-->

Yükünüzü Azaltın, Hafifleyin

thb_cocuklaricin22092011

Neden bahsediyorum acaba? Kıyafetlerden mi? Şu iki seneden fazla dolapta bekleyen ancak kimselere vermeye kıyamadığınız değerli kıyafetlerden mi?

Yoksa kilolardan mı bahsediyorum acaba? Hani hep kıyafet alırken sizi rahatsız eden, tam pantalonun fermuarını çekmişken, belinizin yanından fışkıran o feci görüntüyü azaltmaktan mı bahsediyorum?

Ya da ruhsal anlamda kafanızı kurcalayan, sizi huzursuz eden binlerce minik ya da büyük boyuttaki sivrisinek vızıltıları hakkında mı yazacağım?

Hayır.

Aslında bunların her biri ayrı bir konu olmayı haketse de, bu sefer daha farklı bir yükten bahsedeceğim: Arkadaşlardan!!!

Şimdi bu yazıyı okuyan arkadaşlarım hemen koltuklarında daha bir dikleşecekler, kaşlar havaya kalkacak… Ama sabredin biraz, okuyunca eminim bana hak vereceksiniz. Umarım yazının sonunda hâlâ beni arkadaş olarak istiyor olursunuz :)

Arkadaşlıklar çok küçük yaşta oluşmaya başlıyor. O kadar ki bazılarının nasıl oluşuverdiğini anlayamıyoruz bile. Bir bakmışsınız kocaman bir insan olmuşsunuz ve “arkadaşım” dediğiniz kişi ile aslında hiç de ortak bir yanınız yok. Ama sürdürüyorsunuz arkadaşlığınızı çünkü aksi size zor geliyor. O insanı hayatınızdan çıkartmak belki de daha fazla çaba sarfetmenizi gerektiriyor.

En çok arkadaş edindiğimiz yerler okullarımız aslında. Özellikle bizim
bızdıklar iki yaş itibari ile kendileri farkında olmadan, daha çok bizlerin yönlendirmesiyle arkadaş ediniyorlar. İlköğretim, ortaokul, lise ve üniversite derken sıra iş hayatına geliyor ve orada da insan (eğer şanslıysa) birkaç sıkı arkadaş edinebiliyor.

Sonunda elinizde bir arkadaş havuzu oluyor. (Eğer çok antipatik bir tip değilseniz…)

Fakat bu arkadaşlıklardan hangisi sizi gerçekten mutlu ediyor, size bir şeyler katıyor?

Arkadaşlığa çok değer veren bir insan olarak, benim dostlarım için yapmayacağım yoktur. Geçmişte zaman zaman bunun acısını da çekmişimdir. Bazı şeylerin yapılmaması gerektiğini, istenilene “hayır” denmesinin herkes için daha hayırlı olacağını yaşadığım tecrübeler sayesinde öğrendim…

Fakat arkadaşlık denilen ilişki şekli emek harcanmadan, birbirine katkıda bulunmadan büyümüyor, gelişmiyor, güzelleşmiyor. Aynı zamanda karşılıklı anlayışı ve desteği de gerektiriyor.

Hani bazı arkadaşlarınızla buluşup birkaç saat geçirdikten sonra evinize giderken kendinizi rahatlamış hissedersiniz ya? İşte o güzel bir arkadaşlık. Faydalı. Hem size, hem onlara (eğer onlar da aynı hisleri paylaşıyorsa)…

Öte yandan bu durumun tersi de söz konusu olabiliyor bazen. Bazı arkadaşlarınız nedenini bilmediğiniz şekilde sizden enerji alıp götürür. Nedendir acaba? Bu arkadaşlığı belki prensipte “kaybetmekten” korktuğunuzdan, belki alışkanlıktan, belki de farkında olmadığınızdan sürdürürsünüz ve her buluşma sizi biraz daha yorar.

Çok seneler önce bunun farkına vardığımda hayatımdan çıkarttığım kişiler olmuştu. Zor bir karardı ama çok doğruydu. Gerçekten beni mutsuz ediyorlardı ve ben geç de olsa bunu haketmediğimin farkına vardım. Hemen harekete geçtim ve omuzlarımdan müthiş bir yük kalktı!!!

