olmamış!”

Başkası olsa belki de yazı yazmaya küser,  yeteneksiz olduğuna karar verdi. Tek bir kişinin yorumuyla…

Ama o bir yıldız. Parlamaya devam edecek. Etrafındaki başka bir yıldıza yöneliyor. O da bir öğretmen ama alanı bambaşka. Yazmak onun konusu değil. Başka şeyler öğretiyor çocuklara. Fakat bir yıldız her zaman parlar. Öğrencisinin yazısını keyifle okuyup, onu yönlendiriyor, yazı revize ediliyor ve iki yıldız elele tutuşuyorlar. Güzellikler üretiyorlar. Kimbilir bu minik yıldızdan ne kadar güzel yazılar, hikayeler, romanlar çıkacak ileride. Belki o zaman geriye dönüp kendisini beğenmeyen edebiyat öğretmenine kitabını imzalar…

Tüm bunlar olurken çok ilginç bir şey daha gerçekleşiyor. Küçük yıldızı destekleyen öğretmeni birden kendini keşfediyor. Minik yıldız sayesinde o da yazmaya başlıyor. Hem de beni derinden etkileyen bir yazı kaleme alıyor. Minik yıldıza elini uzattığını sanırken aslında minik yıldızın ona yardım ettiğini farkediyor birdenbire.

Sizlerle paylaşmadan rahat edemezdim. İznimi aldım ve burada bu yazıya olduğu gibi yer veriyorum.

“Acaba bu yıldızların artması için bizler neler yapabiliriz?” diye düşünüyorum…

BİR ÖĞRETMENİN GÜNLÜĞÜNDEN

Yazmak.. Kendini ifade etmek.. Kelimelerle insanların ruhuna dokunmak.. Hayatı bütün incelikleriyle hissetmek.. Var olduğunu anlamak.. Hayata bambaşka pencerelerden bakabilmek..

Yazmaya karar verdiğimde ne yazmalıyım diye düşündüm önce . Bu güne kadar hep ertelemiştim yazma isteğimi.. Zaman zaman iç sesim “ artık yazmalısın” dese de duymamazlıktan  gelmiştim..

Sabah   uyanıp  okula gittiğimde  bir öğrencim daha önce Kadınlar Günü ile ilgili yazmış olduğu bir yazısını düzelterek yanıma gelip  bana  tekrar  gösterdi. Kendisini  yazma  konusunda cesaretlendirip, yazısını  gözden geçirerek yanıma tekrar gelmesini  istemiştim. Çok beğendiğimi söyleyince gözleri parladı. O an yazmak için çok geç kaldığımı fark ettim. Aslında cesaretlendirmeye çalıştığım kişi belki de  kendimdim. Birinin bu konuda destek olmasını boşuna beklemiştim..

Bu gencecik pırıl pırıl genç kızın gözlerinde var olma, paylaşma, farkında olma duygularıyla  yazma isteğini ikinci kez görmek  beni o kadar etkilemişti ki. Kendisine yazısının beni de yazmaya teşvik ettiğini söyleyince çok sevinmiş, bu  sefer günlüğünü getirip okumamı istemişti. Bundan daha güzel daha özel bir paylaşım olabilir miydi?

Ayıp ,yasak, günah gibi kavramların kadının genlerine ilmek ilmek işlendiği toplumumuzda; kadın hep bir mücadele içinde. Hep kendini kanıtlama, var olma çabası içinde..  Dernekler, dayanışmalar, kadın hakları mücadelesiyle geçen yıllar.. Oysa tek mücadele vasıtamız gönlümüz olmalı. Yüreğimizle yaptığımız her iş, her eylem, her hareket hak ettiği değeri bulur nasıl olsa. Çünkü o yaralamaz ve kirletmez. En öldürücü silahlara karşı bile en güçlü kalkandır.

İşte onbeş yaşındaki bir genç kızın gözlerinde bu aydınlık mücadelenin ışıltılarını  görmüştüm. “Stresimin asıl nedeni ise tam lise tercihlerimi yaptığım sırada aile büyüklerinin kurduğu cümlelerdi. İşte o cümlelerin bir kaçı: “Bu kızı hiç okutmayın, hem kız kısmı okur mu? Okuyacak ta ne olacak iki gün sonra görücü gelmeye başlar. Şöyle helal süt emmiş efendi birine verirsiniz olur biter…” Ve daha neler  neler. Ne babam ne de annem ağızlarını açıp tek kelime etmediler. Beni okutacaklardı nasıl olsa kim ne derse desin. Asıl üzüldüğüm,  beni bir mal olarak görüp, alıp vermek gibi kelimelerin kullanılmasıydı. Hayat benim hayatım ama hayatımı yönlendiren başkaları. Eminim erkek olsaydım böyle olmazdı. Aklım işte tam bu noktada başıma geldi. Her ne olursa olsun okuyacaktım.” Bu sözler öğrencimin  yüreğinden geliyordu. Gözleri ışıl ışıl parlayan, geleceğe dair umutları olan yüreğinden..

Her cümlesinde ne istediğini bilen, hayatı, insanları sorgulayan, kendisinin farkında olan bir genç kızdı karşımda gördüğüm. Umudun bitmediğini birazcık cesaretlendirmeyle gençlerin içindeki ışığı ortaya çıkarmanın aslında ne kadar kolay olduğunu bir kez daha anlamıştım. Bunca yıllık meslek hayatımda dokunmaya çalıştığım bir çok  öğrencimden biriydi.Edebiyat öğretmeni yazısını beğenmemiş  o da yazısını benimle paylaşmıştı. İlk yazısı anlatım  bozukluklarının olduğu, verilmek istenilen mesajın yerine oturmadığı cümlelerden oluşan bir yazıydı. Fakat duygularını, heyecanını hissetmiştim. Bu yüzden onu cesaretlendirdim. Farkında olmadan bana öyle bir ders vermişti ki. Yazdıkları beğenilmese de yazılarının arkasında durup onları savunabilmeyi, en önemlisi vazgeçmemeyi..

Yazısının devamında okumak konusundaki  kararlılığını, kitaplarını okuyup etkilendiği yazarın hayatına nasıl yön verdiğini, kendisine olan saygısını, haklarını savunarak buna yaraşır bir şekilde yaşayacağını ve kimseye boyun eğmeyeceğini  söyleyerek yazısını tamamlamıştı.

Mutluydum.. Hayatın ne kadar değerli olduğunu, uzattığım elin de benim gibi hayata sımsıkı sarılmak istediğin hissediyordum. Bir genç kızın yüreğine dokunabilmiştim. Hayatın içinde rengarenk açan bir çiçekti artık. Yaşamın ona sunduğu her zorluğu aşabilmek için mücadele edecekti. Yazmaya  devam  edecekti. Etmeliydi de..”

 

5 Yorum
  1. AYŞE
    29 Nisan 2011 | 15:32

    yazınız gerçekten çok güzel olmuş bence o yıldızlar çoğalacaklar önce inanmak karanlığın içinde bir ışık yakmak nasıl sonradan nasıl olsa yol bulunur ama önce inanmak tekrar tebrik ederim

  2. Defne
    29 Nisan 2011 | 23:07

    Asıl elele tutuşan o iki yıldızı tebrik etmek lazım Ayşeciğim. Çok teşekkürler güzel yorumun için :)

  3. AYŞE
    30 Nisan 2011 | 22:35

    o zaman bende yürekten o iki yıldızı da tebrik ediyorum
    böyle öğretmenlere ülkede ihtiyaç var gençlerin çabasını geri çeviren değil gençlere yardım etmeye çalışan öğretmenlere ihtiyaç var

  4. mahmut
    6 Temmuz 2011 | 14:54

    doğrusu bunları okurken o kadar çok yerlere gitimki bilirisiniz.bunları dile getiren bir öğretmenden ziyade bir insan olabilmek daha çok önemlidir.duygulandığım kadarda şaşırdım.nedenmi bunu zaten yazılarınızda belli etmişsiniz.işte bütün mesele bu balık verme yerine, ona balık tutumayı öğretebilmek.emin olun gerisini zaten getirecektir.gelişim ve başarılarınızın devamını dilerim.

  5. hacer
    6 Temmuz 2011 | 18:29

    İnsanlar birbirlerinin kaderini bir şekilde etkiliyebiliyorlar. Özellikle biz öğretmenler öğrencileri hem olumlu hem olumsuz yönde etkiliyebiliyoruz. Bunu yapaken kimi zaman bilinçli kimi zamanda farkında olmadan yapabiliyoruz. İnsanın doğru zamanda doğru yerde olması çok önemli… İnanıyorum ki birçok öğrencimin iyi yerlere gelmesinde payım var. inşallah daha nice yıldızların el birliği ile parlamasını ve ışığı ile yeni nesileri aydınlatmasını sağlayabiliriz…

Yorumunuzu Yazın