Bir başka tecrübe ise kendimce daha farklı bir konumda gördüğüm arkadaşlarımı aslında gerçekte oldukları gibi görüp kabul etmek olmuştu. Bu da benim için çok önemli bir öğretiydi. Sonuçta iyi arkadaşlarımdı ancak hayata bakışları ve dostluk anlayışları benden çok farklıydı. Onlardan verebileceklerinden fazlasını beklemediğim noktada mutlu olmuştum.

Geçenlerde konuyla ilgili okuduğum bir yazıda, arkadaşlığın zehirli bir varil olduğunu anlamanın yollarından bahsediyordu. Dikkat etmeniz gereken özellikler:

*Her buluşmadan sonra tükenmiş hissediyorsanız

*Buluşmalardan üzgün ya da kızgın ayrılıyorsanız

*Hakkınızda kötücül dedikodular yayıyorsa

*Eşiniz ya da sevgilinizle küçük küçük flört ettiğini fark ettiyseniz

*Başarılarınızı tebrik etmiyorsa

*Tüm sorunlarını sizin sırtınıza yüklüyor ama hiç tavsiyenizi dinlemiyorsa

*Zor zamanlar geçirirken telefonlarınıza çıkmıyorsa

O zaman böyle bir arkadaşlığı devam ettirmenin faydadan çok zararı var.

Mayacığıma bu konuda yardımcı olmayı umsam da maalesef arkadaşlık
ve arkadaş seçimleri ancak tecrübe ile öğreniliyor.

Yine de ona söyleyeceğim, sık sık kendime de hatırlattığım çok kısa birkaç cümle olacaktır: Arkadaşlık rahat olmalı, sana yük olmamalı, seni suçlu hissettirmemeli. Belirli şartlar ve kurallar çerçevesinde sürdürülmemeli. Hafif olmalı, hafif :)

2 Yorum
  1. Ebru m
    26 Kasım 2010 | 02:03

    Defnecim cok guzel ve anlamli bir yazi. katiliyorum arkadaslik hafif olmali, sitemler, sahiplenmeler olmamali. Yaninda gulumsiyebildigin, yaninda zamanin nasil gectigini bilemedigin dostluklari olmali hayatta insanin.. Ben sanslilardanim;)

  2. Defne
    27 Kasım 2010 | 13:02

    Ben de öyle Ebrucuğum… Çok sevgiler :)

Yorumunuzu Yazın

Yükünüzü Azaltın, Hafifleyin

thb_cocuklaricin22092011

Neden bahsediyorum acaba? Kıyafetlerden mi? Şu iki seneden fazla dolapta bekleyen ancak kimselere vermeye kıyamadığınız değerli kıyafetlerden mi?

Yoksa kilolardan mı bahsediyorum acaba? Hani hep kıyafet alırken sizi rahatsız eden, tam pantalonun fermuarını çekmişken, belinizin yanından fışkıran o feci görüntüyü azaltmaktan mı bahsediyorum?

Ya da ruhsal anlamda kafanızı kurcalayan, sizi huzursuz eden binlerce minik ya da büyük boyuttaki sivrisinek vızıltıları hakkında mı yazacağım?

Hayır.

Aslında bunların her biri ayrı bir konu olmayı haketse de, bu sefer daha farklı bir yükten bahsedeceğim: Arkadaşlardan!!!

Şimdi bu yazıyı okuyan arkadaşlarım hemen koltuklarında daha bir dikleşecekler, kaşlar havaya kalkacak… Ama sabredin biraz, okuyunca eminim bana hak vereceksiniz. Umarım yazının sonunda hâlâ beni arkadaş olarak istiyor olursunuz :)

Arkadaşlıklar çok küçük yaşta oluşmaya başlıyor. O kadar ki bazılarının nasıl oluşuverdiğini anlayamıyoruz bile. Bir bakmışsınız kocaman bir insan olmuşsunuz ve “arkadaşım” dediğiniz kişi ile aslında hiç de ortak bir yanınız yok. Ama sürdürüyorsunuz arkadaşlığınızı çünkü aksi size zor geliyor. O insanı hayatınızdan çıkartmak belki de daha fazla çaba sarfetmenizi gerektiriyor.

En çok arkadaş edindiğimiz yerler okullarımız aslında. Özellikle bizim
bızdıklar iki yaş itibari ile kendileri farkında olmadan, daha çok bizlerin yönlendirmesiyle arkadaş ediniyorlar. İlköğretim, ortaokul, lise ve üniversite derken sıra iş hayatına geliyor ve orada da insan (eğer şanslıysa) birkaç sıkı arkadaş edinebiliyor.

Sonunda elinizde bir arkadaş havuzu oluyor. (Eğer çok antipatik bir tip değilseniz…)

Fakat bu arkadaşlıklardan hangisi sizi gerçekten mutlu ediyor, size bir şeyler katıyor?

Arkadaşlığa çok değer veren bir insan olarak, benim dostlarım için yapmayacağım yoktur. Geçmişte zaman zaman bunun acısını da çekmişimdir. Bazı şeylerin yapılmaması gerektiğini, istenilene “hayır” denmesinin herkes için daha hayırlı olacağını yaşadığım tecrübeler sayesinde öğrendim…

Fakat arkadaşlık denilen ilişki şekli emek harcanmadan, birbirine katkıda bulunmadan büyümüyor, gelişmiyor, güzelleşmiyor. Aynı zamanda karşılıklı anlayışı ve desteği de gerektiriyor.

Hani bazı arkadaşlarınızla buluşup birkaç saat geçirdikten sonra evinize giderken kendinizi rahatlamış hissedersiniz ya? İşte o güzel bir arkadaşlık. Faydalı. Hem size, hem onlara (eğer onlar da aynı hisleri paylaşıyorsa)…

Öte yandan bu durumun tersi de söz konusu olabiliyor bazen. Bazı arkadaşlarınız nedenini bilmediğiniz şekilde sizden enerji alıp götürür. Nedendir acaba? Bu arkadaşlığı belki prensipte “kaybetmekten” korktuğunuzdan, belki alışkanlıktan, belki de farkında olmadığınızdan sürdürürsünüz ve her buluşma sizi biraz daha yorar.

Çok seneler önce bunun farkına vardığımda hayatımdan çıkarttığım kişiler olmuştu. Zor bir karardı ama çok doğruydu. Gerçekten beni mutsuz ediyorlardı ve ben geç de olsa bunu haketmediğimin farkına vardım. Hemen harekete geçtim ve omuzlarımdan müthiş bir yük kalktı!!!

Bir başka tecrübe ise kendimce daha farklı bir konumda gördüğüm arkadaşlarımı aslında gerçekte oldukları gibi görüp kabul etmek olmuştu. Bu da benim için çok önemli bir öğretiydi. Sonuçta iyi arkadaşlarımdı ancak hayata bakışları ve dostluk anlayışları benden çok farklıydı. Onlardan verebileceklerinden fazlasını beklemediğim noktada mutlu olmuştum.

Geçenlerde konuyla ilgili okuduğum bir yazıda, arkadaşlığın zehirli bir varil olduğunu anlamanın yollarından bahsediyordu. Dikkat etmeniz gereken özellikler:

*Her buluşmadan sonra tükenmiş hissediyorsanız

*Buluşmalardan üzgün ya da kızgın ayrılıyorsanız

*Hakkınızda kötücül dedikodular yayıyorsa

*Eşiniz ya da sevgilinizle küçük küçük flört ettiğini fark ettiyseniz

*Başarılarınızı tebrik etmiyorsa

*Tüm sorunlarını sizin sırtınıza yüklüyor ama hiç tavsiyenizi dinlemiyorsa

*Zor zamanlar geçirirken telefonlarınıza çıkmıyorsa

O zaman böyle bir arkadaşlığı devam ettirmenin faydadan çok zararı var.

Mayacığıma bu konuda yardımcı olmayı umsam da maalesef arkadaşlık
ve arkadaş seçimleri ancak tecrübe ile öğreniliyor.

Yine de ona söyleyeceğim, sık sık kendime de hatırlattığım çok kısa birkaç cümle olacaktır: Arkadaşlık rahat olmalı, sana yük olmamalı, seni suçlu hissettirmemeli. Belirli şartlar ve kurallar çerçevesinde sürdürülmemeli. Hafif olmalı, hafif :)

2 Yorum
  1. Ebru m
    26 Kasım 2010 | 02:03

    Defnecim cok guzel ve anlamli bir yazi. katiliyorum arkadaslik hafif olmali, sitemler, sahiplenmeler olmamali. Yaninda gulumsiyebildigin, yaninda zamanin nasil gectigini bilemedigin dostluklari olmali hayatta insanin.. Ben sanslilardanim;)

  2. Defne
    27 Kasım 2010 | 13:02

    Ben de öyle Ebrucuğum… Çok sevgiler :)

Yorumunuzu Yazın